Cinayetin ardında…

Bu hafta sinemalarda gösterime giren, daha çok tiyatro çalışmaları ile tanıdığımız Cihan Sağlam‘ın yönettiği ilk uzun metrajlı film olan “Uzun Zaman Önce“, birçok ödüle uzanan bir yapım. Uluslararası platformda prömiyerini İrlanda’nın başkenti Dublin’de düzenlenen 8. Silk Road Film Festivali’nde yapan film, festivalde başrol oyuncularından Onur Dikmen‘e en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandırmıştı. Bu uluslararası ödülün yanı sıra, diğer erkek oyuncu olan Serdar Orçin ise geçenlerde zorlu pandemi koşullarına rağmen yapılan Ankara Film Festivali’nde en iyi erkek oyuncu ödülünün sahibi oldu. Bunların yanı sıra, film aynı festivalin, Mahmut Tali Öngören adına düzenlenen en iyi film ödülü ile yapımın müzik direktörü Uygur Yiğit de, en iyi müzik ödülünü alma başarısını gösterdi. Kadın oyunculardan Nihan Okutucu ise geçen yıl Boğaziçi Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu seçilmişti…

Yönetmen Cihan Sağlam, kendisi için hassasiyetli bir kavram olduğunu belirttiği “vicdan“, “adalet” gibi idelerden hareketle, insanların en korunaklı alanlarından birisi olan aile düzeni içerisinde, baba ve çocukları ile suç denklemi arasında gergin bir tonda film tasarladığını belirtmişti bir röportajında. Projeden gerçeğe uzanıldığında film, bu amaca uygun şekilde baskın bir gerilim öğesi yüklü müzik eşliğinde iki kardeş arasında bir telefon konuşması ile başlıyor. Kasvetli, puslu bir hava ve oldukça karamsar bir müzik eşliğinde, Ahmet (Onur Dikmen), abisi olan Mehmet’i (Serdar Orçin) yanına çağırır. Anlaşılan Ahmet bir suça karışmıştır. Kardeşi Mehmet köhne bir gaz istasyonunda kardeşinin kendisini çağırması üzerine gider yanına ve artık o da bu cinayetin delillerini yok etme görevini üstlenerek aktörlerinden ikincisi haline gelir. Artık bu günah pay edilmiştir aralarında. Herkesten ve biraz da vicdanlarından kaçmanın yollarını bulmak isterler. Film ilk anlarında böyle bir suça bulaşmanın nedenine dair ipuçları sunmaz. Ancak sahneler ilerledikçe, cinayetin gizemi kendisini açık etmeye başlar.

Ahmet, kasabada kuaför olan Sevgi’nin (Nihan Okutucu) kendisini, kasabaya aniden gelen bir başkası ile aldattığını düşünür. Bu durum ikili arasında evliliği sarsacak boyutlara uzanır. Filmin başındaki Ahmet’in eşyasının kaybolması ile başlayan tartışma, Mehmet’in evinde yine birbirlerinin gözlerine bakmaktan çekinecek denli bir yabancılaşma portresini sunar bize. İşte film bu temelden hareket etmekle birlikte farklı hikayelere de yelken açar. Örneğin, Reha Özcan‘ın canlandırdığı babalarının işlettiği taş ocağında çalışan Osman’ın (Ümit Çırak) aileyle olan yakınlığına rağmen akçeli işlerde yaptığı usulsüzlüklerinin açığa çıkması ve kasanın kendisinden alınması ya da işçilerin ocaktan çıkartılması gibi yan hikayeler sunulur. Buna ilaveten, baba ile çocukları arasındaki minör iktidar paylaşımı yer yer çocukluk anılarına, özellikle de babanın kasaplık yetenekleri ile birarada verilir. Ancak ne olursa olsun, sanki cinayet tüm bu çatışmaları, Mehmet’in tabiri ile cin’i şişesinden çıkartmışır artık. Fakat gizemin çözülmesi sadece emniyetin yaptığı araştırmayla olmaz. Birilerinin de ortadan kaybolması gerekir. Babanın aniden ölümü ya da Osman’ın işletmeden çekilmesi, aslında düğümün çözülmesine imkan sunar bir bakıma. Çünkü bu iki karakterin sahneden çekilmesiyle, final hızlanmaya başlar.

