Kurtuluş

SİNİRLERİ BOZAN YAPIM SEYİRCİSİNİ BİRÇOK AÇIDAN ŞAŞIRTIYOR

‘Kurtuluş’, birçok açıdan insanı şaşırtıyor. En olumlu biçimde olduğu gibi, olumsuz biçimde de… Doğu Anadolu’nun kendine özel toprakları üzerinde neler yaşanmıyor ki…

OrtaKoltuk Puanı:

 

 

Bol ödüllü bir yeni filmimiz üzerine düşünceler

İşte son günlerin olay-filmlerinden biri… Şubat ayındaki son Berlin Film Festivali’nde jüriden Gümüş Ayı Ödülü’nü (ikincilik) almıştı, yine bir Türk filminin Altın Ayı ödülünün yanı sıra… O ödülü alan İlker Çatak’ın Sarı Zarflar filmi bizde gösterim sırasını beklerken, evrensel adı Salvation olan bu film hemen karşımıza geldi. Şahsen beni birçok açıdan şaşırtarak…

Yazar-yönetmen Emin Alper2009 yılında Anadolu’nun ırak köşelerindeki Kürt köylerinden birinde yaşanan gerçek bir olaydan yola çıkmış. Bir ailenin tümü bir evlenme törenine katılıp, o ailenin 40 küsur üyesini insafsızca öldürmüşler, kadınlar ve çocuklar dahil… Alper, bu büyük dramdan yola çıkarak kendi kendisine sorular sormuş, oradan evrensel sorunlara ulaşmış. Ve anlatmaya çalışacağım olaylarla o büyük festivalin ödüllerine uzanmış.

Hikâye çok kabaca ‘korucu’ Hazeran aşiretiyle yıllar önce oraları terk etmek zorunda kalan Bezari’ler arasındaki çatışmayı ele almış. Ama Bezari’ler geri dönmüşler ve bu kavga büyümüş. Hazeran aşireti ile Bezari’ler arasındaki toprak çatışmasını odağına alan film gergin bir atmosferde, iktidar mücadelesini ve ‘kurtuluş’ vaadinin peşinden giden bir köyün hikâyesini anlatıyor. Bunu yaparken de kendi kendine sorduğu asıl soru şu: Bu mekanik biçimde oluşan olaylar, aslında elbette her vatandaş gibi yaşadığı köyün ve toprağın ekip yararlanma içgüdüsüyle beslenmez mi? Sıradan bireyleri kolektif bir şiddete sevk eden nedir? Hele bu neredeyse bir kitle katline, bir soykırıma dönüşecekse…

Film birçok açıdan insanı şaşırtıyor. En olumlu biçimde olduğu gibi, olumsuz biçimde de… Doğu Anadolu’nun kendine özel toprakları üzerinde neler yaşanmıyor ki… Bir  zamanlar teröristlerin cirit attığı bu topraklarda, daha zengin olan Bezari’ler köyü bırakıp kente göç etmişler. Hazeran’lar fakirleştikçe Bezari’ler zenginleşmiş olarak dönüyor. Camide buluşuyor, inanılmaz (biz kentliler için yani) dua törenleri yapıyorlar.

Bismillahirrahmanirrahim deyişiyle başlayan dualar… Allah’ın adı dillerden düşmüyor. Namazında-niyazında bir topluluk bu… Camide buluştuklarında tam bir dinsel tören… Kafalar sağdan sola sallanıyor, dualar dillerden düşmüyor. Ve o büyük karar da camide alınıyor, “Bu savaşı bitireceğiz” diyerek… Devlete karşı da çıkıyorlar mı? Evet, özellikle jandarmalara karşı… Eski Habil ve Kabil efsanesi lafı geçiyor, şeyhler cirit atıyor, yangın oluyor. Arada kan davası, dergah, şeyh ünvanı…

Köyün kadınları da bir başka alem… Onların başları genelde örtülü, yürekleri korku içinde… Köy evlerinin ustalıkla canlandırılmış (olasılıkla gerçek) dekoru içinde çocukların velayeti tartışılıyor, görkemli kavgalar yaşanıyor. Çocuklar da istemeden olsa bile cinayetlere karışıyor. Ama her şeye karşın erkeklerin üstte olduğu eril bir toplum bu… Ön plana çıkan (ve filmde çok iyi oyunculara verilen) erkek kahramanlar, özellikle Şeyh Ferit (Feyyaz Duman) ve ağabeyi Mesut (Caner Cindoruk) denebilir. Ki örneğin şöyle düşünüyorlar : “Eğer eyleme geçmezsek ya esir düşeceğiz, ya yok olacağız.” Böylece tam bir ideolojik eylem : Şiddeti yasal kılmak için terörizme izin vermek…

Şimdi gelelim filmin başka özelliklerine… Önce filmin senaristi-yönetmeni Emin Alper… 1974 doğumlu sanatçı kısa filmlerle başlamış. 2012’den sonra Beyond the Hill-Tepenin Ardında, Abluka, Kız Kardeşler, Kurak Günler, Frenzy-Taşkınlık gibi filmleriyle büyük ilgi görmüş. Ve bu filme gerçekten tüm yetenekleriyle eğilmiş. Son Berlin Ödülü elbette çok hak edilmiş bir başarı.

Benim kişisel bakışıma gelince… Önce filmin kimi köşede kalmış özellikleri. Ahmet  Sesigürgil- Barış Aygen ikilisinin o inanılmaz görüntüleri, kameranın en kaygan ve yerli-yerinde kullanılması… Christian Verbeek’in son derece ustaca kullanılmış müziği… Bence tam manasıyla az ve öz…

Ve benim kişisel olarak kafama takılmış kimi sahneler… O gebe kadının kabusu… Ki sanki bunu erkeğinin gözüyle yaşıyor. Kadınların da bir biçimde kavgaya karışması… Filmin o ilkel, naif, inancı en samimi biçimde kullanan atmosferi…

Ama, bir eleştirim de  var. Yani eleştirinin olumsuz anlamıyla… O finale doğru yaşanan ve soykırıma yaklaşan büyük katliam sahnesi… Benim sinirlerimi öylesine bozdu ki çıkarken filmi tam olarak nasıl bulduğumu ben bile bilemedim! Allahtan Beyoğlu Atlas sinemasında izlemiştik ve bu sinemanın o bir zamanların sinema cenneti olmasını üzüntüyle karışık bir keyifle yaşadım. Benzer biçimde, o eskinin Majestik Sineması ve değişmez çalışanı Ali de oradaydılar. O kadar güzel anlar yaşadık ki… Bir kez daha: Yaşasın sinema; yaşasın dostluk ve elbette yaşasın Beyoğlu…

Yönetmen / Senaryo :  Emin Alper

Görüntü Yönetmeni :  Ahmet Sesi̇gürgi̇l, Barış Aygen

Kurgu : Özcan Vardar

Müzik : Christiaan Verbeek

Oyuncular : Caner Ci̇ndoruk, Berkay Ateş, Feyyaz Duman, Naz Göktan, Özlem Taş, Eren Demi̇r, Seli̇m Akgül, Hichi Demi, Nazmi̇ Karaman

Türkiye – Fransa – Hollanda – Yunanistan – İsveç – Suudi Arabistan Krallığı / Dram / 120 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz