Zombiler de yaşlanıyor!

Korku film türünün ayrılmaz parçalarından biri olan ‘zombiler’, kuşkusuz gelişen makyaj ve özel efekt teknikleriyle giderek daha korkutucu ve etkileyici bir şekilde beyaz perdeyi ziyaret etmeyi sürdürüyor.

Özelikle usta yönetmen Romero’nun ‘Land of Dead’inden beri hem beyazperdede hem de televizyon dizlerinde izlediğimiz ‘zombiler’, sinemayı, korku filmlerinin ‘Dracula’, ‘Kurtadam’, ‘Hayalet’ gibi diğer ‘ağır abilerinden’ daha sık ziyaret etti. Bunun, zombiler’in ‘kara mizaha’ daha açık olması, diğer korku öğeleri kadar ‘eskimemesi’ dolayısıyla daha ‘güncel’ durması ve aynı zamanda aksiyon tutkunu sinemaseverleri de tatmin edecek olması gibi birçok nedeni sayılabilir. Buna karşılık yine de bizce ‘Train to Busan’ filminden tam dört sene sonra, bir anlamda bu filmin devamını çeken yönetmen Sang-ho Yeon’nun yeni filminin daha da dikkat çekmesi yaşadığımız sıkıntılı ve sancılı ‘pandemi’ sürecinden kaynaklanıyor. (Bunun ayarlanmış olup olmadığı tartışmaya açık!)

Yönetmen Yeon, çok sık kullanılmış bir öğeye sarılarak, ortalama hatta zayıf sayılabilecek bir senaryo kurmasına rağmen yine de aksiyon dozu yüksek, korkutan, zaman zaman heyecanlandıran ve sıkılmadan izlenen bir gerilim/korku filmi sunuyor.

Kore’de insanları ‘zombilere’ çeviren korkunç bir salgın hastalık başlamıştır ve burada yaşayanlar ellerindeki imkanları kullanarak ülkeyi terk etmeye başlamışlardır. Onlardan biri de, kız kardeşinin ailesini de yanına alarak ülkeden kaçmaya çalışan, subay Jong Seok’dur. Seok ve ailesi ülkeye terk eden gemiye yetişir ancak gemide yeniden baş gösteren salgın, Seok’un kız kardeşi ve çocuğu dahil olmak üzere birçok yolcuyu öldürecek daha doğrusu ‘zombiye’ dönüştürecektir. Kendisi gibi hayatta kalan eniştesiyle Hong kong’a sığınan Seok, oldukça fakir ve sıkıntılı bir hayat sürmeye başlar. Bir gün, bir Amerikan şirketi, ciddi bir para karşılığında onun ve bir kaç kişinin, Kore’de kalmış olan milyon dolarları geri getirmelerini teklif eder. Çaresizlikten teklifi kabul eden Seok, zamanla ülkedeki tek tehlikenin ‘zombiler’ olmayacağını da fark edecektir.

Aslında ‘Peninsula’ filminin ilk 15 dakikası oldukça heyecanlı ve etkileyici başlıyor. Benzer Hollywood yapımlarını düşünecek olursak ‘I am a legend’ veya ‘World War Z’i anımsatan bu açılış, bizi ülkeyi kasıp kavuran korkunç bir salgının ortasına atıyor ve ‘etkileme’ açışından hedefini tutturuyor. Kaçan insanlar arasında patlak veren panik ve paranoya duygusu hikayeye ciddi bir dinamizm katıyor ve sonrasında gemide tekrar ortaya çıkan salgın sekansı oldukça kanlı ve korkutucu bir şekilde bu açılışı taçlandırıyor.

Sonrasında gelen Hong Kong’da yaşama süreci ve hemen ardından gelen ‘tehlikeli teklif’ filmin aslında ‘korku’ türünden ‘Korku/aksiyon’ türüne geçeceğini müjdeliyor. Kore’de, gece karanlığında geçen ‘para kurtarma’ operasyonu beklenenden daha kolay bir şekilde gerçekleşse de sonrasında olaya müdahil olan başkaları olayı karışık ve içinden çıkılmaz bir hale sokuyor.

Aslında yönetmen bizce güncel olan iki değişik türü birbirine katmak istiyor: hem tamamen yıkılmış, adeta enkaza dönmüş ve zombilerin kol gezdiği distopik bir dünya yaratarak değişik bir korku filmi yapmak, hem de burada bize sunduğu hayatta kalan bir grup dürüst insan, haydutlara dönüşmüş eski bir askeri birim ve inanılmaz hızla bulaşan bir salgın hastalığını kullanarak sosyal mesajlar içeren, üstüne konuşulabilecek, bir macera filmi yaratmak. Bu iki tür de filmde kendini hissettiriyor ve çok ciddi bir sorun yaşamadan senaryo içinde yol alıyor ancak ciddi bir orijinallik taşımadıkları da kesin…

Gece tamamen kör olan, ama ışığa ve sese aşırı duyarlı olan zombilerin şiddetli saldırılarını, bu ‘bitik’ dünya içinde kendilerine bir bölge kurmuş ‘eski asker-yeni haydut’ grubunun yağmalarını ya da başkahramanımız Seok liderliğinde bir avuç ‘iyi insanın’ bu cehennemi andıran şehirden kaçma çabalarını gösteren sekanslar çoğu kez başka bir filmden ödünç alınmış fikirler gibi duruyor.

Teknik açıdan ise her ne kadar ‘yitik şehrin’ üstten görüntüleri biraz fazla özel efekt koksa da genel olarak inandırıcı bir atmosfer kurulduğu söylenebilir.

Oyuncular da tabii ki ellerinden geleni yapıyorlar ve kötü oynadıkları söylenemez ancak hikayede çok keskin çizilen ‘iyi adam/kötü adam’ ayrımı karakterlerine gri bölgeler koymalarının ve derinlik katmalarının önünü tıkıyor.

Sonuç olarak ‘Peninsula’ becerikli bir yönetmenin elinde çıktığı belli, temposu yüksek, zaman zaman adrenalimizi üst noktalara sıçratan ve silahlı çatışma ve araba takibi sekansları ile heyecan açısından memnun eden bir korku/aksiyon filmi. Bu arada filmi izlerken her zaman aklımıza yaşadığımız ‘korona’ dönemini hatırlattığını da not olarak düşelim. Kısaca tabii ki başarısız bir yapım değil ama nasıl derler?… Bunları daha önce görmüştük!

Yönetmen : Sang-Ho Yeon

Senaryo : Sang-Ho Yeon, Joo-Suk Park

Görüntü Yönetmeni : Lee Hyung-deok

Müzik : Mowg

Oyuncular : Dong-won Gang, Do-yoon Kim, Jung-hyun Lee, Kwon Hae-hyo, Ye-Won Lee, Min-jae Kim, Gyo-hwan Koo

Güney Kore / Aksiyon-Korku-Gerilim / 116 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here