KULÜP: İÇİNDEKİLERLE BİR DÖNEM FOTOĞRAFI

Kulüp, doğrudan modernizmin çağrışımı olan sözcük; ellili, altmışlı hatta yetmişli  yılların Türkiye coğrafyasının önemli mekanları olmuştur. Bu mekanlar ilçelerde  farklı bir boyutta; kaymakamın, doktorun, savcının, hakimin kısaca kalburüstü memurların, ilçe esnaf ve eşrafının toplandığı; siyaset, sanat konuşulduğu, gazete okunduğu bir yer olurken İstanbul, Ankara gibi yerlerde batı tarzında eğlence merkezleri  olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. 

Dönemi en iyi yansıtan sözcüklerden biri Kulüp olurdu herhalde, bu nedenle dizi ismini içeriğini de doldurduğu için  yerinde buldum. 

OLDUKÇA İYİ BİR EKİP İŞ BAŞINDA

“Öyle Bir Geçer ki Zaman” “ İstanbullu Gelin” gibi önemli dizilere imzasını atmış olan Zeynep Günay Tan ve “Çoğunluk” filmi ile 2010 yılında en iyi yönetmenlik dalında Altın Portakal Ödülünü  almış Seren Yüce dizinin yönetmenliğini yapan iki isim. Senaryo ise tam bir ekip,  komün işi olmuş: Necati Şahin, Ayşin Akbulut, Serkan Yörük, Rana Denizer, Bengü Üçüncü. Oyuncular alanlarında adını ispatlamış kişiler: Mathilda (Gökçe Bahadır), İsmet (Barış Arduç), Selim (Salih Bademci), Çelebi (Fırat Tanış) Kulüp sahibi Orhan(Metin Akdülger)

Raşel karakterine can veren isim ise yeni bir oyuncu olarak karşımıza çıkıyor. Asude Kelebek.

Müzikler güzeldi; Selim’in söylediği şarkılar, giyimi ve şovu Erol Büyükburç’u çağrıştırdı.

Ama bir kızın sesinden yayılan  Sefarad ezgisi vardı ki çok etkileyiciydi. Şener Şen ile Meltem Cumbul’un “Gönül Yarası” filmindeki o sahneye kaydı zihnim. Hani bir Kürt ezgisinde ağlayan Meltem Cumbul’a Şener Şen şöyle diyordu: “Kürtçe biliyor musun?”  “Hayır” “O zaman niçin ağlıyorsun” “Bu türküye ağlamak için Kürtçe bilmek mi gerek” 

İşte dizide birkaç kez dönen bu Sefarad  ezgisi böyle bir ağıt!

Diğer taraftan dünyaca tanınmış benim de çok fazla dinlediğim Yasmin Levy’nin şarkısına yer verilmesi isabetli olmuş, bana da sürpriz oldu.

KONU : İSTANBUL’DA YAŞANMIŞ ONLARCA, YÜZLERCE HİKAYEDEN BİRİ;

Gayrimüslimlerin Hikayesi! Aynı Zamanda Güçlü Bir Kadın(ların) Hikayesi… 

Gerçek hikayeden yola çıkılarak kaleme alınmış bir senaryo. 

Türkiye’nin yarasına cesaretle  parmak basılmış. 

Yazımın başında modernleşmenin simgelerinden birinin kulüpler olduğunu söylemiştim; oysa düşünce boyutunda modernizasyonu içselleştiremediğimiz, Mevlana’nın 1200’lerde temellerini attığı hümanizmin hakkını veremediğimiz süreçlerden geçtik.  Varlık Vergisi! Gayrimüslimlerde trajik hikayelerine sebep olan başlangıçtı. Ödeyemeyenler Erzurum’un Aşkale ilçesine taş kırmaya gönderildi; kimileri bu ağır koşullara  direnerek hayatta kalmayı başardı, kimileri göçtü, kimileri de dayanamayarak öldü. Kulüp’ün hikayesinin başlangıcı da bu gerçeğe dayanıyor. 

İlk sahnede güvercinlerin kanat çırpışları eşliğinde Mathilde’nin  elinde bir tabanca patlıyor ve bir adam ölüyor.

Adeta zıtların birliği; barışı temsil eden güvercinler ve savaşı simgeleyen silah! Silah patlayınca güvercinler pır…

Sonrasında adım adım olayın başlangıcına giderken öte yandan zamanın şimdiki ekseninde yol almaya başlıyoruz…

Filmi seyrederken  birkaç başlık belirleyerek izlemek doğru olur.

-Kulüp, adeta küçük İstanbul’u temsil ediyor. İçinde Türk’ü, Rum’u, Yahudisi, Kürt’ü, kentlisi(aristokratı), köylüsü (eline sazını almış köyden kente göçeni)…

-Ebeveynleri tarafından; özellikle Aristokrat aileler tarafından onay görmeyen, kabullenilmeyen evlatlar (Şarkıcı Selim ve Kulübün sahibi Orhan )ve aile yüzü görmemiş olanlar…

-Alaturka ve alafranganın kesişmesi; müzikte  yeni bir sentez…

Çeşitli sebeplerle parçalanmış hayat hikayelerinin kesişmesi…

Kısaca  çok yönlü analiz yapılabilecek, çok karakter tahlili gerektiren bir dizi olmuş. 

Dönem filmlerini seven biri olarak dönemin başarılı şekilde yansıtıldığını söyleyebilirim. İstiklal Caddesinin görüntüsü, kostümler, arabalar yaşamasak da hayal ettiğimizi atmosferin içine girmiş gibi olduk; hatta balık etli kadınlar bile gerçeğine uygun olarak yansıtılmış. 

Ancak seyrederken “acaba beklediğim  karakter karşıma çıkacak mı” diye merak ettiğim karakter karşıma çıkmadı! 

Her milletin kötüleri; haini, hırsızı,  vatan ve adam satanı vardır. 

Her milletin iyileri de…

O zorlu günlerde gayrimüslim komşularına yardım etmiş, onlar için ağlamış, onlar için üzülmüş bir Türk karakteri neden yoktu? 

Sadece esnaf olan yaşlı bir adam vardı, anlık geçiştirlmiş…

Açıkça kendimi bu bakımdan biraz kötü, suçlu gibi hissettim. Filmin beni suçlu hissettirmemesi gerekiyordu. Anadolu coğrafyası bu suçlamayı kaldıramıyor…

Dizinin ikinci bölümü çekilecek mi bilmiyorum ama eğer çekilirse  6-7 Eylül 1955 olaylarına da yer verecektir muhtemelen; Çünkü izlediğimiz bölümlerden o yöne doğru bir gidişatın olacağını hissettik. 

Dizinin ana mesajını oluşturan. bir bakıma o iskele üzerine inşa edilen sözlerle bitirelim: Yaşlı adam oğlu Mordiko’ya ( beğendiğim, temiz, sevdiği kıza kendini adayan, iyilik dolu karakter)  Purim Bayramının ne anlama geldiğini açıklarken şöyle der:

“Purimin manası zıtlıkları bayramı, gizli olanın açığa çıkmasıdır. Biz bu gece iyi ile kötüyü ayırt edemeyecek kadar içeriz, herkes eşit olur gözümüzde, kimsenin hakkında peşin hükmümüz olmaz”…

Yönetmen : Zeynep Günay Tan

Senaryo : Aysin Akbulut, Rena Denizer, Necati Şahin, Serkan Yörük, Bengü Üçüncü, Zeynep Günay Tan

Görüntü Yönetmeni : Ahmet Sesigürgil

Kurgu : Ahmet Can Çakırca

Müzik : Ender Akay, Cem Ergünoğlu, Gökhan Mert Koral

Oyuncular : Gökçe Bahadır, Barış Arduç, Salih Bademci, Fırat Tanış, Asude Kelebek, Metin Akgülder, Merve Şeyma Zengin, İştar Gökseven, Murat Garipağaoğlu

Türkiye / Komedi-Dram / 55 dK. (6 Bölüm)

Film notum:

 

2 YORUMLAR

  1. Uzun zamandır izlediğim en iyi Türk_Netflix yapımı. Bazı sahne dekorlarında olan şeyler o dönem kullanılmış mıdır bilinmez, (kulüpte yer alıp bir sahnede anlık gösterilen elektrik süpürgesi yada anlık boğaz görüntüsünde yer alan iç hat vapurları gibi vs detaylar) ama genel itibarı ile çok beğendim. Ayrıcada,belli ki sanatçıları çok yormuş olmalı ki, Gökçe Bahadır’ı cok yıpranmış ve çok yorgun görüyorum. Bir sene önceki halinden eser yok,.Genel anlamıyla emeği geçen herkesi kutluyor, başarılarının ve dizinin devamını sabırsızlıkla beklıyorum.

  2. Gökçe Bahadır’ın yani Mathilde’nin yorgun ve yıpranmış görünmesinin nedeni rolü gereğidir. !7 yıl hapiste kalmış bir kadının yüzüne sinmesi gereken; yorgunluk, hüzün bir o kadar da özgüven duygularıdır. İyi oyunculuk çıkarmış belli ki; diğer taraftan Selim karakterini canlandıran Salih Bademci rolünü harika oynayanlardan…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here