Meg : Derinlerdeki Dehşet  /  The Meg

ASIL AKSİYON DERİNLERDE !

Sinemada ‘hayvan saldırılı’ korku filmi gibi bir türden söz etmek herhalde yanlış olmaz. Bu hayvanlar bazen bir kriz geçirirler ve insanlara savaş açarlar. Çoğu zaman bunun nedeni insanların doğaya gereksiz ve sert bir müdahalesinin sonucu olarak, doğal düzenin tamamen bozulması ve hayvanların mutasyona uğramasıdır. Arılardan timsahlara, (devleşmiş!) karıncalardan aslanlara kadar her türlü hayvanı kullanan bu türün en ilginç örneğini koyunların saldırısını gösteren ‘Black sheep’ (2006) filmiyle görmüştük!

 

Hayvan saldırılı korku filmlerinin belki de ilk örneğini Hitchcock’un unutulmaz filmi ‘Kuşlar’ (1963) filmi önümüze getirmişti. Ancak bu türe asıl nefesi Spielberg’in başyapıtı ‘Jaws’ (1975) vermiştir.

Bu hafta salonlarımıza uğrayan ‘The Meg’ ise denizden gelen tehlikeli hayvanların yani köpekbalıklarının saldırısını gösteren (şimdilik!) son örnek. Ne var ki film senaryoyu, yan karakterleri ve olay örgüsünü ikinci plana atıp asıl dev köpekbalığıyla kahramanımız Jonas’ın ( Jason Statham) mücadelesine odaklanıyor.

Uluslararası bir deniz altı gözlem merkezi, bir milyarderin parasal desteğiyle Pasifik Okyanusu’nun en derin noktasında bulunan bazı doğal enerji kaynaklarını bulmayı hedeflemektedir. Bu en derin noktaya inen özel bir denizaltı yeni keşifler yapmayı düşünürken 23 metrelik, soyu tükenmiş olduğu düşünülen dev bir köpekbalığının saldırısına uğrar. Bu dev köpekbalığı (megalodon) denizaltına ciddi bir hasar verir, denizaltı gözlem merkezi ise hem onları kurtarmak hem de köpekbalığıyla mücadele etmek için, bu konularda uzman olan ama zorunlu emekli olmuş Jonas’ı çağırır.

JASON STATHAM’IN KRALLIĞINA HOŞ GELDİNİZ!

Bu tür filmlerin başrolünde zaten baştan seyirci potensiyeli olan bir yıldız olunca, doğal olarak, hikaye ona göre şekilleniyor. Dolayısıyla normal karakterlerin hayatına giren çok tehlikeli bir hayvanın hikayesini değil, Statham’la mücadele edecek bir yaratığın hikayesini izliyoruz. Filmdeki bütün olaylar ve yan karakterler başkaraktere iliştirilmiş gibi duruyor.

Sanki denizaltındaki yaşam ve mücadele başlamak için asıl kahramanın gelmesini bekliyor. Yönetmen bu arada daha önce tarayıp bulduğu gerekli öğeleri bir şekilde başkarakterine iliştiriyor. Tehlikeli bir durumda olan, profesyonel dalgıç, Jonas’ın eski karısı Lori (tabii ki birbirlerini hala seviyorlar!), projenin başındaki aklı selim sahibi bilim adamı Zhang, babası gibi bilim insanı olan ve gizliden Jonas’a aşık olan Suyin veya projenin para babası egoist ve hırslı milyarder Morris gibi karakterler bilindik bir reçeteden çıkmış, belki çok rahatsız etmeyen ancak asla da şaşırtmayan, nerdeyse bir şekilde Jonas’ın servisinde çalışan kişiler olarak yer alıyor. Başka bir deyişle Megalodon insanlara değil, Jonas ve etrafındakilere saldırıyor.

MEG, FAZLA BÜYÜK BİR KÖPEKBALIĞI, FAZLA BÜYÜK…

Filmin asıl tehlike unsuru dev köpekbalığı Meg belki ilk bakışta ürkütücü gelebilir ancak bizce bir hayvanın korkutuculuğu sadece büyüklüğüyle ölçülmez. Özel efektlerle yaratılmış bu devasa köpek balığı o kadar büyük ki gemi, köpek balığı kafesi, denizaltı gibi her şeyi yıkıp yutuyor. Ne zamanki bu yaratık insanlara yöneliyor, seyirci olarak en fazla gerilmemiz gerekirken, ister istemez aklımızda ‘bu kurbanlar Meg’in dişinin kovuğuna bile yetmez!’ gibi bir hissiyat oluşuyor.

Kuşkusuz bu mücadelede insanların tarafını tutuyoruz ancak Meg’in asıl tehdit ettiği sanki insanlar değil daha büyük şeyler! Bizce aynı derece tehlikeli ama Jaws gibi daha insani boyutlardaki köpekbalıkları daha korkutucu, daha sahici ve daha acımasız olabiliyordu. Filmde gördüğümüz Meg, zaten normalde de tehlikeli olabilecek bir hayvanın mutasyon geçirmiş bir hali gibi değil, başka bir dünyadan gelmiş bir varlık gibi duruyor.

YENİ JENERASYON BİR PATRON…

The Meg’deki bir diğer ilginç nokta filmde para babası olan ve bu filmlerde köpekbalığı tarafından yenilecekler olarak ilk sıralarda yer alan karakterin biraz değişik olması. Genelde bu tür filmlerde olayı parasal olarak destekleyen zengin milyarderler yaşlı, en azından orta yaşın üzerinde ve olayı uzaktan izleyen iş adamları olurlar.

Sonrasında destekledikleri projenin kontrolden çıkmasına sadece parasal açıdan bakarlar ve sonunda yarattıkları tehlike onları çok sert bir şekilde cezalandırır. Bu filmdeki zengin patronun da tutumu farklı değil ancak filmi yaratanlar bu sefer onun daha genç, daha spor giyinen, daha rahat davranan biri olmasına karar vermişler. Sanki bu milyarder, petrol kuyusu veya fabrika sahibi yaşlı bir işadamı değil de, çağımıza daha uygun, bilgisayar sektöründen zengin olmuş genç bir adam. Filmdeki patron karakterinin Mark Zuckerberg gibi kişilerin kötü ve hırslı versiyonunu oluşturduğunu da söyleyebiliriz.

Meg: Derinlerdeki dehşet’ başta ‘Jaws’ olmak üzere hayvan saldırılı felaket filmlerinin izinden giden, bolca aksiyon ve belli bir tempoyla başlayıp sonrasında giderek sönen, sonuç olarak vasatı geçmeyen ve akıllarımızda yer tutmayacak bir korku filmi. Filmi yaratanlar bir korku filmindeki en önemli öğenin korku unsurunu göstermek değil onu hissettirmek olduğunu düşünmemişler belli ki! Örneğin ‘Jaws’da bunu iliklerimize kadar hissediyorduk!

Yönetmen: Jon Turteltaub
Oyuncular: Jason Statham, Bingbing Li, Rainn Wilson, Cliff Curtis, Winston Chao, Ruby Rose, Page Kennedy, Robert Taylor (II)…
Ülke: ABD

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here