Anasayfa Film Fragmanı FIRTINALI HAYATLAR FRAGMANI

FIRTINALI HAYATLAR FRAGMANI

667
0

Fırtınalı Hayatlar (Genius) filminde, Max Perkins’in günlükleri ışığında  Scribner editörünün otobiyografik ögelerle döşeli hayat hikayesi ön plana alınıyor. Filmin baş rollerini, Jude Law, Colin Firth ve Nicole Kidman paylaşmış. Oscar’a aday olmuş senarist JOHN LOGAN (Gladiator, The Aviator, Hugo, Skyfall) ve başarılı, Tony ödüllü yönetmen MICHAEL GRANDAGE’ın (Donmar Ware House’un eski sanat yönetmeni) ilk uzun metrajlı filmi Genius, dünyaca ünlü kitap editörü Maxwell Perkins (F. Scott Fitzgerald ve Ernest Hemingway’i keşfeden kişi) ve etkileyici edebiyat devi Thomas Wolfe arasındaki karmaşık dostluk ve hayatlarını değiştiren mesleki ilişkilerini konu eden heyecan verici bir dram filmi. Film, A. SCOTT BERG’ün “Max Perkins: Editor of Genius” kitabından uyarlanmıştır. Genç yaşında ün ve başarıya ulaşan Wolfe, çarpıcı yeteneğiyle örtüşen etkileyici de bir karaktere sahiptir. Perkins, tüm zamanların en saygıdeğer ve tanınan edebiyat editörlerindendir ve F. Scott Fitzgerald ve Ernest Hemingway gibi sembolleşmiş roman yazarlarını keşfetmiştir. Wolfe ve Perkins arasında şefkatli ve karmaşık bir dostluk gelişir. Eğitici ve önlenemez dostlukları, bu parlak ama birbirinden çok farklı iki adamın hayatını sonsuza dek değiştirecektir. Max Perkins rolünü COLIN FIRTH (The King’s Speech), Thomas Wolfe’u da JUDE LAW (Anna Karenina, The Grand Budapest Hotel) canlandırıyor. Yıldızlarla dolu kadroda, Wolfe’la çalkantılı bir ilişki yaşayan kostüm tasarımcı Aline Bernstein rolünde NICOLE KIDMAN (Paddington, Stoker), Max’in karısı ve yetenekli oyun yazarı Louise Perkins rolünde LAURA LINNEY (Mr. Holmes, Hyde Park on Hudson), F. Scott Fitzgerald rolünde GUY PEARCE (The Rover, Lawless) ve Ernest Hemingway rolünde de DOMINIC WEST (Testament of Youth, Pride) var. Film, Desert Wolf Productions (John Logan ve James J. Bagley) ve Michael Grandage Company’nin (Michael Grandage ve James Bierman) ortak yapımı. Filmin yapımcıları, James Bierman, Michael Grandage ve John Logan. Ortak yapımcı Tracey Seaward , baş yapımcılarsa Deepak Nayer, Nik Bower, A. Scott Berg, James J. Bagley, Tim Bevan, Steve Christian, Ivan Dunleavy ve Arieller Tepper Madover. Yaratıcı ekipte, görüntü yönetmeni BEN DAVIS (Avengers: Age of Ultron), yapım tasarımcısı MARK DIGBY (Ex Machina), kostüm tasarımcı JANE PETRIE (’71), makyaj tasarımcısı CHRISTINE BLUNDELL (Legend) ve kurgucu Chris Dickens (Les Miserables) var.

Genius, John Logan’ın, Maxwell Perkins’in hikâyesini 20 yıllık beyazperdeye taşıma yolculuğunun sonucu. Logan şöyle diyor: “Kitabı ilk okuduğum andan itibaren ‘Bu hikâyeyi anlatmalıyım’ dedim. Senarist, hikâyenin, herhangi bir yaratıcı ilişkiyle paralellik gösteren potansiyelini gördü. Ben de yazar olduğum için, hikâyedeki konularla empati kurabiliyordum. Başarıyla olan mücadele, bu başarının sizi ve etrafınızdaki insanlarla olan ilişkilerinizi nasıl değiştirebileceği, bana çok büyüleyici geliyor.” Logan devam ediyor: “Amerikalı bir yazara göre, içinde Thomas Wolfe, F. Scott Fitzgerald ve Ernest Hemingway’in olduğu bir hikâyeye bakmak, insanın gözünü korkutan bir mücadeleydi. Üçü de 20. yüzyıl Amerikan edebiyatının duayenlerindendi. Bir yutkundum, oturdum ve şöyle dedim: “Şimdi F. Scott Fitzgerald’a bir sahne yazmalıyım. Ama benim ilgimi çeken hayatlarımızın üzücü gerçeği, Thomas Wolfe’un neredeyse tamamen unutulmuş olması.

