Uzun Kız  /  Dylda

2019 “Cannes Belirli Bir Bakış”tan Ödüllü Bir Film

“Dylda / Uzun Kız / Fasulye Sırığı”

1991’de Kuzey Kafkasya’da doğan genç Rus yönetmen Kantemir Balagov’un senaryosunu Anton Yarush ile yazdığı ve yönettiği ilk filmi “Tesnota / Sıkışmışlık”, kendine has sinema dili ve adındaki gibi sıkışmış mekân duygusuyla büyük beğeni toplamış, başta 2017 Cannes Belirli Bir Bakış’ta FİPRESCİ olmak üzere 15 kadar uluslararası ödül kazanmıştı.

Bu hafta “Uzun Kız” adıyla vizyona giren ikinci filmi “Dylda / Fasulye Sırığı”, yine benzer şekilde çok sayıda ödül almış, 2019 Cannes Belirli Bir Bakış’ta hem FİPRESCİ hem de En İyi Yönetmen ödüllerini kazanmıştır.

Yazılara eşlik eden garip hırıltılar ve klik sesleriyle izlenen “Dylda”nın giriş jeneriği, “Leningrad, savaştan sonraki ilk sonbahar” tümcesinin ardından, bu sesleri çıkaran, neredeyse katatonik bir şekilde donup kalmış, çok uzun boylu sarışın bir genç kadının sabit planına geçer. Burası bir çamaşırhanedir ve bu hemşire kıyafetli kadının etrafında çamaşır yıkayan iş arkadaşları olaya sakin ve normalmiş gibi bakmaktadır. Görselliği ve inandırıcı ayrıntılarıyla tüm filmin tonlamasını belirleyen bu sepya renklerindeki kusursuz açılış sahnesi, izleyiciyi savaş sonrasının parçalanmış ruhlarının ve bedenlerinin yaşama tutunmaya çalıştığı bir askeri hastanenin koğuşlarına götüren yolculuğun başlangıcıdır.

Oğlan çocuğu Paşka ile yaşayan, arkadaşlarının fasulye sırığı diye de adlandıkları İya’nın savaş sırasında uçaksavar bataryasında görevli bir asker olduğunu; arada bir kısa süre donmasına sebep olan rahatsızlığı ortaya çıktığında geri hizmete alındığını öğreniriz.

Genelde terzi komşusunun baktığı çocuğu, komşunun müsait olmadığı bir gün hastaneye götürdüğünde, bunun alışıldık bir durum olduğunu, hastaların, biraz da kendi dertlerini unutmak için Paşka’ya dadılık yaptıklarını fark ederiz. Onu eğlendirmek için hayvan taklitleri yaparlar ama çocuk kuş dışında hiçbir hayvanı tanımaz. “Şimdi sıra sende” dediklerinde de hiçbir hayvanı taklit edemez. Fonda bir tragedya korosu gibi kalabalık bir heykele dönüşmüş hastaların önünde küçücük bir çocuğu arkadan gösteren o unutulmaz planda birisi “köpek taklidi yapsana” der. Bir diğeri ”nasıl yapsın ki, hayatı boyunca hiç köpek görmedi ki, hepsini kesip yemedik mi?” der.

Sakin ve keyifli bir oyunun ortasında bu kan dondurucu tümce, yüzümüzde tokat gibi patlar. Jeneriği sonlandıran cümlenin asıl anlamını o zaman fark ederiz. Burası, savaş sonrası Rusya’sının herhangi bir kenti değil, Almanların 900 gün boyunca kuşattıkları Leningrad’dır. 900 gün boyunca aç susuz bırakılan, yiyecek stokları tükenince değil kedileri, köpekleri, fareleri ve sıçanları, otları, sapları, samanları, kuşatmanın sonlarına doğru kendi ölülerini bile yiyen, ama düşmana teslim olmayan Leningrad. Bu sebeple çok önemli, çok etkileyici, çok dokunaklı bir öykü de anlatsa, Balagov’un “Dylda”sında “yemek” konusu, yemek karnelerinden Saşa’nın getirdiği meyvelere ve yemeklere devamlı su yüzüne çıkacaktır…

İya, geri hizmete alınırken, aynı bataryada görevli yakın arkadaşı Maşa, ölen sevgilisinin intikamını almak için savaşa en saldırgan şekilde devam etmiş, Almanları Berlin’e kadar kovalamıştır. Savaş bittiğinde Leningrad’a İya’nın yanına dönüşü, öykünün ana teması olan çocukla ilgili sorunları da beraberinde getirir…

Kantemir BalagovDylda”nın senaryosunu Svetlana Alesievitch’in “Savaşın kadın yüzü yok” adlı kitabından özgürce esinlenerek Aleksandr Terekhov ile birlikte yazmış. Kürtajdan şantaja, ihanetten ötanaziye, melodrama ya da tezli filme yatkın çok sayıda öğe içeren bir metinden yola çıksa da, hem Bresson’un, hem hocası Aleksandr Sokurov’un tarzlarını anımsatan, dingin, süssüz, yalın ve mesafeli bir anlatım yeğlemiş.

Dylda” tezli film ve melodramdan olabildiğince uzak duruyor ama, savaşla ilgili bir filmde kadını bu derecede öne çıkarmasıyla, kadının kendi bedenini istediği gibi kullanma hakkını desteklemesiyle, Avrupa’nı en homofobik ülkesi Rusya’da, uyurmuş gibi gösterse de, biseksüel öğeleri açıkça öyküsüne katmasıyla günümüz sorunlarına eğilen, çağcıl bir film. Ve de tüm dinginliğine karşın 134 dakika boyunca neredeyse soluk soluğa izleniyor.

