Küçük Ayak

HER YAŞA UYGUN BİR CANLANDIRMA SİNEMASI ÖRNEĞİ..

(Small Foot) / Yönetmen: Karey Kirkpatrick, Jason Reising / Senaryo: K. Kirkpatrick, Clare Sera / Kurgu: Peter Ettinger / Sanat yönetimi: Devin Crane / Müzik: Heitor Pereira / Warner Bros filmi

Warner Bros firmasının canlandırma bölümünden gelen bu film, dışarıdan ve de ilk başlarda tam bir çocuk filmi olarak gözükse de, çabucak toparlanıyor. Ve hem teknik açıdan, hem de içerdiği mesajlarla yetişkinlerin de ilgisini hak edecek çok  hoş bir seyirliğe dönüşüyor.

Yüksek dağların tepesinde (olasılıkla da Himalaya bölgesinde) yaşayan dev Yeti’ler, beyaz kutup ayılarını andıran kocaman yaratıklardır. Niye böylesine ‘yüksek’ bir yaşamı seçtikleriyse daha  sonra ortaya çıkacaktır.

Uygarlıkları ve inançları, çok eskiden kalma ‘kara taşlara’ yazılmış emirler ve hikmetlerdir: kimi zaman en basit çizgilere dayanan… Bunların her biri önemli bir uyarı içerir. Ve bu garip uygarlığın yönünü belirler.

Bu kara taşların başında bir kral vardır: alabildiğine tutucu ve otoriter gözüken bir adam. Oğlu Migo vahşi doğanın içinde inanılmaz kazalar ve çılgın atraksiyonlar yaratıp  dururken, birden gökyüzünden düşen bir makina görür. Bu ilk kez gördüğü bir uçaktır.  Ve içindeki küçük yaratık da bir  insandan başkası değildir. Onun ilk kez ayaklarını gördüğü için ‘küçükayak’ diye çağırdığı bu yaratık ona ve tüm ırkına, kara taşların dediğinin tersine, insan ırkının bir gerçek olduğunu öğretecektir.

Konu ya da teknoloji açısından diyelim ki Monsters İnc- Sevimli Canavarlar (2001), Hotel Transilvania (2012), Snoopy ve Charlie Brown: Peanuts Filmi (2015) gibi filmleri akla getiren yapım, Sergio Pablos’un Yeti Tracks adlı kitabından uyarlanmış. 

Ama yine de kendi özelliklerine yaslanan bir film bu….  Teknik açıdan bir harika: artık bu türde her şeyin yapılabildiğinin ve her türlü fantezinin, hayal gücüyle teknolojinin birleşmesiyle en inandırıcı, en şiirsel, en oyalayıcı, en ‘matrak’ ve en doyurucu biçimde anlatılabildiğinin yeni bir göstergesi.

Ayrıca son derece hareketli, akıcı ve neşeli bir film bu…. O türün uzun süre insan olarak sadece uçaktaki TV animatörü Percy ile başbaşa kalması belli bir eşitsizlik yaratsa da, finale doğru iki ırkın, tüm düşmanlıkları, korkuları ve ön yargıları  aşıp barışta ve diyalogda birleşmeleri çok etkileyici duruyor. Ve filme çağdaş dünyamız için de bir mesaj niteliği  kazandırıyor. 

Bu arada Percy’nin tüm şapşal görünümüne rağmen (ya da o yüzden!) tam bir çağdaş teknoloji hastası olması ve böylece Yeti’leri TV’den fotoğrafa, smart-phone’dan i-pad’e  çağdaş toplumların tüm alışkanlıklarıyla tanıştırması da az komik değil!..

Ayrıca az sayıdaki şarkıyı da çok sevdim. Ve bunların Türkçe’leştirilmelerini de…Zaten genelde seslendirme çok iyiydi. Gerçi aslındaki Channing Tatum, Danny De Vito gibi ünlüleri duyamayacaktık. Ama böylesi hem küçük seyirci açısından kaçınılmazdı. Hem de ben her bir sözcüğü net biçimde duyduğum bu çabadan çok etkilendim. İMAJ şirketinin bu çabasına katkıda bulunanları duyurmak isterim: Seslendirme Yönetmeni: Oğuz Özoğul / Yönetmen yardımcısı: Gözde Kısa / Teknisyen: Levent Özgenç / Çevirmen: Mert Subaşıoğlu

Başlıca seslendirenler: Arda Aydın, Nihan Omuz, Zeki Atlı, Ayça Koptur, Oğuz  Özoğul, Berk Avcı, Sait Seçkin, Ender Yİğit, Erdem Çalışkan.

Son bir nokta: Filmi Kanyon sinemasında gözlükle  izledik. Ama 3-boyutlu  veya İMAX tekniğiyle gösterilen filmlerde bu gözlükler filmi oldukça karartır. Gözlüğü çıkarıp bakın, farkı hemen görürsünüz. Bu filmde bu olmadı, film asıl aydınlığıyla oynadı. Nasıl oldu, bilmiyorum. Ama kutlarım!….

Film notum:

1 YORUM

  1. “Canlandirma sinemasi” tabirini ilk defa burda okudum. Almanya’da yaşadığım için belki 🙂 bayıldım. Yaygınlaşır inşallah. Ingilizce ‘den direkt alınan kelimelerden bıktım.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here