Genius’ın bu konuda bir katkısı olacaksa, umarım insanların ‘Look Homeward, Angel’ ya da ‘Of Time and the River’ı alıp okumaya başlamalarını sağlaması olur.” Logan, 1999’da, Any Given Sunday filmine yazdığı ilk senaryosunu satarak kazandığı parayla, Berg’le Los Angeles’ta buluşma planları yapmış. “Scott’a ‘beni tanımıyorsun ama bu kitabı gerçekten uyarlamak istiyorum’ dedim.” Dediğine göre Berg, doğal olarak ilk biyografisine korumacı yaklaşmış. “Hiç Thomas Wolfe okuyup okumadığımı sordu. Utana sıkıla okumadığımı itiraf etmek zorunda kaldım ama görevim belliydi. Bütün yazı Wolfe’un eserlerini okuyarak geçirdim. Dört romanını ve kısa hikâyelerini okudum, ne olduğunu anlamak için Kuzey Carolina’ya gittim, Scott ve ben bunu konuşma sürecine girdik.” A. Scott Berg, Amerikan edebiyatının en belirleyici döneminin arkasındaki gerçek hikâyeye, 60’ların ortasında, ergenlik yıllarında ilgi duymaya başlamış. Şöyle diyor: “F. Scott Fitzgerald’ın eserlerine olan tutkum o kadar yoğunlaştı ki, Fitzgerald oraya gittiği için üniversiteyi Princeton’da okudum.” Princeton’daki ikinci gününde, üniversitenin Fitzgerald’a ait arşivlerini karıştırmaya başlamış ve Max Perkins’in Fitzgerald’ın eserlerine olan katkısını da orada topladığı binlerce dokümandan öğrenmiş. “Üniversitedeki dört yılımı Fitzgerald’ın yazılarını okuyarak geçirdim ve bulduğum en ilginç belgeler, Fitzgerald ve öldüğü güne kadar Max Perkins arasındaki yazışmalardı.FIRTINALI HAYATLAR

Scribner ailesi fertleri yıllardır hep Princeton’a gitmiş ve şansa bakın ki Berg üniversitesine girdiğinde, Charles Scribner’s Sons, kendilerine ait arşivin tamamını Princeton’a bağışlamış. “Kütüphanede Charles Scribner’s Sons’ın, hiç kimsenin henüz onayını almayı başaramadığı iletişim sorumlusu vardı. Bir anda bir Scribner editörünün bir Scribner yazarına yazdığı her mektuba, bir Scribner editörünün bir Scribner yazarına yazdığı her mektubun karbon kopyasına erişimim olmuştu. Bana göre en ilginçleri Max Perkins’in mektuplarıydı. Scribner arşivlerinde Perkins’e yazılan ve Perkins’in yazdığı on binlerce mektup vardı.” Ernest Hemingway’in biyografisini yazması için seçtiği İngilizce profesörü Carlos Baker’ın teşvik ettiği ve yazarla ilgili saygın bir metin yazan Berg, Max Perkins’in hikâyesini tezine dönüştürmeye başlamış. Mezun olduktan sonra, Princeton İngilizce departmanı, Berg’e, tezini nasıl biyografiye dönüştüreceği konusunda üç sayfalık bir not vermiş ve o da sonraki yedi yılını bunu yaparak geçirmiş. Logan, Berg’le biyografiyi uyarlama konusunu konuşmaya başladığında, senarist alışılmadık bir talepte bulunup kitabı opsiyonlamakla kalmayıp, haklarını da hemen almasını istemiş. “Any Given Sunday’den kazandığım paranın tamamını hakları almak için harcadım çünkü bunu perdeye taşımanın çok uzun bir süreç olacağını biliyordum.” Berg ekliyor: “John şöyle dedi:FIRTINALI HAYATLAR

Stüdyo yetkililerinin bunu nasıl devam ettireceğim konusunda bana uyarılarda bulunmasını istemiyorum. Vizyonumu seninle paylaşmak istiyorum ama yabancıların bunu nasıl yapacağımı bana söylemesini istemiyorum.’ Ben de bunu düşündüm. John’a güvenilebileceğini biliyordum ve tabii ki çok da yetenekliydi. Ben de evet dedim.” Takribi 15 yılda, Logan, Berg’e verdiği sözü tuttu ve saatler boyunca Perkins’in mektuplarını ve eline geçirebildiği geçmişe ait her tür malzemeyi okudu. Berg, Logan’ı günümüzün en önemli dramaturglarından biri olarak görüyor. Senaristi dramatik dürtülerden korkmaması konusunda temin etmiş. “Ona şöyle dedim: ‘Malzemeyi biliyorsun, şimdi kitabı at ve senaryonu yazmaya başla.’ Karakterlerin gerçekliğini ihlal edip etmediğini söylemek için hep yanındaydım ama olaylar dizisinin, gerçek tarihin önüne geçeceği noktayı belirlemek ona kalmıştı. Logan şöyle diyor: “Bu bir drama ama aynı zamanda gerçek de bir hikâye. Bence önemli olan karakterlere ve tarihin ruhuna sadık olmak. Eserimde Marcus Aurelius’tan Mark Rothko ve Howard Hughes’a pek çok tarihsel şahsiyeti ele aldım. Tarihi bir dereceye kadar saptırabilirsiniz ama tamamen değiştiremezsiniz çünkü bu kötü niyete girer.” Berg, zaten hiç böyle olmadığını söylüyor. “10’da 9, gerçek hikâye, bulabileceğiniz her dramdan daha dramatiktir. Filmde hiçbir yerde ‘Tanrım, böyle bir şey olmadı’ diye düşünmeme yol açan bir şey olmadı.” Berg, romanı uyarlama sürecini şöyle anlatıyor: “John, buna dair görüşlerini de inancını da asla kaybetmedi. Arada tiyatro oyunu sahnelerken ya da James Bond filmi çekerken dikkati biraz dağıldı ama aklı hep başındaydı ve hep bizimle çalışabilecek bir yönetmen, yıldız ya da yapımcı arayışındaydık.” Logan şöyle diyor: “Tamamen güvenebileceğim bir ortak alabilirdim. Yıllar içerisinde sayısız oyuncu, yönetmen ve yapımcıyla bunu nasıl yapabileceğimi konuştum.”

