Annen yok, kimsen yok”

                                         Doğan Cüceloğlu

Üç hafta önce kaybettiğimiz değerli insanımız psikolog Doğan Cüceloğlu’nun bir televizyon programında söylediği bu sözleri sarf ederken; dede olmuş yaşına rağmen  gözyaşlarına hakim olamaması  anne travmanın ne kadar büyük olduğunun göstergesiydi adeta. “Kağıttan Hayatlar”; deyim yerindeyse bu sözü kanıtlayan bir film olmuş…

İstanbul’un milyonlarca penceresinden yayılan ışıklarla açılan sahne ışıltılı hayatları şöyle bir teğet geçerek bizi loş ve karanlık sokaklara götürürken mesajı ilk sahnede veriyor. Her ışığın ardında bir karanlık vardır. Öyle ya Ay’ın  arkasında gece, gündüzün arkasında gece devinimli olarak birbirini doğururlar. Anne de çocuğunu doğurur ve onun hayatındaki en görkemli ışık olur. Anne çocuğun güneşidir, o güneş söndüğü zaman çocuk karanlıklardan bir daha çıkamaz…

Edebiyatçı kimliğimle psikolojinin insan kimliğinde en büyük rolü oynadığına inandığım için dönüp dolaşıp Freud’ü okurum. Bugünlerde  Netflix’te Freud dizisini izliyordum, Doğan Cüceloğlu’nun da “Var mısın” kitabı elimdeydi; iyi bir tesadüfle böyle bir zamanımda filmi izlerken taşları bu iki eser üzerinden oturtmam kaçınılmaz oldu. Cüceloğlu kitabın giriş cümlesinde şöyle diyor: Birey yaşamın anlamını ancak bir ekip içinde sorumluluk alarak bulur…

Doğal olarak ilk ekip ailedir. Anne, baba, kardeştir. Çocuk eğer bu ekibin bir parçası olamıyorsa hayatın da parçası olamıyor.

Filmin baş karakteri Mehmet (Çağatay Ulusoy) aile ekibinin içinde var olamamış; daha doğrusu parçalanmış bir ailede üvey baba zulmü ile kısa bir çocukluk evresi geçirmiş, sonrasında sokakların anneliğine sığınmış, sokak çocuklarıyla ve kağıt toplayıcıları ile ekibini kurmuş o topluluk içinde sorumluluğunu en iyi şekilde yerine getirmeye çalışan bir kişi olarak karşımıza çıkıyor. Var olmaya çalışırken fiziksel ve ruhsal acılar içinde kıvranırken iyi niyetinden taviz vermiyor; gel gör ki var olmaya çalıştıkça tükeniyor. Onu sokakta bulan ve yanında yetiştiren Tahsin baba (Turgay Tanülkü) oğlu gibi sevdiği Mehmet’i kurtarmaya ve gerçekleri ona göstermeye artık gücü yetmiyor. Yakın arkadaşı olarak Gonzi (Ersin Arıcı) de her düştüğünde onu yerden kaldıran kişi olarak bu görevini son olarak yerine getiremiyor. Çocuk kahramanımız Ali (Emir Ali Doğrul) ise onu iyileştiremiyor. Çünkü o çocuk da yaralı!  O çocukluk iyileşseydi belki Mehmet de iyileşecekti…

İtiraf etmeliyim ki Yönetmen Can Ulkay’ın en beğendiğim filmi “Kağıttan Hayatlar” oldu. Ayla, Müslüm, Türk İşi Dondurma filmlerini izlemiş, Ayla ve Müslüm’e de eleştiri yazmıştım. Eleştirimde kurgunun, prodüksiyonun son derece başarılı olduğuna vurgu yaparken hikayesinin yüzeyde kaldığını, hikayenin arkasına ve derinine bakmadığını söylemiştim. Bu kez deyim yerindeyse ön tarafa değil arka tarafa bakmış, başarılı bir şekilde de seyirciye aktarmış. Freud‘a göre bilinçaltımız  karanlıktır, bütün çöplükler oraya birikir. İşte bu kez yönetmen  bilincin çöplükleriyle gerçek hayatın çöplüklerinin hem ayrıştırmasını hem de harmanlamasını yapmış. Tabii bu arada dikkati sokak çocuklarına ve bir bakıma doğanın çöplerini ayrıştırma kahramanları olan kağıt toplayıcılarına çekerek…

