The Christophers
45. İstanbul Film Festivali’nin ilk 5 gününün en iyi filmi.
Film, artık çalışmayı reddeden ünlü bir ressamın oğlu ve kızının babalarının yarım kalan yapıtlarını gizlice tamamlaması için yetenekli bir ressamla tasarladıkları sahtecilik planına odaklanıyor. Yaşlı kurt kendisine kırulan tuzağı farkedince olaylar bambaşka bir kuluvara taşınıyor. Senarist Ed Solomon’un müthiş buluşuyla herkesi tatmin eden bir final izliyoruz.
Steven Soderberg’i ilk kez 1989’da Cannes Film Festivali’nde gördüm. İlk uzun metrajlı filmini gerçekleştiren bir yönetmen olarak, “Seks Yalanları / Sex, Lies and Videotape”in galasında ve basın konferansında bulunmuştu. Film, Altın Palmiye’nin dışında FİPRESCİ Ödülü’nü de kazanmış, James Spader’i En İyi Erkek Oyuncu yapmıştı. Türler arasında dolaşmaktan hoşlanan, Oscar ve Altın Palmiye Ödülleri sahibi Steven Soderberg, “The Christophers”de sanat dünyasının perde arkasına dalıyor.
Film, yaşlanan bir ressamın eşyalarla kurduğu duygusal yükün yarattığı kaosu ve geçmişin ağırlığından kurtulma çabasını anlatıyor. Filmde artık çalışmayı reddeden ünlü ressan Julian Sklar’ın (İan McKellen) oğlu ve kızı, çok yaşlanan ve ölümcül bir hastalığı olan babalarının yarım kalan tablolarını gizlice tamamlaması için yetenekli ressam Lori’yle (Michaela Coel) anlaşıyor. Sanat, para, açıkgözlük üçgenini tiye alan bir mizah anlayışıyla, şantaj, ihanet, sürprizler ve İan McKellen’in olağanüstü sivri laf ebeliğiyle dolu film, bir hırs, aile ve sanat komedisi.
“The Christophers” filmi şöhret, itibar hakkında birçok alt metin barındıran, basit bir suç öyküsünden daha zengin bir hale geliyor. Sanatı bir meta olarak gören bir kültüre dair ince hicivli gözlemlerle bir dizi hikaye anlatan filmde Soderberg, ağırlıkla tek mekanda geçen zeka ve irade sınavında geçer not alıyor. Film, biri gençliğin ve becerinin özgüvenini taşıyan, diğeri yaşlılığın ve tecrübenin ustalığına güvenen, birbirlerine zıt iki karakterin zorlu bir tenis maçını andırıyor.
FELSEFİ, DİYALOG ODAKLI KARA KOMEDİ
Çok iddialı büyük projelerden uzak durarak, bağımsız bir yönetmenin sanatsal özgürlüğünü kaybetmeyen Soderberg, kariyerinde sinema ve TV için 40 uzun metrajlı film üreten bir yönetmen. “The Chistophers”de parasızlık çeken iki kardeşin babalarının mirasına kendisi hayattayken konma niyetini anlatıyor. Julian elinde kalan tek maddi varlığı olan Londra’da birbirlerine bitişik bol merdivenli iki malikanede, fizik tedavi hocasının dışında kimseyle teması olmadan günlerini geçiriyordur. Lori Julian’ın yeni asistanı olarak işe başlar. Çok geçmeden hiçbir şeyin göründüğü kadar kolay olmadığını görürüz. Yaşlı kurt kendisine kurulan tuzağı hemen farkeder ve yeni planlar kurar. Bu zeka oyununda, önce Julian- Lori arasındaki santranç partisini andıran çekişmesini sonra ikilinin birbirlerinin güvenini kazandıktan sonra yaptıkları işbirliğine tanıklık ederiz.
Film senaryo yazarı Ed Solomon’un müthiş buluşuyla, herkesi tatmin eden bir final ile noktalanıyor. Diyalog ve tema ağırlıklı bu kara komedi, yaşlanmış, gözden düşmüş biseksüel ressam Julian Sklar ile onun etrafında dönen bir sahtecilik planını merkezine alıyor. İşler basit bir sanat sahtekarlığı olmaktan çıkınca film sanatın özgürlüğü, taklit gibi temalara yöneliyor. İki baş karakter arasındaki bir düelloya dönüşen film, sanat piyasası, sanat hakkında kim konuşma yetkisine sahiptir gibi konuları ince bir hiciv anlayışıyla ele alıyor. İki karakterli bir tiyatro oyunu tadındaki film, konuşma ağırlıklı, diyalog ve karakter ilişkilerine dayalı, keskin zekalı bir komediye dönüşüyor.
Sanat, otorite, özgürlük gibi temalı film, derinlikli, felsefi, diyalog odaklı bir karakter incelemesi olarak öne çıkıyor. Steven Soderberg kahramanının yaşadığı ev için : “Julian’ın malikanesi bir kabus, orası benim için yaşanacak yerler arasında tam bir kabus” diyor. Son derece dağınık olan bu evlerin birinin tavan arasında ressamın işi bırama kararını almadan önce yaptığı, ancak tamamlayamayı reddettiği birkaç yağlı boya tablo var. Filmde Julian ile Lori’yi bu evin 4 katında ve bahçesinde yaşadıklarını emekli ressamın bakış açısından izliyoruz.
Derinlikli, felsefi, diyalog odaklı bir karakter incelemesi olan film, sanat hakkında kim söz sahibidir sorusuna cevap arıyor. Otorite, özgürlük, sanat gibi temalar eşliğinde film, biseksüel ressam Julian ile sahtecilik planının uygulayıcısı Lori’nin satranç partisini andıran çekişmesini gözlere seriyor. İan McKellen’in son derece huysuz hali ve Michaela Coel’in soğuk kurnazlığıyla, Soderberg’in Amerikan sinemasının en taklit edilemez ve macerasever yönetmenlerinden biri olmaya devam ettiğini görüyoruz. 87 yaşındaki dev tiyatro ve sinema oyuncusu İan McKellen alaycı, sert, zeki, yaşlanmış sanatçı rolünde eşsiz bir Shakespear aktörü olduğunu kanıtlıyor. Yüz şeklini yadırgasam da Ganalı bir anne-babanın kızı olarak dünyaya gelen, 39 yaşındaki tiyatro ve lsinema aktrisi Michaela Coel’in içe dönük ama giderek derinleşen performansını beğendim. Bu iki karakter arasındaki zeka düellosunun karşılıklı çözülme, uzlaşmaya dönüşmesini zevkle izledim. Yeni bir kariyer zirvesine ulaşan McKellen Oscar için erken bir adaylık şansı bulduğunu düşünüyorum.
Yönetmen : Steven Soderberg
Senaryo : Ed Solomon
Görüntü Yönetmeni : Steven Soderberg
Müzik : David Holmes
Kurgu : Steven Soderberg
Oynayanlar : Ian McKellen, Michaela Coel, Barnaby Corden, Jessica Gunning, James Corden
İngiltere / Komedi-Dram / 100 Dk.