FIRTINALI HAYATLAR

COLIN FIRTH
Klasik eğitimli İngiliz oyuncu, Oscar ödüllü COLIN FIRTH (Maxwell Perkins) sinema, televizyon ve tiyatro dünyasının, 30 yıla yayılan etkileyici çalışmalara sahip üstadı. En İyi Film dalında Oscar alan üç filmde yer aldı: The King’s Speech, Shakespeare in Love ve The English Patient. Firth’ün The Kings Speech’teki Kral VI. George performansı, kendisine 2011’de Oscar ödülünün yanı sıra Altın Küre, Screen Actors Guild, İngiliz Bağımsız Film Ödülleri, Critics’ Choice Ödülü ve üst üste ikinci BAFTA Ödülünü kazandırdı. Firth aynı zamanda Tom Ford’un A Single Man filmindeki performansıyla 2010 yılında BAFTA ödülü, 2009 yılında da Venedik Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Dalında Volpi Cup kazandı.Firth’ü kısa süre önce Jonathan Teplitzky’nin yönettiği, Nicole Kidman ve Jeremy Irvine’ın oynadığı The Railway Man’de izlemiştik. Film, Firth’ün canlandırdığı, II. Dünya Savaşı’nda esir düştüğünde kendisine işkence edenleri arayan Eric Lomax’in gerçek hikâyesinden uyarlanmıştı.Aynı zamanda Emma Stone’la birlikte yer aldığı, Woody Allen’ın Magic in the Moonlight filminde de onu izledik. Matthew Vaughn’un yönettiği ve aynı ismi taşıyan beğenilen çizgi romandan uyarlanan Kingsman: The Secret Service’te de yer aldı. Firth filmde, teşkilatın rekabetçi eğitim programına kaba ama gelecek vadeden bir sokak çocuğunu alıp eğiten bir gizli ajanı canlandırdı. Kadroda aynı zamanda Samuel L. Jackson, Michael Caine ve Taron Edgerton yer alıyor. Firth, Ged Doherty’yle ortak olduğu kendi yapım şirketi Raindog Films’in yapımcılığını ve dağıtımcılığını üstlendiği Eye in the Sky’ın post prodüksiyonunu yapıyor. 2012 yılında Firth, Thomas Alfredson’ın Tinker Tailor Soldier Spy filminde, Gary Oldman ve Tom Hardy’yle birlikte oynadı. Gerilim filmi, John Le Carre’ın Soğuk Savaş casus romanından uyarlandı. Film, En İyi Senaryo da dâhil olmak üzere üç dalda Oscar’a aday gösterildi ve 2012 yılında En İyi İngiliz Filmi ve En İyi Uyarlama Senaryo dalında BAFTA Ödülü kazandı.2008’de Firth, Universal Pictures’ın dünya çapında hit olan Mamma Mia! filminde oynadı. Film, dünya çapında yarım milyar dolardan fazla gişe yaptı ve İngiltere’de tüm zamanların en çok hasılat elde eden filmi oldu. Aynı zamanda Universal/Working Title’ın hit film serisi Bridget Jones’ Diary’de ve Universal hit’i, Richard Curtis’in yazıp yönettiği Love Actually’de oynadı. Gösterime girdiği sırada Love Actually İngiltere ve İrlanda’da açılış haftasında tüm zamanların en çok gişe elde eden İngiliz romantik komedisi olurken, Working Title Films’in de en büyük açılışı yapan filmi oldu.Diğer filmleri şöyle: Oscar’a aday olan Girl with a Pearl Earring; Bridget Jones: The Edge of Reason; Devil’s Knot, Arthur Newman, Then She Found Me, When Did You Last See Your Father?, Easy Virtue, Michael Winterbottom’dan Genova, A Christmas Carol, The Importance of Being Earnest, Atom Egoyan’dan Where the Truth Lies, Marc Evans’ın gerilim filmi Trauma, Nanny Mcphee, What a Girl Wants, Michelle Pfeiffer ve Jessica Lange’lı A Thousand Acres, Apartment Zero, My Life So Far, Nick Hornby’den Fever Pitch, Circle of Friends, Playmaker ve Annette Bening’le birlikte başrolü canlandırdığı Milos Forman filmi Valmont.Televizyondaysa Firth, BBC’nin Pride and Prejudice uyarlamasında canlandırdığı Bay Darcy rolüyle meşhur. Bu rolüyle En İyi Erkek Oyuncu dalında BAFTA adaylığı ve National Television Ödülleri’nde En Popüler Erkek Oyuncu ödülünü almıştır.Mart 2004’te Firth, NBC’nin Saturday Night Live programını sundu. 2001’de beğenilen HBO filmi Conspiracy’deki performansıyla En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Emmy Ödülü’ne aday gösterildi ve aynı zamanda Tumbledown’daki performansıyla Royal Television Society En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı ve BAFTA’ya aday gösterildi. Diğer televizyon çalışmaları şöyle: BBC televizyon filmi Born Equal, Donovan Quick, The Widowing of Mrs. Holroyd, Deep Blue Sea, Hostages ve mini dizi Nostromo. Londra’da ilk sahne aldığı oyun Guy Bennett’ı canlandırdığı Another Country’nin West End prodüksiyonuydu. Ardından 1984’te Rupert Everett’la birlikte film uyarlamasında Judd karakterini canlandırdı. Firth, yoksulluk ve dünyada bununla ilintili adaletsizliklerle savaşan Oxfam International’ın faal bir destekçisi. 2009 Britannia Ödülleri’nde 2009 yılında BAFTA/LA tarafından Yardımseverlik Ödülü’yle onurlandırılmıştır. 2008’de The Hollywood Reporter tarafından yılın yardımseveri seçildi, ondan önce de 2006 yılında Firth, AB tarafından Yılın Avrupalı Kampanyacısı seçildi.FIRTINALI HAYATLAR