Her gün onlarcasına rastladığımız ve çoğu zaman fark etmediğimiz; daha doğrusu aşina olduğumuz, görmezden geldiğimiz bu kişileri görün demeyi ihmal etmiyor.  En beğendiğim noktalardan biri de insanların bu dramını trajediye dönüştürmüyor. Onlar da diğer insanlar gibi gülüyorlar, eğleniyorlar, espri yapıyorlar. hayatlarını kabullenmiş ve onu ne olursa olsun güzelleştirmeye çalışıyorlar. Film, zaman zaman çocukluğumuzda okuduğumuz  Kemalettin Tuğcu hikayesi kıvamına gelse de köpük bir anda dağılıyor. Gözyaşına boğmuyor, hayatın içinde her şey var doğallığında akıp gidiyor…

Yönetmen birkaç sanatsal görüntü vermeyi de ihmal etmiyor. Şehrin büyük tablosu altında Mehmet’in ve Ali’nin görüntüsü, Evinin çeşitli açılardan kadraja alınmış görüntüsü, sokağa dizilmiş sokak çocuklarının görüntüsü ve son sahnede bir nehrin içinde akan fotoğraf görüntüsü…

Nehrin içinde akan fotoğraf, insan hayatının metaforu, sadece fotoğraflarda kalıyoruz ve yaşam denen nehir bizi sürükleyip götürüyor. Çok etkileyici idi… 

Yalnız Ali’nin kim olduğunu son sahnede belirtmeyip, seyircinin aklında soru işareti  bıraksaydı çok daha iyi olurdu, onu açıklamak filmin ağırlığını hafifletmiş diyebilirim.  Sonradan tam adının Mehmet Ali olarak öğrendiğimiz karakterin (ki çok akıllıca bir yöntem) Mehmet’in kahramanın kendisi, Ali’nin ise çocukluğu olduğunu bizim keşfetmemiz çok daha anlamlı olacaktı.

Oyunculuklar da başarılıydı, Çağatay o yakışıklılığına rağmen kağıt toplayıcısı olmuş, bazen rolünde abartıya kaçsa da genel hatlarıyla iyiydi, Turgay Tanülkü doğal bir karakter oyuncusu zaten hiç söz yok, Ersin Aracı’yı da  fazla tanımamakla birlikte son derece başarılı buldum. Çocuk oyuncu Emir Ali Doğru ise birkaç gün önce yeniden seyrettiğim  “Bisiklet hırsızları” ndaki Bruno kadar olmasa da  yaşına göre iyi oynamış…

Film tahminleri boşa çıkarıp ters köşe yapıyor. Bu yönüyle de takdiri hak ediyor. Ayrıca önceden “Mücadele Çıkmazı” olan filmin adının değiştirilmesi isabet olmuş. Yoksa başlık düz ve arabesk olacaktı. Kağıttan Hayatlar daha şiirsel ve birçok anlamı beraberinde getiriyor.

Ve araya serpiştirilen müzikler; arabesk, rap, türkü, şarkı (hamam sahnesindeki) roman havası, özgün…

İnsan çeşitliliğimiz içinde herkese bir müzik, hayatımızın çeşitli renkleri…

Yönetmenin Müslüm sevgisi “İtirazım var” şarkısıyla yenilenmiş.  Bu şarkıya itirazım olsa da çok sevdiğim Neşet Ertaş’tan bir türkü itirazımı geçiştirdi. Hele son sahnedeki Selda’nın “Ağlama anne” şarkısı çok iyi bir final oldu. Eğer son sahnede söylenen şarkıyı film bittikten sonra defalarca dinliyorsam filmden etkilenmişim demektir. Bu kez de öyle yaptım. Kulaklığımı takıp terasa çıktım, kahvemi yudumlarken Selda’nın bu şarkısını dinledim. Terastan şöyle bir aşağıya baktım. bir kağıt toplayıcısı çöp konteynerinin başındaydı…

Hangi duygularla baktığımı siz okuyuculara bırakıyorum.

Bir film bir farkındalık yaratıyorsa başarılıdır. 

Bilincin çekmecelerinde herkesin  çocukluğuna dair mutlu anlar bulacağı bir dünya dileğiyle…

İyi seyirler…

Yönetmen : Can Ulkay

Senaryo : Ercan Mehmet Erdem

Görüntü Yönetmeni : Serkan Güler

Kurgu :

Müzik : Ömer Özgür

Oyuncular : Çağatay Ulusoy, Ersin Arıcı, Emir Ali Doğrul, Turgay Tanülkü, Selen Öztürk, Tomris Çetinel

Türkiye / Dram / 96 Dk.

Film notum:

4 YORUMLAR

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here