Kişisel acıların toplumsal trajediyle buluştuğu “Dylda”da, savaş sonrasının harap olmuş Leningrad’ı gibi, İya ve Maşa da yaralarını sarmaya, kendilerini yeniden inşa etmeye çalışırlar. Gıda kısıtlamalarının ve para sıkıntısının devam ettiği barışın bu ilk yıllarında, babaerkil bir toplumun kadını sömürmeye yatkın ortamında, bu iki kadın arasında, yakın arkadaşlığı aşan, sevginin, nefretin, suç ortaklığının, birbirini kullanmanın iç içe geçtiği, örtülü bir cinsel çekiciliğin de devamlı hissedildiği son derece karmaşık bir ilişki gelişir.

Balagov, öyküsünü izleyiciyi belirli bir uzaklıkta tutarak anlatır ama, ilk kez beyaz perdede görünen Viktoria Miroshnichenko (İya) ve Vasilisa Perelygina (Maşa) müthiş ölçülü oyunculukları ve inandırıcılıklarıyla seyirciyle bire bir iletişim kurmayı başarırlar. Ayrıca Balagov kendi yarattığı bu mesafeyi, İya ile Paşka’nın oynaştıkları o benzersiz uzun plan, Stepan’ın ölümü gibi kimi unutulmaz sahneyle ustaca kırar.

Özellikle bir resmi görevlinin hastaneyi ziyaret ettiği sahneye dikkat çekmek isterim. Görevli kadın, hastalara klasik bir hamasi nutuk çekerken görüntünün dışından hiç kesilmeyen bir alkış sesi gelir. Kadının her hastanın önünden geçişini izleyen kamera, yüzü parlayan, biraz da delice gülümseyerek devamlı el çırpan, heyecanlı alkışı göğsündeki yaranın tekrar açılmasına sebep olduğundan gömleği kan içinde kalmış yakışıklı bir gence ulaşır.

Balagov, tek bir sekansla, bürokrasinin sığlığını eleştirmeyi, savaşın bu güzel insanları nasıl delirttiğini anlatmayı başarırken, bu hasarlı gencin arkasından bakan izleyicinin onu nasıl bir gelecek beklediğini düşünmesine de ön ayak olur.

Artık, filmin anlatısının en büyük desteğine, o görkemli görselliğine değinmenin sırası geldi. Filmi çekerken henüz 27 yaşında olan gencecik yönetmen Kantemir Balagov ile 1944 doğumlu ondan da genç görüntü yönetmeni Kseniya Sereda, planların ve kadrajların kusursuzluğu kadar renk kullanımını da anlatımın bir parçası hâline geldiği benzersiz bir görsel mucize yaratıyorlar.

Leningrad kışının gün yüzü görmeyen gündüzlerini, sarımtırak sokak lambalarının zar zor aydınlattığı sepya tonlarıyla veriyorlar. Filmin tek doğal ve aydınlık renklerini Leningrad’da havanın hiç kararmadığı beyaz geceleriçin kullanıyorlar. Çarlığı yıkan, asalet unvanlarını ve sınıf farklarını yok eden Sovyetler, tabii ki kendi üst sınıflarını, bürokrasinin aristokrat kastını oluşturmuş. Bunları da, içsel kirlilikleriyle alay edermiş gibi, lekesiz bir beyazlık simgeliyor. Hastane personeliyle hastalar da beyaz giyiyor ama, hastanenin aydınlık görmeyen iç mekânlarının sepyası, hastaların ve personelin giysilerine yansıyarak onların beyazını kum rengine dönüştürüyor.

Geriye kalan tüm iç mekânlarda, yerlerden duvarlara, giysilerden makyajlara canlı kırmızı ve yeşil tonlar hakim. Bu iki kontrast renk, upuzun sarışın nerdeyse androjin İya ile çıtı pıtı, kızıl kumral Maşa’nın kadınsı çekiciliğinin sanki karşıtlığını simgeliyor. Ve her şeyleriyle zıt bu iki kadının birbirini tamamlaması gibi, kırmızı ve yeşil de iç içe geçerek olağanüstü görsel bütünlük sağlıyor.

Klasik dönemden günümüze Rus Sineması çok önemli sinema dehaları yetiştirmiştir. Artık Daneliya, Parajanov ve Tarkovski’nin klasik, Mikhalkov, Balabanov ya da Sokurov’un yaşlı, Zvyagintsev, Serebrennikov ve Vyrypaev’in orta kuşak sayıldığı bir zamanda, Sovyet Yıllarını hiç yaşamamış, o dönemden sonra doğmuş yepyeni bir genç kuşak yetişiyor. Kantemir Balagov kesinlikle bu kuşağın gelecekteki en önemli isimleri arasında yer alacak İlk filmi “Tesnota / Sıkışmışlık” (2017) bulup buluşturup izlenmesi şart olan çok sağlam bir işti. “Dylda” ise sezonun en iyilerinden, belki de bu yılın en iyi filmi. Sakın kaçırmayın derim.

Yönetmen : Kantemir Balagov

Senaryo : Kantemir Balagov, Alexandr Terekhov

Görüntü Yönetmeni : Kseniya Sereda

Oyuncular : Viktoria Miroshnichenko, Vasilisa Perelygina, Timofey Glazkov, Andrey Bykov, Konstantin Balakirev, Ksenia Kutepova, Igor Shirokov, Olga Dragunova

Rusya / Dram / 130 Dk.

 

Film notum:

 

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here