Yabancılaşmanın Hüznü Üzerine

Joe Talbot’ın, Jimmie Fails ve Rob Richert ile senaristliğini paylaştığı ve yönetmenliğini yaptığı ilk uzun metrajlı filmi ‘’San Francisco’daki Son Siyah Adam’’ ın oyuncu kadrosu Jimmie Fails, Jonathan Majors ve Roy Morgan gibi isimlerden oluşuyor. Sundance Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ve Jüri Özel Ödülü’yle birlikte iki ödülle dönen ‘’San Francisco’daki Son Siyah Adam’’, kentsel dönüşüm çalışmalarından dolayı hızla değişen San Francisco’nun yeni çehresine alışmakta zorluk çeken bundan dolayı da doğup büyüdüğü şehre olan aidiyet duygusunu kaybetmemek için geçmişin kalıntılarına sımsıkı yapışan Jimmie Fails‘in hayatını konu alıyor. Jimmie Fails’in gerçek hayatta yaşadıklarından yola çıkarak hazırlanan yarı otobiyografik film, Jimmy ve yakın arkadaşı Montgomery’nin San Francisco’daki Viktorya tarzı diye bilinen, eski evlerden birine her hafta yaptıkları yolculukları anlatıyor.

Jimmie Fails bir huzurevinde bakıcı olarak çalışmaktadır ve en yakın arkadaşı Montgomery Allen’ın evinde, arkadaşının büyükbabasıyla birlikte yaşamaktadır. Jimmie, arkadaşının odasında yerde uyumaktadır. Jimmie Fail, San Francisco’nun ağırlıklı olarak siyahi orta sınıfının yaşadığı Fillmore bölgesinde büyükbabasının satın aldığı bir Viktorya evinde yaşarken büyükbabası öldükten sonra, akrabaları masrafları karşılayamadığı için ev haciz edilir ve Jimmie Fails yoksulluktan dolayı o evi terk etmek zorunda kalır fakat Jimmie aradan uzun zaman geçmesine rağmen o evi asla unutmaz . Jimmie evin üstünde hiçbir hakkı kalmamasına rağmen evin sahiplerinin evde olmadığı zamanlarda eve gider, evin onarımını ve bakımını, boya işlerini gizlice yapmaya çalışır fakat bu durum uzun sürmeyecektir.

San Francisco’daki Son Siyah Adam, soyluların yerleştirilerek yeni bir kimliğe büründürülmek istendiği bir kentte siyahilik, yoksulluk, sınıfsal eşitsizlik, erkeklik, dostluk, kentsel dönüşümün yarattığı bozulmalar ve yabancılaşma gibi temalara yoğunlaşan nostaljik bir film olarak karşımıza çıkıyor. Jimmie Fails’in garip bir şekilde, bir kişiye değil de bir eve takıntılı olduğu alışılmadık bir romantizmi de içinde barındıran film, uzun dolly çekimlerle ve yakın çekimlerle sinematografik açıdan etkili bir görsel atmosfer yaratmayı başarıyor. Hem bir şehre hem de bir dostluğa içten bir övgü olan filmin etkileyici sinematografisine eşlik eden klasik şarkılardan oluşan, ruhumuzu saran müzikler ve güçlü oyunculuklar sayesinde San Francisco’daki Son Siyah Adam, dokunaklı veya nostaljik anlarla süslü bir anlatıya dönüşüyor. Görselliğin bireysel acılardan toplumsal sorunlara gerçekçiliği desteklediği filmde, zarif ve kırılgan bir ruhsal yapıya sahip olan Montgomery’nin ve Jimmie’nin (cep telefonu bile kullanmayan bir karakter) öyküsü aslında içinde yaşadığımız barbar yüzyılda absürtlüklerle dolu bu dünyaya ayak uyduramayanların geçmişe ya da güzel bir dünyaya özleminin bir yansıması da diyebiliriz.

Sonuç olarak ‘’San Francisco’daki Son Siyah Adam’’ sinematografisiyle, müziğin dramatik yapıya uyumuyla ve ustaca oyunculuklarla günümüzde yaşanan yabancılaşma sorununu yansıtmayı başaran bir film olsa da işin gerçeği filmin çok sarsıcı olduğunu ve unutulmazların arasına gireceğini düşünmüyorum ayrıca iki saat süren San Francisco’daki Son Siyah Adam filmi çok ağır ilerleyen yapısından dolayı hemen ısınabileceğiniz bir film değil. Kanaatimce bu film bazı izleyiciler tarafından yere göğe sığdırılamayacak bazı izleyiciler tarafından da sıkıcı ve zaman kaybı olarak görülecek bir film. Bana göre ise film ne çok derin bir film ne de çok sığ bir film. Bu arada filmi muazzam bir şiirsel sinema örneği olarak gördüklerini belirten dünya çapında birçok eleştirmene de denk geldim ve bu eleştirmenlerin böyle bir sonuca varması da işin gerçeği beni şaşırttı çünkü şiirsel sinema denince aklıma direkt Andrey Tarkovski, Theodoros Angelopulos ve Wong Kar-Wai filmleri geliyor, bundan dolayı da bahsettiğim eleştirmenlere katılmamın da mümkün olmadığını ve filmin bu anlamda çok abartıldığını belirtmek isterim.

Son tahlilde ‘’San Francisco’daki Son Siyah Adam’’ filmi özgünlüğünden kısmen de şiirsel anlatımı yakalamasından dolayı izlenmeyi hakkeden bir film, diyerek yazımı bitireyim.

Yönetmen : Joe Talbot

Senaryo : Jimmie Fails, Rob Richert, Joe Talbot

Görüntü yönetmeni : Adam Newport-Berra

Oyuncular : Jimmie Fails, Danny Glover, Jonathan Majors, Rob Morgan, Tichina Arnold, Mike Epps, Finn Wittrock, Thora Birch

ABD / Dram / 120 Dk.

Film notum:

1 YORUM

  1. Hitleri kötüleyeceğim diye muhteşem filmlerin içine bile berbat yahudi politikası sokanlar iyi bilirler ki yahudi filmleri tutmaz, berbat oluyor. Piyanist harici iyi filmleri yok. Piyanist bile yahudi lobisi medya olmasaydı tarihi film kategorisinde imkansız yer almazdı. Zenci karşıtlığı da aynı Bülbülü Öldürmeyin harici güzel film yok. Irkçılık filmlerini anlık atıştırmalık çerez gibi izlersin daha aramazsın.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here