”Biz insanoğlu, bu dünyanın sahibi değiliz. Burada sadece misafiriz.”

Kong: Kafatası Adası, King Kong’un 1933’ten bu yana 10. sinema filmi olarak karşımıza çıkıyor.  Siyah-beyaz filmlerle ilk anlatı hikayelerine başlayan sinema endüstrisinin en uzun soluklu, kült karakterlerinden biridir Kong. Her dönem ilgi çekici oluşu, tüm dünyaca bilinen ünüyle Kong, bu kez üzerine pek çalışılmamış bir remake ile beyaz perdeye yansıyor.


Üzerine pek çalışılmadığı bu filmden 12 yıl önce Peter Jackson tarafından çekilen ”King Kong” uyarlamasını düşündüğümüzde basitçe anlaşılıyor. Zira sinemanın ilk yıllarından beri aynı şekilde işlenen bir hikayeyi 10. kez seyirci karşısına taşırken hikayede yenilikler, dramatik ya da aksiyonel gelişmeler arıyorsunuz fakat bulmak ne mümkün. P.Jackson’ın versiyonunda Kong, dünyada varlığının devam ettiği bilinmeyen dinazorlarla mücadele ediyordu ve ilk çağlardan kalan bilim-kurgu filmlerinde görebileceğimiz özende farklı canlı türleri ( insanları yutan dişli pembe solucanları kim unutabilir ki ) vardı ve Kong’un varlığını yadırgamayacağımız alternatif bir dünya sunuyordu film bize. Bu filmde ise, Kong’un var olduğu film evreninde ne olduğu belirsiz, altı doldurulamayan süper kahraman filmlerinden fırlamış gibi görünen aşırı CGI sürüngenler ve bilinen hayvanların böceklerin mutant benzeri dev versiyonları var. Bu durum, filmin inandırıcılığını önemli ölçüde baltalamış ve seyirciyi Kong’un yaşadığı dünyaya inandırmaya oldukça zorlamış.

Önce Hollywood’da daha sonra Japon sinemasında ve sonra tekrar Hollywood’da gördüğümüz Kong filmleri yaklaşık olarak her on yılda bir endüstri konu bakımından sıkıştığında tekrar ısıtılıp önümüze konuyor. Bununla birlikte IMDB’de 2020 tarihli bir King Kong vs. Godzilla hazırlığı dikkatimi çekti. Bu iki karakter daha öncede versus filmi bulunan karakterler, halihazırda geçtiğimiz yıl da Godzilla uyarlaması izlediğimizde yeni jenerasyona sinemanın ”dev” karakterleri tanıtılıyor diyebiliriz. Bu yılki Kong: Kafatası Adası filmi de bu tanıtımın hazırlıksız ve aceleye gelen bir parçası olmuş.

Kong: Kafatası Adası, Vietnam Savaşı’ndan hemen sonraki yılarda geçiyor. Bu filmin diğer Kong filmlerinden en büyük farkı Vietnam, II.Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş dönemlerine girip çıkan, savaş sonrası sosuna batırılmış bir uyarlama olması. Böylesine bir tercih filmin egzotik yapısıyla uyuşuyor ve seyir zevkini artırıyor.

 

Konusu, Amerikan hükümetine bağlı bir grup araştırmacı dünya üzerinde keşfedilmemiş, balta girmemiş gizemli bir ada olduğunu farkeder. Askeri refakatle adada ne olduğunu öğrenmek için yola çıkarlar. Adaya giderken özel bir amaçları olmayan ekip başlarındaki diplomatlarından izin alırken bir çok alternatif sayar. ( kansere çare olabilecek bitkiler, yeni yer altı kaynakları vs.) Yanlarına askeri güç ve bir de kadın savaş fotoğrafçısı alan ekip, yeraltı kaynaklarını öğrenmek ve adanın haritasını oluşturmak için yeraltına sismik bombalar yerleştirmek üzere helikopterlerle hareket ederken, adanın (evin) sahibi Kong onları karşılıyor ve macera başlıyor.

