Bizim elimizden gelen tek mucize yaşamaya devam etmektir…

Jose Saramago (Körlük)

Hayat bir yönüyle çok zor, hele bir de Goethe’nin o veciz cümlesi ile söylersek “dünya hassas kalpler için tam bir cehennem”. Ancak bir de yaşamı kolaylaştıran iyiler var, en az kötüler kadar fazladırlar üstelik. Ve onlar sayesinde Sartre’ın cehennem olarak adlandırdığı başkalarının kötülükleri daha kolay başa çıkılır hale gelir. Sevenler ve en başta da anneler, her koşulda sevdiklerine tutku ile ve karşılık beklemeksizin duygularını yansıtırlar. Mesela, yaşı ne olursa olsun oğulları ve kızları çocuktur onların nazarında ve onlar aslında hep korunmaya muhtaçtırlar. Hele dünyaya bir adım geriden doğanlar yönünden bu biraz daha fazladır.

Saklı Olmanın Faydaları” filmine imza atmış olan Stephen Chbosky’in 2017 tarihli “Mucize / Wonder” filminde on’lu yaşlarındaki Auggie (Jacob Tremblay)’ın durumunda olduğu gibi. Auggie’nin zorlukları doğar doğmaz yakasına yapışmıştır. Daha ilk sahnelerde hissettirir o astronot kıyafetiyle, kendi ağzından o dışlanmışlığı dinleriz: Nedense sıradan çocuklar başkalarının bakışlarına maruz kalmaz. Ancak kendisi nereye giderse gitsin korku dolu nazarlara denk gelir. Zira, hayaline girecek kadar “Star Wars” ve “Minecraft” hayranı olan Auggie’nin, doğduğunda yüzünde ciddi bir deformasyon vardır, “Treacher-collins” sendromu denen bir hastalıkla doğmuştur. Büyüdükçe fark eder ki, yirmi yedi ameliyat sonrasında edinilen bu yüzle bile ailesi ve birkaç aile dostu dışında çevresince yadırganır ve dışlanır. O da bunun etkileri ile yüzünü, ilk kahramanlarından olan bir astronot başlığı ile gizler. Adım adım bu astronot çocuğun izleri ile bir başarıya gidişi izleriz.

Auggie çok şanslıdır. Çünkü her anında yanında olan ve bunu film boyunca bize hissettiren annesi Isabel (Julia Roberts) o kadar destek olur ki kendisine, özellikle okula gidiş süresince yaşanan birçok sıkıntının üstesinden gelinmesinde ciddi katkısı olur. Annenin her konuşmasında, oğluna çirkin olmadığını, kendisini tanıyanın bunu göreceğine dair sözleri oğlunu ayakta tutmada büyük rol oynar. Baba Nate (Owen Wılson) anneye göre biraz daha mesafelidir, ancak oğlunun yaşadığı tüm o dışlanma hallerinde hep desteğini belli de eder. Ve hepsi kadar değerli birisi daha vardır: Abla Via (İzabela Vıodovıc). Anne ve babasının Auggie’nin sorunları ile boğuşmaları nedeni ile biraz ihmal edilse de, kendisi tam bir abla gibi davranır ve kardeşine her konuda destek olmaya devam eder. Üstelik buna yakın arkadaşı Miranda ile yaşadığı sıkıntılar da eklenir. İşte tüm bu aile fertleri, astronot kıyafetli kahramanımız ile birlikte bir gezegen metaforu ile anlatılır. Via, anne ile babasıyla birlikte kendisini güneşin yani Auggie’nin etrafında dolanan gezegenler olarak tasvir eder.

Filmin en büyük başarısı, daha önce de benzer konulardan hareket eden ve kolaylıkla bir mağdur istismarına evrilebilecek filmi birçok karakterin bakış açısı ile bize sunabilmesinde yatmakta. Ve sonuç olarak da hep aynı sonuca varılıyor: Bedensel özrün, zeka ve kişilikli karakter karşısında bir hiç olduğu gerçeğine. Auggie, okula başladığında meraklı bakışlardan öte korkunç bir kişilik olarak görülür ve herkes bir bir ondan kaçmaya çalışır. Çekilen okul fotoğraflarında bunların etkisiyle olsa gerek kadrajın dışına çıkmaya çalışır hep. Ancak tam da bu süreçlerde okul idaresinden ve öğretmenlerinden aldığı destek ile küçük Auggie özellikle fen alanında yeteneğini gösterir. Ve o yaşına göre büyük olgun kişiliği ile bir bir arkadaşları olmaya başlar. Hatta gün gelir, kendisinin arkasından konuşan arkadaşlarını affetmek sırası artık ondadır. Özellikle Jack (Noah Jupe) ile ilgili kısımlar bunu apaçık gösteriyor.

