Bedenimi kaybettim, ya ruhum?

Daha önce “Arabalar”, “Hadi Gidelim”, “Ters Yüz”, “Oyuncak Hikayesi” gibi başarılı animasyon filmleri ile göz dolduran Pixar Animasyon Stüdyoları’nın hazırladığı 2020 yapımı animasyon film “Soul”, yine yönetmen Pete Docter ile başarılı bir işbirliği örneğini sergileyerek bu defa diğer filmlerden oldukça farklı teknik ve içeriğe sahip filmi izleyicilerin önüne seriyor.

2009 yapımı “Yukarı Bak” animasyonunda yolları tesadüfen çakışan iki çocuk karakter üzerinden yine Pixar’ın yaratıcılığının zirvesinde başarılı bir animasyon film izlemiştik. Ancak Soul, teknik olarak çıtayı daha da yükseğe çıkartmakla birlikte konu itibariyle de daha spiritüel ve felsefi düzlemde konulara odaklanıyor bu kez ve tüm bunları ontolojik bazı sorunları kurgunun içine serperek veriyor.

Filmin ilk sekansları aslında klasik bir akıcılıkta seyir olacağı gibi bir izlenim sunuyor bizlere. Bir ortaokulda orkestra öğretmeni olan Joe Gardner, yarı zamanlı olarak ve anlaşılan sosyal imkânlar olarak da kısıtlı bir şekilde görevini yapar. Bir gün arkadaşlarından Curley, ona cazip bir teklifte bulunarak önemli caz sanatçılarından Dorothea Williams’ın yanında çalışmayı teklif eder. Artık tam zamanlı bir işi olacağından bu teklifi memnuniyetle kabul eden Joe için caz, aslında flashbacklerden de görüldüğü üzere ilk başta babası Ray Gardner’in kendisine zorla dikte ederek götürdüğü caz kulüplerinde sevdirmeye çalıştığı ve kimi imkansızlıklarıyla da ailevi sorunlara yol açması nedeniyle dudak bükerek baktığı bir etkinlik olsa da, yıllar sonra her şeyi olur artık; düşler, rüyalar caz ile anlam kazanır hale gelmiştir.

Müziğin içinde bambaşka diyarlara yolculuktur onunkisi. Ve şimdi de herkesin özenesi baktığı birisinin yanında orkestranın bir parçası olma teklifini sevinçle karşılar. Yapılan görüşme de olumlu sonuçlanmıştır, ancak ilk gösteri için hazırlanması gerekip tam mutlulukla, tek kişilik dansıyla kalabalık içinden geçerken New York sokaklarında, bir çukura düşüverir Joe. Burası tuhaf, farklı bir yerdir. İşte filmin ismine uygun ruhlar alemi kısmı buradan itibaren başlar. Bir taraftan hayatın sonu denilen, karanlık bir fon ve müzikle sunulan, ölüler sırasındaki yer olan öbür dünya; öte yandan da yeniden dünya’ya yeni bir ruhla geçişe imkân veren, içinde eğiticilerin, eşlerin, mentorların olduğu başka bir alan. Burası yeni ruhların dünyaya gelmeden önce kendilerini gördükleri yeni bir yerdir. Ayrıca mentorlar ve “Sen Semineri” aracılığıyla hayata yeniden dönüş yapmak için bir ekiple çalışmak da gerekir. Burada yeni ruha eşsiz ve bireysel kişilikler verilmektedir.

Joe, bir an önce hayatına dönüş için gayretlerden sakınmaz. Ne var ki tüm bu süreç o kadar zorlu geçer ki. Hele bir de Terry’in o dünya’da bile iz sürdüğü takip hallerinden, yoklamalarından sıyrılmak yok mu! Joe’nın ekip arkadaşı olan “22”, büyümüş de küçülmüş halleri ve Newton’dan, Carl Gustav Jung’a, Muhammed Ali’den, Abraham Lincon’a kadar bir çok kişinin ruhu ile sıkıntılar, çatışmalar yaşamış biridir. Joe, farklı kimlikle, başarılı Nobel Ödüllü bir doktor olan Bjorn Borgenstein olarak dünyaya dönmeyi dener, ancak bu maceraları da akim kalır. Ve dünyevi bedenine yeniden kavuşma isteği ile yeniden Ay rüzgarının da desteğiyle “22” ile dünyaya indiklerinde Joe, aslında ölüm döşeğinde olduğunu ve yanında da kendisine uğur getiren bir kediyi ayak ucunda bulacaktır. Ancak ruh, beden ile buluştuğunda bir karışıklık olmuştur ve Joe kedi olmuştur, öyleyse 22 kimdir? O da tam kendisidir.

