Vortex

“Life is a dream, isn’t it?”     “Yaşam bir düştür, değil mi?

“Yes, a dream within a dream.”    “Evet, bir düşün içerisinde bir düş.”

41.Uluslararsı İstanbul Film Festivali’nin jürisi olarak izlediğimiz ilk 9 film arasında çok iyisi, daha az iyisi ve de çok daha az iyisiyle kafamızda bir sıralama yapmışken Gaspar Noé’nin “Vortex”ini izler izlemez neredeyse tartışmadan ödülün sahibi belli oldu.Tüm filmlerin genel değerlendirmesini, birer sinema sever olarak karşılıklı görüşlerimizi müthiş keyifli bir sohbet olarak paylaşmadan da önce, oturumun hemen başında kararımızı oybirliğiyle vermiş, gerekli belgeleri doldurup imzalamıştık bile.

“Vortex”in yarışmanın en iyisi olduğunu sadece FİPRESCİ Jürisinin değil, bizimle hiçbir ilişkisi olmayan Uluslararası Jürinin kararı da aynen teyit etmişti.

Cannes festivalini tahammül edilmesi güç upuzun bir tecavüz sahnesiyle sarsan, izleyiciyi uyuşturucu etkisinde uçuran, dans pistini ölümcül tehlikeli mekâna dönüştüren, organları seyircinin gözüne sokarcasına açık seçik cinsel ilişkiyi resimleyen, gelmiş geçmiş en kışkırtıcı sinemacılardan yazar yönetmen Gaspar Noé, son filmi “Vortex”le tematik ve biçimsel açıdan radikal bir değişimle karşımızda çıkıyor.

Son yıllarda bazı yakınlarını kaybetmiş, 2019’da neredeyse hayatına mal olacak bir beyin kanaması geçirmiş olan Noé, bu kez Paris’te sıkışık bir apartman dairesinde yaşayan yaşlı bir çiftin son günlerini, haşin, çarpıcı, dingin ve de aynı zamanda müthiş dokunaklı bir sinema diliyle aktarmaktadır.

Ciddi kalp sorunları olan adam, sinema ile düşlerin ve bilinçaltının ilişkisi üzerine, büyük olasılıkla bitiremeyeceği bir kitap yazmaktadır. Demans ya da Alzheimer hastası emekli psikiyatrist karısı, hâlâ elinde kalmış reçetelerin aracılığıyla evi ilaç kutularıyla doldurmaktadır.

Adam, ellerinin arasından akıp giden hayatları ya da yazdıklarının önemli bölümü olsun, kaybetmekte olduklarının bilincindeki adam sessizce isyan eder; bilinci sık sık gidip gelen kadın etrafındaki kişileri ve yaşananları boş bakışlarla, kimi zaman kim ve ne olduğunu anlamaksızın gözlemler.

Yaşlılığın ve hastalıkların kaçınılmaz bir sona doğru sürüklediği bu iki insan her şeye karşın birbirlerine müthiş sevgiyle bağlıdırlar ve birbirlerine büyük değer vermektedirler. Kırklı yaşlarında oğulları Stéphane da sevgi ve şefkatle ebeveynlerinin üzerine titrer ama onun da önemli sorunları vardır. Bir yandan uyuşturucu bağımlılığıyla savaşmak, bir yandan da küçük oğlunu tek başına büyütmek zorunda olan Stéphane değil annesiyle babasına, kendisine bile yardım edebilecek durumda değildir.

Noé’nin anlatım tekniğindeki büyük yenilik, filmin tamamının split-screen / bölünmüş ekran oluşundadır.140 dakikalık anlatının tamamı, incecik bir siyah çerçeveyle ayrılmış

4 /3 formatında yan yana iki ekran görüntüsünden izlenir. Olağanüstü etkileyici görselliğin ötesinde Noé’nin yöntemi izlenceye farklı bir boyut ve derinlik katar. Biri Noé olan iki ayrı kameraman tarafından el kamerasıyla çekilen, yan yana otursalar ya da aynı yatakta uzanmış bile olsalar iki ana karakterin her birine hemzaman olarak ayrı ayrı odaklanan bu ikiz bakış, birlikte olmalarına karşın ne kadar yalnız olduklarını, her birinin kendi kafesinde nasıl hapsolduğunu ustalıkla yansıtır.

Bu çiftli anlatımda bir ara kadın “devamlı peşimde dolanan tanımadığım bir adam var” diye oğluna şikâyet ettiğinde, büyük olasılıkla arada bir kim olduğunu unuttuğu kocasından söz etmektedir ama, bunun ikisinin de arkasında hissedilen kameramanların gizemli varlığına bir gönderme olduğu da düşünülebilir.

Küçük bir dairede süzülerek dolanan iki yaşlı insanın fiziksel ve ruhsal çöküşünü izleyen seyircinin kaçınılmaz şekilde Michael Haneke’nin “Amour”unu anımsaması doğaldır. Ancak, yıpranmaya, bozulmaya ve ölüme korkusuzca bakan “Vortex”, “Amour”dan çok daha karanlık, çok daha sert ve çok daha acımasızdır. Ancak kimi zaman da beklenmedik şekilde sevecen ve şefkatli olabilmektedir. Filmin belki de en dokunaklı sahnesinde, karısının teselli aradığını fark eden kocanın eli, aradaki ince çerçevenin siyah sınırını aşar ve karısının elini tutuverir.

Bu epey farklı oda sineması örneğini izleyicinin ta kalbine akıtan en önemli öğe de kusursuz oyunculuklardır. Françose LeBrun, kadının kaybolmuşluğunu büyük başarıyla aktarırken, bilincinin yerine geldiği az sayıda bölümde tüm acısını ustalıkla gözlerinde yansıtır. İlk kez önemli bir rol üstlenen Dario Argento’nun, patlamaya hazır ama yazgısına tüm isyanını kontrol altında tutmaya çalışan bab yorumu muhteşemdir. Komediden gelen Alex Lutz karakterinin kırılganlığını ve çaresizliğini büyük inandırıcılıkla aktarır.

Sonuç olarak Noé’nin muhteşem son çalışması “Vortex” şu ana kadar çekmiş olduğu en mükemmel filmdir. 15 haziranda vizyona giriyor. Sakın kaçırmayın!

Yönetmen / Senaryo : Gaspar Noé

Görüntü Yönetmeni : Benôit Debie

Kurgu : Denis Bedlow

Oyuncular : Françoise Lebrun, Dario Argento, Alex Lutz

Fransa-Belçika-Monako / Dram / 142 Dk.

Film notum:
İLEVortex
KAYNAKVortex
Önceki yazıAşk Çağırırsan Gelir
Sonraki yazı41. İstanbul Film Festivali Uluslararası Yarışması En İyi 3 Film

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz