Uğultulu Tepeler
UĞULTULU TEPELER… ‘ISINIYOR’!
Filmde belli bir seyir keyfi tabi ki mevcut. Yönetmen bağlı olduğu roman karşısında bazı tereddütler yaşasa da parlak bir yönetmenlik çıkarıyor. Oyuncuları üzerinde ciddi bir hâkimiyet kurduğu ve yarattığı sahnelerde özenli bir ön çalışma yapmış olduğu açıkça belli oluyor. Aynı şekilde filmdeki sanat yönetmenliği de dönemi resmetmek açısından son derece başarılı… Aklımızda tek bir soru kalıyor: Acaba senaryo daha iyi çalışılmış olsaydı sonuç çok daha başarılı olmaz mıydı? Tıpkı… Evet, Emily Bronte’nin romanında olduğu gibi…
Emily Bronte’nin tam 179 yıl önce kaleme aldığı ‘Uğultulu Tepeler’, belli bir tarihsel dönemde geçiyor ama içerdiği aşk / nefret ilişkisi, sosyal sınıf farkının yarattığı uçurumlar, bencil olmanın sağlıksız gücü ve ıstırap dolu bir hayatın zorluğu gibi birçok tema her dönemde geçerliliğini koruyordu ve bu nedenlerle modernize etmeye oldukça açık bir eserdi.
Doğal olarak eserin hem beyaz perdede hem de televizyon yapımlarında birçok uyarlamasına tanık olduk. Zaman içerisinde birçok yönetmen bu klasikleşmiş eseri layığıyla sinemaya taşımak gibi zor bir görevi üstlendiler. Hatta sinemamız da bu etkinin dışında kalamadı ve büyük yönetmen Metin Erksan 1966 yılında romanın serbest bir uyarlaması olan ‘Ölümsüz Aşk’ adında bir film imzaladı.
Bu hafta sinema salonlarımıza uğrayan yapım da bir serbest uyarlama… Çünkü yönetmen Emerald Fennel’in bu yeni ‘Uğultulu Tepeler’i her ne kadar romanın ana karakterlerini aynı isimlerde tutsa ve hikaye genel hatlarıyla benzer bir doğrultuda ilerlese de, esinlendiği eserden ciddi farklılıklar taşıdığı da kesin!
‘SERBESTÇE’ KISALTMALAR VE EKLEMELER…
Özellikle filmin ilk yarısında romanın daha derin temalarının yerine görsel gücü yüksek, etkileyici ve açıklayıcı sekanslara tanık oluyoruz. Halka açık bir meydanda yapılan bir idam, evdeki bir oyuncak ev başında yapılan konuşmalar ve Linton’ların taşınma süreci gibi sahneler normalde bir filmde hikayenin ‘yerleşmesi’ için gerekli gibi durabilecekken burada ister istemez romanla kıyasladığımızda biraz eklenti veya aşırı önem verilen detaylar gibi bir izlenim veriyor.
Örneğin başkahraman Cathy’nin hizmetçi Nelly’le konuşması ve ona kendisinin Heathcliff’e olan derin aşkını itiraf ettiği sahne romanın adeta ‘kalbi’ konumundayken burada sadece birkaç konuşmayla geçiştirilmiş…
Aslında filmin orijinal eserden ayrılması ve zaman zaman neredeyse bağımsız bir yapım izlenimi vermesi kabul edilebilir bir durum. Çünkü dediğimiz gibi hikayenin ana omurgası romana ihanet etmiyor ve filmin, kitabı nerdeyse harfine kadar uyarlamak gibi ne bir iddiası ne de bir amacı var. Ama asıl problem şurada yatıyor: filmin tamamen esinlendiği eserden kopmama gayreti orijinal hikayenin bazı öğelerinin yerini bulamamasına yol açıyor. Örneğin hikayenin final sahnesi bu ‘modernize’ etme çabasından ciddi bir hasar alıyor ve ne duygu ne de derinlik açısından romanın yanına bile yaklaşamıyor.
CATHY’Yİ KORUYALIM!
