İstanbul Kırmızısı filminin yönetmen koltuğuna 1959 İstanbul doğumlu ”Hamam(1997), Harem Suare(1999), Cahil Periler(2001), Karşı Pencere(2003), Kutsal Yürek(2005), Bir Ömür Yetmez(2007), Mükemmel Bir Gün(2008), Serseri Mayınlar(2010), Şahane Misafir(2012) ve Kemerlerinizi Bağlayın(2014)” filmleri ile tanınan Ferzan Özpetek oturmuş. İstanbul Kırmızısı, yönetmenin aynı isimli kitabından kendisi tarafından senaryolaştırılmış.

Yönetmen, İstanbul’u ve trajik yaşamlarını anlatan filmini annesine ithaf etmiş. Anlatımına da ünlü oyuncuları dahil ederek şov yapmayı düşünmüş. Ancak; ayakları yere basmayan konuya yıldızları dahil etmek, filmi yukarı taşıyamadığı gibi hayranlarını da hayal kırıklığına uğratıyor. Filmde, yönetmen Deniz’in(Nejat İşler) yurt dışında yaşayan eski roman yazarı Orhan’ı(Halit Ergenç),  ilk kitabını incelemek üzere İstanbul’a davet edişi ve Orhan’ın gelişinden sonra gelişen karmaşık olaylar anlatılıyor. Öyle ki, bu karmaşık olaylar seyircinin kafasını allak bullak ederken bir çok sorunun da cevap bulamamasına neden oluyor.

 

Orhan,kitabın dışından bir karakter olarak kitapta yer alan insanlarla birebir tanışıp onları anlamaya çalışırken bir yandan da aniden ortadan kaybolan Deniz’in esrarını çözmeye çalışıyor. Romanda ki derinliksiz karakterlerin kim olduğunu çözmeye çalışırken araya sokulan manasız repliklerle de beyniniz öyle bir yoruluyor ki derin bir ”ufff” çekmekten kendinizi alamıyorsunuz. Ferzan, filmine sabah, akşam ve yatsı olmak üzere üç kez koyduğu ezan sesi, kağıt toplayıcılar, simitçiler, daracık sokaklar, türlü çeşitli görüntü ve insanlar ile burası İstanbul diyerek bir nevi belgeselciliğe de soyunmuş.

 

Belgeselcilik yapacaksan, kim olduğu belli olmayan gay karakterler ile bizi niye yoruyorsun kardeşim. Otur, İstanbul’un muhteşem görüntülerini, sokaklarını, insanlarının dramlarını görüntüle. Zengin bir ailenin oğlunun kafa karıştıran eş cinsel hikayesinden bana ne. Birde araya Neval(Tuba Büyüküstün) ismi ile soktuğun evli, kimin kucağında olduğu belli olmayan karakterde neyin nesi? Deniz’in erkek arkadaşı Yusuf’un(Mehmet Günsur) heykeltraş mı, ressam mı , keş mi, neyin nesi olduğu belli değil. Araya sokulan zengin yaşlı kelin kim olduğunu bilen varsa gelip bana söylesin!

 

Evin Kürt hizmetlisinin ailesinin, doğudaki evlerinin terör nedeniyle yıkılması sonucu polislerden kaçarak Bursa’da ki yakınlarının yanına gitmesi ve akabinde otogarda ”en büyük asker bizim asker” diye tezahürat yapılarak asker uğurlanması gibi siyasi göndermelere de değinen Ferzan, araya İstanbul annelerini de katmasına rağmen çorbada ki eksikliğin ne olduğunu bir türlü bulamıyor. Bence, eksik olan sevgi.. Aslında yönetmen de bunun farkında. Deniz’in, ortadan kayboluşunda başta annesi, kardeşi olmak üzere diğerlerinin endişe etmeyişini seyirciye göstererek sevginin önemine vurgu yapıyor.

Kamerasına ve İstanbul görüntülerine itirazım olmayan filmin oyunculukları, ”benim ne işim var burada, ben bu rolü niye kabul ettim ki?” der gibiydi. Filmi sürükleyen Halit Ergenç, ortanın üzerinde bir oyun sergilerken Nejat İşler, Mehmet Günsur ve Tuba Büyüküstün iyi değildi. Filmin en iyi oyuncusu, kısa rolüne rağmen Orhan’ın ablası Aylin rolü ile tartışmasız Zerrin Tekindor’du. Filmin müziklerini beğendim.

Sözün özü: İstanbul görüntüleri ve yaşamları eşliğinde kafa karıştıran, eş cinsel bir hikayeye merak duyuyorsanız ve Türk yıldızlar resmi geçidi izlemek istiyorsanız İstanbul Kırmızısı ilginizi çekebilir. Benim fikrimi soracak olursanız hikaye beni boğdu. Ama bu demek değildir ki sizi de boğacak! Filmde bir replikte ” İstanbul bir sürtüktür, kimseye hayır demez” deniliyor. İstanbul Kırmızısı filmi de bir sürtüktür, hiçbir izleyiciye hayır demez:) İyi seyirler.