JUDE LAW
İki kez Oscar’a aday olan ve BAFTA kazanan JUDE LAW (Thomas Wolfe), hem sinema hem de tiyatro çalışmalarıyla ödüller kazanmış, oyunculuk dünyasının en çok aranan yeteneklerinden.Stephen Fry ve Vanessa Redgrave’le oynadığı Wilde filmindeki Bosie performansıyla Londra Film Eleştirmenleri Derneği Ödülü ve Evening Standard Ödülünü kazandı. Rol aldığı ilk Amerika yapımı film, Uma Thurman ve Ethan Hawke’la birlikte rol aldığı fütürist Gattaca filmiydi. Merhum Anthony Minghella’nın The Talented Mr. Ripley filmindeki çekici Dickie Greenleaf rolündeki performansı, onun dünya çapında tanınmasını sağladı ve En İyi Erkek Oyuncu dalında ilk Oscar ve Altın Küre adaylıklarını kazandı. Bu rol ona BAFTA ödülünü getirdi. Minghella’yla iki filmde daha çalıştı. Yine Altın Küre ve Oscar’a bu kez En İyi Erkek Oyuncu dalında aday gösterildiği Cold Mountain ve küçük çaplı, samimi film Breaking and Entering.Diğer filmleri şöyle: Sam Mendes’ten Road to Perdition, David Cronenberg’den Existenz, Clint Eastwood’dan Midnight in the Garden of Good and Evil, Jean-Jacques Annaud’nun destansı II. Dünya Savaşı filmi Enemy at the Gates, Mike Nichols’tan, Patrick Marber’ın oyunndan uyarlanan, Julia Roberts, Clive Owen ve Natalie Portman’la birlikte rol aldığı Closer. Gwyneth Paltrow’la birlikte Sky Captain and the World of Tomorrow’da yer aldı ve Charles Shyer’ın Alfie filminde oynadı. Buna ek olarak Law, Martin Scorsese’nin Oscar adayı The Aviator filminde Errol Flynn yardımcı rolünü canlandırdı, David O Russell’ın yönettiği I Heart Huckabees’de de yine bir yardımcı rol oynadı. All the King’s Men’de Sean Penn’le rol aldı, The Holiday’de de Cameron Diaz’la. 2007’de Kenneth Branagh’nın yönetmenliğini yaptığı, Harold Pinter’ın senaryosunu yazdığı Sleuth filminin yapımcılığını üstlendi ve Michael Caine’le birlikte başrolünü canlandırdı. 2008’de Norah Jones’la birlikte Wong Kar Wei’nin ilk İngilizce filmi My Bluberry Nights’ta oynadı. Yine 2008’de, Miguel Sapochnik’in yönetmenliğini yaptığı fütürist gerilim Repo Men’de oynadı. Terry Gilliam’ın The Imaginarium of Dr. Parnarssus’ta merhum Heath Ledger’ın rolünü, Johnny Depp ve Colin Farrell’le paylaştı. 2009’da Berlin Film Festivali’nde galası yapılan Sally Potter filmi Rage’de karşı cins kıyafetleri giyen birini canlandırdığı küçük bir rolü oldu, Guy Ritchie’nin yönetip, Robert Downey Jr.’