Saka Kuşu  /  The Goldfinch

Bir sanat eseri hayatınızı ne kadar etkileyebilir?

Film, yazar Donna Tartt‘ın aynı isimli kitabından sinemaya uyarlanmış. Kitabı okumadığım için kitap da olaylar nasıl gelişiyor yorum yapamıyorum ama kitabın filminden daha iyi olduğuna kalıbımı basarım. Genelde, kitaplardaki hikayeyi sinemaya adaptasyon ve Kitap sayfalarını görüntüye dönüştürmek zordur. Saka Kuşu’da, adaptasyona kurban gitmiş gibi görünüyor. Bu nedenledir ki ortaya düz, saçma ve cevapsız bir film çıkmış.. 150 dakika süresince anlatılan hikaye beni hiç tatmin etmedi. Bunda, yazılan senaryonun ve yapılan kurgunun payının büyük olduğunu düşünüyorum. Lafın kısası, Donna Tartt‘ın en çok satan romanından sinemaya uyarlanan ”Saka Kuşu”, Amerikalıların auter sineması olarak düşündüklerinin bir karikatürü gibi duruyor.

Annesi ile Metropolitan Müzesi’ni gezen 13 yaşındaki Theodore (Oakes Fegley), teröristlerin saldırısı sonucunda annesini kaybeder. O kargaşanın içerisinde ağır yaralı bir adam ona kafesine zincirlenmiş Saka Kuşu isimli tabloyu verip saklamasını ister. Bu tablo, ilerleyen yıllarda Theodore isimli gencin yaşamını yeniden yapılandırma sürecinde önemli bir yer edinir..

Filmde, Theodore’un çocukluğu ve gençliği anlatılırken Amerikan aile yapısına da neşter vuruluyor. Ailelerin %90’nından fazlası çocuklarının okul eğitimine önem veriyor ve okumasını sağlıyor. Çocuklara, müzik, resim, edebiyat kısacası bilumum sanat türleri sevdiriliyor ve bu konularda bilgili olması sağlanıyor. Ancak, ya aile eğitimi? Ebeveynlerin, çocuklarının iyi bir eğitim almasını isterken aynı düzeyi, aile hayatında tutturamıyor. Okul dışındaki aile içi çatışmalar ve ilgisizlik çocukların uyuşturucuya, çarpık ilişkilere, sigara ve alkole yönelmesini sağlıyor. Bizim ülkemizde durum nasıl ? Bunun analizini de size bırakıyorum.

Saka Kuşu isimli filmde, gereksiz bir şekilde 150 dakika süresince laf salatasına, sesizliğe ve flash bellek görüntülere kurban edilen biz seyircilere, ayrıcada filmin oyuncularına resmen işkence yapılıyor. Aşırı bir şekilde açıklayıcı yavaş hareketlerin çokluğu ve karakterlerin sonsuz acılarını ifade eden uzun sessizlik sekansları seyircide bıkkınlık yaratırken film neden 150 dakika olmuş kardeşim dedirtiyor. Bu durum, seyircinin şapkadan tavşan çıkacağını bilmesi gibi birşey!

Oyuncu isimleri fena değil ama oyunları ne yazık ki isimleri kadar güçlü değil. Theodore’un arkadaşı Boris’in küçüklüğünü canlandıran Finn Wolfhard ve gençliğini canlandıran Aneurin Barnard isimli oyuncuları beğendim. Filmin müzikleri fena değildi. Senaryo ve kurgu ise yukarıda belirttiğim gibi fiyasko. Bu fiyaskoda büyük pay ise ne yazık ki yönetmenin.

Sözün özü : Filmi izlerken 150 dakika boyunca kurdeşen dökeceğinize kitabını okumanızın faydalı olacağını  düşünüyorum.

Yönetmen : John Crowley

Senaryo : Peter Straughan

Müzik : Trevor Gureckis

Görüntü Yönetmeni : Roger Deakins

Oyuncular : Ansel Elgort, Oakes Fegley, Nicole Kidman, Finn Wolfhard, Aneurin Barnard, Sarah Paulson, Luke Wilson, Jeffrey Wright

ABD / Dram / 150 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here