Film notum:

 

 

14 YORUMLAR

  1. Tek anlamıyla tek kelimeyle iğreç ötesi.hem paraya hem zamana yazık.bu kadar başarılı kadroya da yazıklar olsun ki sırf para için flimi kabul edip çekmişler.bitsin artık diye haykırdım resmen.ivedik ten nefret ederim hiç bi flimine gitmedim ama ona gitseydim seyre değer olacağından eminim…

    • Bu filmi anlayan insanların olması sevindirici. Ne yazık ki bu sitenin eleştirmeni de dahil olmak üzere yapılan yorumlar Türkiye’nin içinde bulunduğu kültür seviyesini anlatıyor.

    • Hiçbir şey anlamayıp Anlamış gibi yapan yazılar Türklerin Kültür Seviyesini yargılayanlardan girip anlamadığı halde anlamış gibi yapanlar ya da çok derinde duygular taşıdığını inananlar komik komik yorumlar var ben bir eleştirmen değilim seyrettiğin filmi anlamaya çalıştım yazar sorusu zaten buBeni Anlayabildiniz mi tek bir yorum çıkmaz bu filmde kim ne anladıysa anlattı o zaten kimine saçmalık kimine sanat şaheseri o boşlukları sen doldur diyor zaten Buda benim düşüncem

  2. Türk sinema tarihinde bir ilktir bu film. Turk sinemasının 1 level degil 10 level atlatmistir bana göre yazikki bu fiilmi anlamayacak bir.kitle ile vizyonlarda.fiilm tamamen psikolojik bir.film ve sanatla bakan her gözün icinde huzur buldugu. Altın oranlarla bezenmis saglam kadraji olan ve en önemlisi insanlari düşünmeye iten guzel bir film olmus o yuzden ayakta alkislarim….

  3. İlk kez bir Türk filmi sonrasında beni saatlerce düşündürdü.Biraz anlamaya çalışınca gerçekten vay be öyle miymiş denilebiliyor.Kötü bir film değildi sadece üzerine düşünülmesi gereken muhteşem bir filmdi.Halit Ergenç başta olmak üzere tüm kadro muhteşemdi.Tebrikler…

  4. Filmi begenmeyenler hollywood filmleri izlesin. Olmadi ana akım medya dizilerine de bakabilirler. Film, buram buram sanat edebiyat ve istanbul kokuyor👌

  5. İlk kez bir Türk filmi sonrasında beni saatlerce düşündürdü.Biraz anlamaya çalışınca gerçekten vay be öyle miymiş denilebiliyor.Kötü bir film değildi sadece üzerine düşünülmesi gereken muhteşem bir filmdi.Halit Ergenç başta olmak üzere tüm kadro muhteşemdi.Tebrikler…

  6. Oyuncu kadrosu mükemmel fakat konusunda mı bir sıkıntı var işlenişinde mi çözemedim çok iyi olmamakla beraber çokta kötü denmez.

  7. Ben bir filmi izlerken nasil bittigini yada sonunda ne olacagini dusunmem. Bir filmi izledigimde gunler sonra aklimda ne birakmis nasil bir mesaj var neleri hatirliyorum ona bakarim. Yuzlerce izledigim filmden aklimda kalan kac sahne kac begendigin hala hatirladigin film var diye sorsalar parmak sayisini gecmez. Nitekim bu film de o siranin baslarinda kendine yer etmis oldu. Filmi anlamayanlari bende anlamaiyorum 🙂 bisey anlamak icin film izlenmez yada ne bilim belki de siz anlamak istememissinizdir olamaz mi ben kendi acimdan cok guzel enstantaneler anektotlar yakaladim ki hala aklima geldikce guzel bir film izlemenin hazaini yasiyorum. Misal; orhan in denizin bilgisayarinda buldugum dedigi aslinda kendi duygulari olan o essiz sairene anlatim, sevgi nin ne kadar onemli oldugu aileden bir bireyin kaybolmasina ragmen herkesin normal bir sekilde karsilamasi ve yonetmenin filmdeki bisey eksik dediginiz anda aslinda gozunuze sokarak anlatmasi fakat bizim sonradan puzzle in parcalari gibi birlestirdigimizde farkina varmamiz , filmde verilen mesajlar istanbul dan kacan ama sevmekten de vazgecmeyen insanlarin hikayesi, mona lisa da oldugu gibi gulmek ve aglamak eylemlerinin ne kadar yakin oldugunun sevgi ve nefretin daha nice mesajlarin verildigi bi basyapit… bir film den bu kadar cok mesaj verilemez bir film her sahnesinde her repliginde insani bu kadar dusundurmez, filmi begenmeyen izleyici bence klasik filmlerde surekli biseyle neticelenen filmlere ya da kurgulara alistiklari icin bu ayrintilari kaciriyorlar, haksizlik yapmayin sirf halit ergenc in tuba buyukustune telefonda anlattigi metin bile herhangi bir filmde duyamacaginiz bir sanat soleni siirin askla yogrularak beyaz perdeye aktarilmasi

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here