Filmde görüyoruz ki, sizin farklılığınız ile bunu boğuşturanlar, sadece akranlarınız değildir, aynı zamanda ebeveynlerde ciddi sorun kaynağı olabilmektedir. Filmde bazı çocukların Auggie’nin çektirdiği fotoğrafların üzerine ucube yazarken, okul idaresince sorumlu çocukların çağırılması esnasında ebeveynlerin çocuklarının bu kötücül hareketlerini meşrulaştırır bir pozisyonda bulunmaları, sorunun büyüklüğünü gösterir…

Farklı merceklerden, aynı noktaya…

Ve diğer bakışlar. Via’nın tiyatro oyuncusu olma isteği, Miranda ile yaşadığı problemler ve sürpriz aşkı… Sonrasında Miranda’nın dünyasına girmemiz, Via’ya neden mesafeli davranmaktadır? Cevabı konu bütünlüğü içerisinde o kadar iyi veriliyor ki, kesinlikle bir aksama ya da konudan sapma hissine kapılmıyorsunuz bir an bile. Bunda tabi ki en büyük başarı, eserin yetkin bir edebiyat uyarlaması ürünü olması : R.J. Palacio’nun aynı adlı romanından bir uyarlama Wonder filmi. Değerli sinema eleştirmeni Mehmet Açar yazmıştı, yönetmen Stephen Chbosky’in kaba, ağlak bir film çekmediğine dair. Gerçekten de, anne Isabel’in çocuğunun ilk arkadaşlık deneyimlerine şahit olduğunda kamera kadrajına yansıyan yüz hattı ya da Miranda’nın suçluluk duygusu içerisinde tiyatrodaki rolünü kardeş gibi yakın gördüğü, tıpkı geçmişte Auggie’e astronot kaskını alacak kadar aileye yakın olduğunu hissetirerek Via’ya vermesi o kadar iyi sunuluyor ki, üstüne bir söz söylemeye ya da anlatıcı formuna bürünmeyi gerektirmiyor. Bu doğal ve sade hal yeterli oluyor gözlerin yaşarmasına.

Oyunculuklarda çok başarılı. Son dönemlerde benzer temalı filmlerde görmeye alıştığımız, örneğin 2019 yapımı “Eve Dönüş (Ben ıs Back)” filminde uyuşturucu bağımlısı olan oğlunu hayata kazandırmaya çalışan fedakar bir anne rolündeki Julia Roberts bence bu filmde daha dokunaklı ve insana derinden hitap eden bir rolle çıkıyor karşımıza. Baba rolündeki Owen Wilson da tıpkı Woody Allen’ın yönettiği “Paris’te Gece Yarısı” filmindeki başarılı performansı gibi yine rolünün hakkını ziyadesiyle veriyor. Ancak filmin bu derece sevilmesinde en büyük katkı Auggie rolündeki Jacob Tremblay’ın kuşkusuz. Yer yer aile ile çatışan, zorlukların üstesinden zekası ve sempatik halleri ile baş etmesini bilen bir karaktere can vermek, bunu bu kadar küçük yaşlarda başarmak kolay olmasa gerek. Çocukluktan ileri yaşlara, sinema kariyeri devam eden oyuncular kervanına yeni bir ismin daha katıldığını şimdiden görmek mümkün.

Film, duygu istismarına girmeden, farklı bakış açıları ve sorunları ile ama merkezine Aggie’nin dışlanmışlığını koyarak, size içten duygu yoğunluğunu yer yer veriyor. Final ise hem öğretici, hem de çok dokunaklı. Filmin sonunda anne Isabel’in gözyaşları içerisinde oğlundan dinlediği o sözler ne kadar da yerinde ve göz yaşartıcı: “…Zorlu bir mücadele veren herkese karşı nazik olun ve insanların aslında nasıl biri olduğunu görmek istiyorsanız tek yapmanız gereken, bakmak.” Asıl mucize de zaten bu çünkü…

Filmi, TRT 2’de 11.08.2020 tarihinde saat 21.00’de izleyebilirsiniz.

Yönetmen : Stephen Chbosky

Senaryo : Steve Conrad, Jack Thorne, Stephen Chbosky

Görüntü Yönetmeni : Don Burgess

Müzik : Marcelo Zarvos

Oyuncular : Julia Roberts, Owen Wilson, Jacob Tremblay, İzabela Vidovic, Mandy Patinkin, Daveed Diggs, Nadji Jeter, Danielle Rose Russell

ABD / Dram-Aile / 110 Dk.

ortakoltuk.com

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here