ın Sherlock Holmes’ü canlandırdığı iki Sherlock Holmes filminde Dr. Watson olarak büyük başarı elde etti. Martin Scorsese’nin Hugo Cabret’inde oynadı ve 2011’de Steven Soderbergh’in Contagion’unda, Fernando Meireilles’in 360’ında yer aldı ve DreamWorks animasyonu Guardians’ta seslendirme yaptı. Law, yakın zamanda, Paul Feig’in Spy filminde, Melissa McCarthy, Rose Bryne ve Jason Statham’la birlikte oynadı. Richard Sheppard’ın Dom Hemingway filminde başrolü, Wes Anders’ın The Grand Budapest Hotel’indeyse küçük bir rol üstlendi ve Kevin McDonald’ın yönetmenliğini yaptığı denizaltı dramı Black Sea’da başrolü canlandırdı. Ondan önce, Joe Wright’ın Anna Karenina’sında Karenin’i oynadı ve Steven Soderbergh’in son ve beğenilen filmi Side Effects’te yer aldı. Tiyatro çalışmaları da çok beğenilen Law, Michael Grandage’nin Henry V oyununda rol aldı ve performansıyla büyük beğeni topladı. 1994’te Jean Cocteau’nun oyunu Les Parents Terribles’ta Michael rolünü canlandırdı ve En İyi Çıkış Yapan Oyuncu dalında Ian Charleson ödülü kazandı. Oyunun adı Broadway’e geçtiğinde Indiscretions olarak değiştirildi ve Law, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Tony ödülüne aday gösterildi. Londra’daki Young Vic Theatre’da yönetmen David Lan’la çalıştı ve Tis Pity She’s a Whore’da oynadı, aynı zamanda Christopher Marlowe’un Dr. Faustus’unda çok beğenilen bir performans sergiledi. 2005-2006’da Law, Young Vic Theatre’ın yenilenmesi için yürütülen bağış çalışmalarıyla yakından ilgilendi. 2009’da Donmar Theater’ın West End sezonunda, Michael Grandage yönetmenliğinde Hamlet’i canlandırdı. Yapım ve performansı büyük beğeni topladı ve oyun, Eylül 2009’da Broadway’e geçiş yaparak, Shakespeare yapımları dalında gişe rekorları kırdı. Şubat 2010’da Law, En İyi Shakespeare Performansı dalında Londra Eleştirmenler Derneği Ödülünü kazandı ve hem Olivier hem de Tony Ödülleri’nde En İyi Erkek Oyuncu dalında aday gösterildi. 2011’de Jude Donmar Theatre’da sahnelere döndü ve Eugene O’Neill’ın Anna Christie’sinde rol aldı ve büyük beğeni topladı. 2007’de Law’a, prestijli French Chevalier des Arts et des Lettres madalyası verildi ve aynı yıl sinemaya yaptığı katkılardan ötürü César Ödülü kazandı. 2012’de İngiltere Bağımsız Film Ödülleri’nde prestijli Variety Ödülünü kazandı. Peace One Day hayır kuruluşunda elçilik yapıyor.FIRTINALI HAYATLAR

