Martıların Efendisi

MARTILAR EŞLİĞİNDE BULUŞAN İKİ TALİHSİZ İNSAN

Yönetmen: Mehmet Ada Öztekin/ Senaryo: Meriç Demiray/ Görüntü: Sedat Yücel/ Müzik: Toygar Işıklı/ Oyuncular: Mehmet Günsür, Bige Önal, Timuçin Esen, Nejat İşler, BarışYıldız, Hakan Kurtaş, Mehmet Esen, Ezgi Coşkun, Sarp Akkaya, Aras Bulut İynemli/ TMC Film yapımı.
Martıların Efendisi, 30’lu yaşlarında gözüken, saçı-sakalı birbirine  karışmış, upuzun bir manto giymiş, hayatı deniz kıyısında dev bir limanı uzaktan izlemek ve çevredeki  martılarla konuşmakla geçen kendine özgü bir adamdır. Başını garip hareketlerle oynatır, kimi zaman sessizliğe gömülür. Kendikendisiyle veya bir başkasıyla konuştuğunda ise mitralyöz gibi konuşur!..


O bellidir ki kaderin sillesini yemiş bir -adamdır: halk deyimiyle keçileri kaçırmış…Birini mi bekler? Bilmeyiz. Ama günün birinde  denizden çıkmış, önce ölü sanılan, ama sonra hayata dönen bir kadını sanki ömür boyu beklemiş gibi davranır.
Oysa biz biliriz, yönetmen bize göstermiştir: o da talihsiz bir kadındır. Feleğin sillesini yemiş…Ailesinin karşı çıkmasına rağmen evlenmeye karar verdiği adamın, tam da düğün gününde, itin teki olduğunu kavramış ve bembeyaz duvağıyla denize atlamayı seçmiştir.
Ama o sanki Martıların Efendisi’nin hep beklediği   kadındır, insandır. Onunla bir ruh birliği kurması, yitip gitmiş aklının gerisindeki alemi ona açması mümkün olabilir mi? Daha ötesi, ikisini de bu hallere düşürmüş o zalim dünya ve o yaygın kötülük varken, böyle bir mucize gerçekleşebilir mi?


Bu tuhaf hikaye, beklenen tuhaf filme yol  açmış. Ama eğer kendinizi kaptırabilirseniz, ilgiyle izlenebilecek bir masal bu..  Öncelikle senaryo bize gerçekten de bir masal dünyası sunmaya uygun biçimde yazılmış.
Kişileri iyiler, kötüler ve aradakiler diye ayırmak mümkün, ama kolay değil, yeterli de değil. Özellikle iki baş kahraman, kadın ve erkek öylesine farklı, öylesine özgün ki…Böylece zaman zaman yerli diziyi andıran atmosferine karşın, film yine de özgün kalmayı başarıyor.


Filmin görselliği ise en büyük kozlarından…Sanırım Pendik tersanelerinin tam karşı kıyısında çekilmiş olan film denize, uzaktaki limana, çevredeki martılara büyük rol biçmiş. Ve doğa-insan ilişkisi alttan alta süregelen bir motif olmuş.
Özelikle deniz-insan ilişkisi, ana kahramanın hemen tüm hareketlerinden Birgül’ün kendisini sulara bırakmasına, birçok sahnede egemen oluyor. Finalde de olduğu gibi….
Oyuncular çok düzeyli. Mehmet Günsür zor bir rolde çok iyi bir kompozisyon çiziyor. Bige Önal birçok sahnede seyirciyi avucunun içine almayı biliyor.
Timuçin Esen ve Nejat İşler nisbeten kısa rollerine büyük inanırlılık katıyor.  Hakan Kurtaş ve Barış Yıldız’ı da ilgiyle izledim. Ve müziği de çok sevdim: benim ölçülerime göre biraz fazla kullanılmış olsa da…..
Sinemamızda hoş bir sürpriz, herşeyiyle değişik bir film denemesi.

Film notum:

6 YORUMLAR

  1. Kötününde kötüsü bir film. Paranıza, zamanınıza yazık ama uyumak için ideal. 4 kisi ile film yapmışlar. Aklımda kalan tek şey sufiiii oldu.

  2. Senaryo ve oyuncular ile çok özgün bir film.Mehmet Günsür,Nejat İşler,Timuçin Esen ve Bige Önal’ın oyunculukları hikayeye çok şey katıyor.Uzun süredir Türk sineması böyle bir filme hasretti.Sinemayı eğlence aracı görenlerin beğenmeyeceği kesin

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here