Asya’nın steplerine kanla yazılmış bir şiir!

Anlatıcısıyla, büyücüsüyle, steplerin o muazzam çıplaklığının yarattığı görsel şölen ile şiirsel bir destan!

Ve o steplerin özgürlüğü için savaşan Amazon ruhlu Tomris!  Kendisi İskit (Saka) kraliçesidir. Bazı kaynaklara göre dünyanın ilk kadın hükümdarı…

Filmi izlerken tüylerinizde kaç kez diken bitecek bilemem ama kesin bitecek. 

Tomris at sırtında bozkırda gökyüzünü kucaklarcasına kollarını özgürlüğe açtığı sahnede mi, başakların içine sırt üstü yatarak gözlerini göğe dikip yemin ettiği sahnede mi, Amazonların onu at üstünde yaralanmış buldukları sahne mi yoksa savaşı adeta sanata dönüştürdüğü sahnelerde mi? bu soruların cevabını filmi seyrederken anlayacaksınız. 

Ve müzik! Şahane,  Steplerin ruhuna o kadar uymuş ki, sanki toprağın her çağda kanla sulanmış  acı hikayesini duyuyorsunuz; bağırıp, çağırmadan ama içinde isyanı da barındıran derin ve kederli sesi…

Tomris, aslında bir amazon hikayesidir…

Beklenen erkek evlat yerine dünyayı o kucaklar tombul ve gürbüz kollarıyla. Annesi doğumdan hemen sonra kan kaybından ölür. Hakan olan babası onu  çok küçük yaşta savaşçı olarak yetiştirir; ata binmeyi, ok atmayı ince detaylarına kadar öğretir. Küçük  yaşta   artık bir savaşçı olmuştur. Bir gece çadırları komşu kabile tarafından saldırıya uğrar,  o sırada gördüğü bir kabus nedeniyle Tomris babasının yanında bulunmaktadır. Allahtan babasını uyandırmış olduğu için gafil yakalanmaktan sıyrılmışlardır, kendilerini savunurken baba kızının uzaklaştırılması için talimat verir,  kendisi savaşmaya devam eder; ancak gelen onlarca kişiye direnemez ve ölür…

Tomris içindeki bu derin yaraya tuz değil; adının anlamını taşıyan demir tozları eker, kaldığı yerden hayata devam ederken savaşçı ruhunu bedeniyle bütünleştirir,  büyüyüp  genç kız olduğunda artık çok iyi bir savaşçıdır ve hareket etmenin zamanı gelmiştir. Bir köşede oturarak ruh demirinin paslandığını çoktan anlamıştır; bu endişesini emanet edildiği  ve  kendisini büyüten  baba dostuna açar, ona tepki verir ve kızgınlığını orayı terk ederek gösterir, bir süre sonra ormana geri döndüğünde klanın tümüyle yok edildiğini, herkesin kanlar içinde yattığını görünce beyninden vurulmuşa döner ve saldırganların peşine düşer,  onlarca kişiyle tek başına savaşarak hepsini yere serer; ne ki yaralanmıştır, o haliyle atın sırtına atar kendini, artık bundan sonraki yolu at onu nereye götürürse kaderine kalmıştır. Ve at (tesadüfen ya da bilinçli) olması gereken yere götürür. Klan Bey’i  kızı Sardana’nın (Aizhan  Ligh) amazon birliği onu yolda bulur ve kabilesinin mekan tuttuğu yere götürür.

Asıl hikaye de bundan sonra başlar…

Seyirciye bırakmak gerek…

Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in isteği ve devlet desteği ile 2017 yılında çekimlerine başlanan ve 2019 yılında biten filmin oldukça pahalı bir prodüksiyon olduğunu söylemeden geçmeyelim, savaş sahneleri oldukça gerçekçi ve şiirsel bir biçimde verilmiş; özellikle kadınların adeta dans eder gibi savaşmaları bir koreografi sahnesi oluşturmuş neredeyse. Yönetmenliğini Akan Satayev’in yaptığı filmde perslerle yapılan savaşın yukarıdan kameranın tutması ile Türklerin savaş taktiği olan; turan, Kurt Hilal taktiğini üstten gösterilmesi bu şiiri daha iyi görmemize ve okumamıza vesile olmuş. Elbette burada savaşa övgüler dizecek değilim; ancak Milattan önce 6. yüzyılı düşündüğünüzde var olmak ve yaşamak   için savunma zorunluluğu karşısında savaşmaktan başka çarenin olmadığı gerçeğini göz ardı edemeyiz.

Filmin senaryosunu Timur  Zhaksylykov ve Aliya Nazarbayeva yazdı, film müziği ise Renat Gaysin’e ait. Kutlamak lazım. Tomris’i canlandıran Almira Tursyn, 15 bin aday içinden seçilmiş. Özellikle siyah ve bıçak gibi keskin  bakışlı olması nedeniyle tercih edilen psikolog  Almira Turysn, sinema oyuncusu olmamasına rağmen rolünün üstesinden fazlasıyla gelmiş, gösterdiği savaş perpormansları için uzun bir süre çalışmış olduğunu tahmin ediyorum.

Kazakistan’da (doğal olarak) büyük başarı elde film uluslararası arenada “Altın Küre  Yabancı Dilde En İyi  Film” kategorisinde yarışmaya girmeye hak kazanmış. Fransa’nın belli sinemalarında da gösterilen film pandemi sebebiyle Avrupa’da ne kadar ilgi gördü bilemem ama Fransız film eleştirmenleri tarafından yazılmış onlarca eleştiri mevcut. Eminim ki 4 Aralık 2020 tarihinde Türkiye’de gösterime girecek “Tomris” çok ses getirecektir; ne de olsa köklerimizden bir hatunun efsanesi ile karşılaşacağız. Heyecan verici olacak. Umarım kadınlarla uğraşan  zihniyet bu filmden çok ders çıkarır. 