Ankara Film Festivali jürisi ödülün gerekçesinde, “…erkek egemen dünyanın yozlaşmış iktidar ilişkileri içinde insanın kendisi gibi olabilme halinin elinden alınmışlığını ve sevebilmenin imkânsızlığını güçlü karakterler ve tutarlı atmosferle anlatabilmesinden dolayı…” verildiğinden bahsedilmişti. Ödülün jüri gerekçesinde belirtilen ve yönetmenin de muradı olan o gergin hali verebilmede film başarılı mı, bence tam olarak değil. Öncelikle filmin çekim planları çok uzun tutulmuş. Ancak en temel sorun, ana hikayeden yan anlatım geçişlerinin çok hızlı olmasında ve bunlar arasında bağlantı sağlayamadan yıkık bir köprüden geçiş yapılabileceği gibi yanılmalı bir bakışa sahip olunmasında. Gerçekten de, ne ailevi erkler arasında, ne de baba ile çocuklar, çocuklar ile eşler, hatta Mehmet’in çocukları ile kendi aralarında yeterince derinlikli hikaye sunulmadığını görüyoruz. Filmin başında verilen ve esrarengiz olması beklenen o kriminal vaka bile sıradan bir olay gibi görülüyor bir yerden sonra. Osman’ın film içindeki yerinde de bir kıvam sorunu var üstelik. İşte tüm bu hikaye tekniğindeki aksamalar, bize bir iktidar çatışmasını sunmadığı gibi, uzun sekanslar sonrasında sürprizli bir final beklenti hissi yaratıyor. Doğal olarak bu bekleyiş, sıradan bir sonla tamamlanınca da, sinema salonunu küçük bir hayal kırıklığı ile terk etmek pek de sürpriz olmuyor…

Nuri Bilge Ceylan’ın ve Zeki Demirkubuz’un sinemasının izinde…

Bu olumsuzluklarına karşın filmin bazı artıları da var kuşkusuz. En önemli başarısı kuşkusuz hemen hemen tüm oyuncuların, sığ hikaye etme tekniğine karşın inandırıcı oyunculukları. Onur Dikmen, sıkıntılarını içe döken, bunu dışarıya yansıtmayan oğul’da çok başarılı. Tam tersi bir karakter olan, kimi zaman babası ile ters düşmekten korkmayan Mehmet karakterindeki Serdar Orçin de rolünün hakkını ziyadesi ile verenlerden. Zaman zaman sevgi dolu bir ağabey, ancak çoğunlukla gaddar bir kişilik sergilemesi, farklı halleri sunma hüneri ile ilerisi için de iyi filmlerde oynayacağının şimdiden haberini veriyor. Sevgi rolünde Nihan Okutucu ise, eşi ile çatışmalı anları iyi resmetmiş. Ve baba rolünde iyi bir performans sergileyen, iyi tiyatro oyuncularından Reha Özcan‘ı anmamak büyük bir haksızlık olur. Oğulları arasındaki gerginlikleri ustalıkla sonlandırmasıyla, şiddete meyal kişilik yapısının sunumu ve özellikle de Haneke‘nin sıklıkla kullandığı mekân olarak yemek masası sahnelerindeki rolüyle çok başarılı.

Haneke‘nin aile içindeki dramatik anları, kurumun en bütünleşik alanlarından olan yemek sofrasında resmetmesine benzer, sık sık bu mekan kullanımını Cihan Sağlam‘ın filminde de görüyoruz. İşte bu anlarda otoriter baba rolünün hakkını veriyor Özcan… Ve diğer rollerde Ümit Çırak, Zeynep Kaçar, Sevinç Erbulak‘ta göz dolduruyorlar…Filmin renk kullanımı ve uzun görüntülü çekim teknikleri yer yer Nuri Bilge Ceylan‘ın estetik tekniğini andırırken, kahramanların iç halleri, dışa aksetmeyen o suskun psişik karakter yansımaları ile de Zeki Demirkubuz‘un etkisini ziyadesi ile hissettiriyor. “Başka Sinema” seçkisi kapsamında, özellikle İstanbul’da birçok sinema salonunda izleme imkanı bulabileceğiniz, yönetmenin bu ilk oldukça karamsar ton ve içerikli film deneyimi herşeye rağmen, özellikle oyunculuklarıyla izlenmeyi hak ediyor…

Yönetmen / Senaryo : Cihan Sağlam

Görüntü Yönetmeni : Deniz Pişkin

Müzik : Uygur Yiğit

Oyuncular : Reha Özcan, Serdar Orçin, Onur Dikmen, Ümit Çırak, Nihan Okutucu, Esra Bezen Bilgin, Sevinç Erbulak, Murat Garibağaoğlu

Türkiye / Gerilim-Dram / 119 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here