Kong, bu filmde 2005’deki Peter Jackson versiyonuna ve daha önceki versiyonlara göre çok daha büyük dizayn edilmiş. Daha önceki filmlerde örneğin bir helikopter Kong’un kafası boyutunda ise bu filmde Kong’un burnuna denk geliyor. Yine böylesi bir seçim Kong vs. Godzilla filmine uygunluk için yapılmış olabilir ancak bu radikal seçim aklımızdaki Kong’dan uzaklaşmamıza neden oluyor.

Ekip içerisinde gelişen hikaye ile insanoğlu yine ”iyiler” ve ”kötüler” olmak üzere saflarını tutuyor ve bir grup Kong’u öldürmek isterken diğer grup onu kurtarmak için çabalıyor. Samuel L Jackson filmde harika bir antagonist karaktere dönüşüyor ve performansı ile hikayeyi izlenir kılıyor. Yine Brie Larson, John Goodman, John C. Reilly başarılı performanslar ile seyirciyi filmde tutmayı başarsa da, filmin hikayede ve yönetmenlik açıklarını kapatmaya yetmiyor ve hemen her sahnede ” ben bu filmi daha önce izledim. ” diyorsunuz. Brie Larson, Hollywood’un başarılı yükselişi ile daha fazla göreceğimiz yeni starlarından. Kong’un aşık olduğu kadın olarak filme yakışmış. Bu uyarlamada Kong kadın karakterle önceki filmlerdeki kadar yakın bir bağ kurmuyor, alıkoymuyor, kaçırmıyor. Aralarındaki etkileşim fotoğrafçı Weaver’ı (B.Larson) tehlikeden kurtarmaktan ibaret. Kendisine eşlik eden asıl adam, paralı bir üst düzey asker olan Tom Hiddleston için ise aynısını söylemek pek mümkün değil.

Kong: Kafatası Adası’nın bir eksisi de Kong’un ”şehre inmiyor” oluşu. Empire States binasının tepesinde göremediğimiz bir Kong hikayesi biraz yavan kalıyor diyebilirim. Belki de bu serinin ikinci filmine saklamışlardır.

Filmin yönetmen koltuğunda, geçmişine baktığımızda akılda kalan bir filmi bulunmayan ve genelde TV serileri çekmiş  Jordan Vogt-Roberts yer alıyor. Bu hazırlıksız ve etkisiz uyarlamanın sorumlusu olarak tutabileceğimiz Roberts, yeni serinin devam filmi olan ve henüz tarihi açıklanmayan Kong: Blood Island filminde yönetmen olarak yer almıyor. Bu noktada yapımcıların memnun kalmadığını görmek mümkün zira filmde yönetmen dokunuşlarının eksikliğini hissediyorsunuz. Başarılı oyuncular ve görsel efektler bu açığı kapatamıyor. Devam filminde yönetmenliği devralan isim Kıyamet Günü, Cehenneme Bir Adım filmlerinden tanıdığımız Neil Marshall.

Sonuç olarak, Kong:Kafatası Adası iyi oyuncuların yer aldığı, 3D ve IMAX gibi teknolojilerle devasa bir goril barındıran, efektleri patlamaları ve kaliteli görüntü yönetimi ile öne çıkan fakat hikayesi ve yönetimiyle farklı bir söz söyleyemeyen bir yapım olmuş. Kong filmlerinden hoşlanıyor ve Samuel L Jackson’ı kötü adam olarak izlemeyi seviyorsanız filmi tavsiye ederim. İyi seyirler.

Film notum:

 

3 YORUMLAR

    • Animasyonları saymazsak King Kong ismi ile çekilen 8.film. Ara dönemde Japonlar aynı isimle 3 film daha çekti ama çok ilgi görmediği için seriye eklenmedi. Bu filmde lakabı olan ”King:Kral”kullanılmayıp sadece ismine odaklanılmış. İlk King Kong filmi 1933 yılında çekildi.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here