Bu romandan ayrılmama çabaları şekil olarak olmasa da içerik açısından hikaye ve karakterlerde ciddi ‘dalgalanmalar’ yaratıyor: aslında yönlendirici ve bencil tutumda bulunan Cathy sanki film süresince aklanmaya çalışıyor. Tabii ki verdiği her karar kalbinden geçen asıl şey değil ve bazen şartlar onu çıkışsız bırakıyor ama başkarakterin bu kadar ‘kusursuz’ sunulması biraz zorlama bir hissiyat yaratıyor.
Aynı şekilde Heathcliff’in ‘zalim’ yönü epey yumuşatılıyor: kendisinin Cathy’den intikam için evlendiği ve eziyet ettiği kız kardeşi İsabella sanki çektiklerini kabul etmiş ve (tek taraflı) aşkı için bunlara teslim olmuş durumda. Hatta ablası Cathy’nin kurtarma teklifini bile geri çeviriyor.
Hikayenin kalbini oluşturan aşk ilişkisine gelince: romanda sadece bir öpücükle sunulan Heathcliff ile Cathy arasındaki ilişki burada tabii ki çok daha cinsellik temelli ve tutkulu bir şekilde yaşanıyor. Hatta yaşadıkları bazı sevişme sekanslarında biraz ‘şehvetperestlik’ tarafına kayıldığını da söyleyebiliriz.
Ancak şunu da eklememiz gerekir: filmdeki asıl protagonistlerin (Cathy ve Heathcliff) göreceli olarak daha masum bir konuma düşmeleri ve asıl yönlendiricinin hizmetçi Nelly gibi verilmesi onları basit ve sıradan Hollywood aşık çiftleri tiplemesinin dışına taşıyor.
JACOB ELORDİ ÜZERİNE TARTIŞMA…
Oyunculuklara bakacak olursak… Catherine’in canlandıran Margot Robbie ve Heathcliff’e hayat veren Jacob Elordi gerçekten kusursuza yakın performanslar sergiliyor. Rollerine kendilerini tamamen vermiş bu iki oyuncu karakterlerinin yaşadığı bütün psikolojik buhranları ince bir şekilde seyirciye naklediyor. Onların hemen arkasında Alison Oliver (İsabella) ve Hong Chau (Nelly) da sağlam ve derinlikli yan karakterler çizmeyi başarıyorlar. Bu arada şunu da ekleyelim. Romanda Heathcliff karakteri esmer ve koyu tenli olarak tanımlanır. Hatta romanın 2011 yılında çekilen uyarlamasında Heathclliff’i James Howson adında bir afro-amerikalı oyuncu canlandırmıştı. Dolayısıyla bazı eleştirmenler Elordi’yi bu rol için fazla açık tenli bir beyaz olarak buldular!
Sonuçta filmde belli bir seyir keyfi tabi ki mevcut. Yönetmen bağlı olduğu roman karşısında bazı tereddütler yaşasa da parlak bir yönetmenlik çıkarıyor. Oyuncuları üzerinde ciddi bir hâkimiyet kurduğu ve yarattığı sahnelerde özenli bir ön çalışma yapmış olduğu açıkça belli oluyor. Aynı şekilde filmdeki sanat yönetmenliği de dönemi resmetmek açısından son derece başarılı… Aklımızda tek bir soru kalıyor: Acaba senaryo daha iyi çalışılmış olsaydı sonuç çok daha başarılı olmaz mıydı? Tıpkı… Evet, Emily Bronte’nin romanında olduğu gibi…
Yönetmen / Senaryo : Emerald Fennell
Görüntü Yönetmeni : Linus Sandgren
Kurgu : Victoria Boydell
Müzik : Athony Willis
Oyuncular : Margot Robbie, Jacob Elordi, Owen Cooper, Alison Oliver, Shazad Latif, Hong Chau, Martin Clunes, Owen Cooper, Ewan Mitchell, Robert Cowsey
İngiltere-ABD / Romantik-Dram / 135 Dk.