NICOLE KIDMAN
Oscar ödüllü NICOLE KIDMAN (Aline Bernstein) Amerikalı seyircilerin dikkatini ilk olarak Phillip Noyce’un 1989 yapımı Avustralya psikolojik gerilim filmi Dead Calm’daki beğenilen performansıyla çekti. En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını kazanan tek Avustralyalı kadın olan Kidman, uluslararası çapta kabul gören, çok yönlülüğüyle bilinen ödüllü bir oyuncu. 2003’te Kidman, Stephen Daldry’nin The Hours filmindeki Virginia Woolf performansıyla Oscar, Altın Küre, BAFTA ve Berlin Gümüş Ayı ödüllerini kazandı. 2002’de, Baz Luhrmann’ın yenilikçi müzikali Moulin Rouge!’daki performansıyla ilk kez Oscar’a aday gösterildi. Bu rol ve yazar/yönetmen Alejandro Amenabar’ın psikolojik gerilimi The Others’taki performansıyla 2002 Altın Küre Ödülleri’nde iki adaylık aldı, Müzikal Dalında En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı. Daha önceki Altın Küre Ödülünü, ne pahasına olursa olsun bir TV yüzü olmayı kafasına koymuş bir kadını kusursuz ve şeytani bir komiklikle canlandırdığı Gus Van Sant filmi To Die For’da oynadı. Jonathan Glazer’ın Birth, Anthony Minghella’nın Cold Mountain ve Robert Benton’ın Billy Bathgate filmlerindeki performansıyla üç kez daha aday oldu. 2010’da Kidman Aaron Eckhart’la birlikte Rabbit Hole’da oynadı ve En İyi Kadın Oyuncu Dalında Oscar, Altın Küre, SAG ve Independent Spirit Ödülleri’nde aday gösterildi. Film, Kidman’ın yapım şirketi Blossom Films tarafından geliştirildi. Kidman’ın diğer filmleri arasında şunlar yer alıyor: Margot at the Wedding, The Golden Compass, Oscar Ödüllü animasyon müzikal Happy Feet, Just Go with It, Daniel Day Lewis, Penelope Cruz ve Marion Cotillard’lı Nine, Australia, Fur: An Imaginary Portrait of Diane Arbus, The Interpreter, Bewitched, The Human Stain, Dogville, Eyes Wide Shut, Birthday Girl, The Peacemaker, The Portrait of a Lady, Batman Forever, Malice, Far and Away, Stoker, Grace of Monaco ve Before I Go To Sleep. Aynı zamanda Sundance Büyük Jüri ve Seyirci Ödülü kazanan belgesel God Grew Tired Of Us’un anlatıcılığı üstlendi ve Simon Wiesenthal’ın biyografi filmi I Have Never Forgotten You’nun da anlatıcılığını yaptı. Ekim 2012’de Kidman, Lee Daniel’ın Matthew McConaughey’li, Zac Efron’lu ve John Cusack’li The Paperboy filminde oynadı. Performansıyla AACTA, SAG ve Altın Küre adaylığı aldı. Kidman’ı son olarak Paddington’ın film uyarlamasının yanı sıra Queen of the Desert’ta oynadı. Gertrude Bell başkarakterini canlandırdığı filmde James Franco, Robert Pattinson ve Damian Lewis’le oynadı. Aynı zamanda Hugo Weaving ve Joseph Fiennes’la birlikte Strangerland’de rol aldı, şirketi Blossom Films’in yapımcılığını üstlendiği The Family Fang’de Jason Bateman’la ve Genius filminde Colin Firth, Jude Law ve Dominic West’le rol aldı. Billy Ray’in Julia Roberts ve Chiwetel Ejiofor’lu The Secret in Their Eyes ve The Weinstein Company’den çıkacak, Dev Patel’le oynadığı, post prodüksiyon aşamasında olan Lion. Tiyatrodaysa Kidman, 1998 sonbaharında Londra’da sahneye çıktı ve Iain Glenn’le birlikte The Blue Room’da, David Hare’ın Schnitzler’ın La Ronde’sinin modern uyarlamasında oynadı. Kidman, performansıyla Londra Evening Standard Ödülü kazandı ve Laurence Olivier Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu dalında aday oldu. 2012’de Kidman HBO’da Hemingway and Gellhorn’da, Clive Owen’la birlikte rol aldı. Martha Gellhorn performansıyla Emmy, SAG ve Altın Küre adaylıkları kazandı. Kidman, yedi bölüm olarak planlanan ve Reese Witherspoon’la birlikte rol alacağı Big Little Lies’la televizyona dönecek. Kidman’ın Blossom Films’i ve Witherspoon’un Pacific Standard şirketi, projenin yapımcılığını da üstlenecek. 2006 Ocak ayında Kidman’a, Avustralya’nın en yüksek onuru olan Avustralya nişanı verildi. Kendisi aynı zamanda Birleşmiş Milletler Kadın Geliştirme Fonu UN Women’ın iyi niyet elçiliğini yürütüyor. Fonun amacı, kadınların güçlendirilmesini ve cinsiyet eşitliğini teşvik etmek, dünya çapında kadınların insani haklarının ihlali konusuna dikkat çekmek ve kadına karşı şiddete son vermek. Kidman aynı zamanda Stanford’daki Kadın Kanser Programını destek amaçlı Dr. Jonathan Berek’le beraber onların sesi oldu. Kocası Keith Urban’la birlikte, Kadın Kanser Programı için yıllar içerisinde milyonlar topladı. Burası dünyaca bilinen, kadınlarda görülen kanserlerin sebepleri, tedavisi, önlenmesi ve nihayetinde de çaresini araştıran dünyaca ünlü bir merkez.

FIRTINALI HAYATLARFIRTINALI HAYATLARFIRTINALI HAYATLAR

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here