  “Tomiris” (Fransızca telaffuzu) internetten kiralayıp Fransızca dublaj izledim,(belli bölgelerde sinemalarda gösterime girmişti ama benim yaşadığım yerde gösterilmedi, yoksa hemen giderdim, dört gözle beklediğim filmdi) dublaj hiç bir dilde güzel olmuyor; hele Fransızca gibi bir dil steplerin doğasına hiç uymamış, her filmi kendi dilinden izlemek gerek, aksi takdirde dublaj ne kadar iyi olursa olsun yapay kalıyor. Filmi 2 kez izledim fakat  orijinal haliyle  sinemada bir kez daha izlerim. Tabii filmi izlemekle yetinmedim, Tomris hakkında araştırmalara giriştim; ne ki çok fazla kaynağa rastlamadım, neredeyse aynı cümlelerle yazılmış birkaç metine rastladım sadece. Farklı kişilerin yazdığı metinlerin aynı cümleleri kullanması da beni hayli şaşırttı, “bari cümleleri değiştirseydiniz” diye söylenerek aynı metinleri okudum. İyi araştırılmış ve derlenmiş  bir kitap kaynağı bulup oradan okumalı…

   Filmde Türk geleneklerine uygun görüntüler de yerini almış, ölen kişilerin mezarlarına değerli eşyalarıyla gömülmesi,İskit  geleneğine göre Gök Tanrı’ya, yer Tanrı’ya  kurban adakları sunulması, tören sırasında   şiirsel söylemleri bir masal havası estirmiş. Tomris ne kadar savaşçı olsa da ruhu barıştan ve insanlıktan yanadır; bu yüzden Pers Kralı Kiros’un hain ve sinsi tuzağına düşen kocası Argun(Adil Akhmetov) ve oğlunun öldürülüp  cesetlerinin gönderilmesinden sonra yapılan yapılan ölüm rituelinde, Tomris geleneği bozarak kurban olarak seçilmiş insanın ölümüne izin vermez, ritüeli düzenleyen büyücü  şaşkınlık içinde kalır ama emir büyük yerden olduğu için sesini çıkaramaz. 

“Tomris” beni İskitler ve Amazonlar hakkında araştırmaya yöneltti. Milattan önce 8. yüzyıldan itibaren varlıklarını gösteren İskitler’de Amazonların önemini daha iyi anladım, bundan bir yıl önce açılan bir mezarlıkta  cesetlerin İskitlerden kalan  kadın savaşçılara yani amazonlara ait  olduğunun saptandığının haberini okumuştum. Yaptığım araştırmalarda bu bilginin doğru olduğu kanısına vardım. Perslerle yapılan o büyük savaşta savaşçıların üçte ikisinin kadınlardan oluştuğunu da yine bu araştırmalardan öğrendim. 

Filmdeki bir sahnede Amazonların ateş başında şen kahkahaları içimi ısıttı gerçekten. Bir dönem kadın kahkahasını bile yasaklayan zihin aklıma geldi; o an “ bakın biz kadınların kökeninde işte bu kahkahalar var” demek istedim…

“Tomris” barışçı olmasına rağmen (“Kiros peşimizden gelirken başka seçeneğimiz mi var” diyerek) steplerin  özgürlüğü için  olağanüstü stratejik taktiklerle, kendisine çıkarları için evlenme teklifi gönderen  Pers Kralı Kiros’un (Gassand Messud) teklifini kabul etmeyen ve onu meydana çağıran, savaş meydanında Persleri yenmeyi başaran  Massaget Kabilesi’ne ait bu çocukluktan lider ruhlu, güçlü ve zeki kadın tarihin en büyük zaferlerinden birine imza atmıştır.  Ve önüne sunulan Kiros’un kesik kafasını kan dolu bir fıçıya koyarak tarihe geçen şu ünlü sözü söylemiştir. “Kan içmeye doymazdın. Şimdi ben seni kan ile doyuruyorum”

  Şarkı söyler gibi ata binen, şiir yazar gibi ok atan, dans eder gibi savaşan, bozkırı içine çeker gibi kımız içen; atının terkisinde gece karanlığında steplere doğru kaybolan ve  uzun yıllar sonra gün ışığı ile baba evine dönen; Güneşin kızı, steplerin kraliçesi “Tomris”e, son savaş meydanında destansı bir şekilde vuruşan ve onuruyla ölen Amazonların komutanı bey kızı “Sardana”ya, şen kahkahaları ile stepleri çınlatan ateşin kızları Amazonlara;  bir Fransız şehrinde bulunup fakat ruhunun coğrafyasında ikamet eden benden selamlar…

Kuş kanadına yazılmış ve 2600 yıl öncesine gönderilmek üzere… 


Yönetmen : Akan Satayev

Senaryo : Aliye Nazarbayeva, Timur Zhaksylykov

Görüntü Yönetmeni : Khasan Kydyraliyev

Kurgu : Galimzhan Sanbayev

Müzik : Renat Gaisin

Oyuncular : Almira Tursyn, Adil Akhmetov, Erkebulan Dairov, Berik Aytzhanov, Satybaldy Azamat, Aizhan Lighg, Ghassan Massoud, Zarina Totaeva

Kazakistan / Tarihi-Biyografi-Savaş-Dram / 156 Dk.

Film notum:

2 YORUMLAR

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here