İşte bu süreçlerde annesi ile olan diyaloglar ve öğrencisi ile münasebetleri hep 22 tarafından başarıyla yürütülür. Aslında hayatı, 22’nin karşısındaki ile empati kuran sıcak ilişkileri ve bedenen görünenin kendisi olduğunun sanılması ile belli bir düzene kavuşmuştur. Örneğin berberinin, “…öncesinde seninle sadece caz üzerine konuşuyorduk” demesi bile Joe’nın önceki, yüzeysel yaşamına ilişkin işaret vermek için yeterlidir. İnsanlarla 22 aracılığıyla kurulan bu yeni sahici ilişkiler, aslında yaşadığı tüm o kişisel sorunları aşmış görünür. Ancak önlerinde yeni bir sorun vardır: Kendi bedenlerine tam olarak kavuşabilmek. Üstelik de iyi bir dost olarak görünen Joe ve 22’nin hakiki bedenleri üzerinde gerçekleşecek yeni dünyevi yaşamlarında bunu sağlamak. Başaracaklar mı? Diyemem, filmin sonunu beklememiz gerek!

Mizahi ve de Zihin Kurcalayıcı Kayıp Ruhlar…

Soul, elbette kolay bir film değil ve yaş olarak da yetişkinlere hitap edecek ağırlıkta konuları ele alıyor. Tüm sekanslar yoğun bir konsantre ile takibi gerektiriyor. İzleyince ve sonrasında aklınıza bir çok soru uyanmış oluyor. Öncelikle ruh temizliği, New York’un o beyazperdeye yansıyan hercümerç halleri içinde kaybolmuş, yabancılaşmış kişilikler, kişinin aslında kendi bedeni dışında bir varlık olarak kendisi ile yüzleşmesi ve daha da arttırılacak meseleleri kafamızda uyandırıyor. Ancak tüm bunları sordururken, müthiş bir estetik ve kurgusal başarı ile veriyor. Dolaysıyla akademi ödüllü yönetmen Pete Docter, Pixar animasyon teknik başarısı ile iyi bir işbirliği örneğini yine sergiliyor.

Filmin, “Yukarı Bak”taki gibi karakterlerin bire bir yaşamdaki fiziki benzerliklerinin yanı sıra, ruhlar alemindeki kısımlarında değişik fizik biçimlerini de ekrana çok başarıyla yansıttığını söylememiz gerek. Ve ayrıca bir müzik insanını ele aldığından müzik kullanımında da başarıyı beklememiz doğal. Ve evet, film bunu da ziyadesiyle sağlıyor. Blues’dan, Caz’a ve Bob Dylan’a kadar çeşitli müzik kullanımları da çok başarılı. Tabi ki animasyonlar için olmazsa olmaz olan seslendirmelerdeki başarıyı da bu haneye eklemek gerek. Soul’da, ana karakter olan Joe’yi seslendiren “Jamie Foxx” yine harikalar yaratıyor. Hele verilen ani tepkilere uyumlu ses kullanımı o kadar başarılı ve filmin güldüren kısımları itibariyle de çok etkili. 22’de ise, Tina Fey de yine belli bir çıtanın üstünde seslendirmeyi kotarmış.

Animasyon filmlerini sadece eğlenceli bir janr olarak görmeyip, kafa kurcalayan yönlerini iyi bir estetik sunumla izlemeyi isteyenlerin kesinlikle kaçırmaması gereken bir yapım, Soul. Ve son olarak eklememiz gerekir ki, film IndieWire, The Guardian, The New Yorker gibi önde gelen yayınlarda yazan birçok eleştirmen tarafından yılın en beğenilen filmleri seçkisinin başlarında yer alıyor…Hakları var, kaçırmayın…

Yönetmen : Pete Docter, Kemp Powers

Senaryo : Mike Jones, Pete Docter, Kemp Powers

Görüntü Yönetmeni : Matt Aspbury, Ian Megibben

Kurgu : Kevin Nolting

Müzik : Trent Reznor, Atticus Ross

Seslendirme Kadrosu : Jamie Foxx, Tina Fey, Daveed Diggs, Phylicia Rashad, John Ratzenberger

ABD / Animasyon-Macera-Komedi-Aile / 100 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here