Altın Kozanın Ardından

23 – 29 Eylül tarihleri arasında yapılmış olan 26.Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, başta Ulusal Uzun Metraj film yarışması olmak üzere aralarında ulusal ve uluslararası kısa film yarışmaları, dünya sinemasından örnekler gibi izleyicilerine çok çeşitli dalda örnekler sunuyordu.

Tüm Festival komitesinin canla başla çalışması ve her türlü soruna anında çözüm getiren güler yüzlü personeli sayesinde, misafirlerin konaklamasından merkeze epey uzak AVM’deki gösterilere ulaşımına kusursuz şekilde işleyen organizasyona tek sekte vuran, Cinemaximum oldu. M1 Adana AVM’nin yarışma galalarına ev sahipliği yapan Cinemaximum 3. Salonunda filmlerin tamamını son derece karanlık bir projeksiyonla izledik.

Lamba değişiminin bile çözüm getiremediği, salonun yıllanmış ve müthiş kirlenmiş ekranından kaynaklanan bu önemli sorunu, kentin haklı olarak gurur duyduğu bir festivalin öncesinde çözmemiş olan CJ CGV’nin bu konuda daha ciddi olması gerektiğini hatırlatırım.

YETİMHANE

Biz dönelim festivale.

Kanımca hem sinemasal, hem siyasi hem toplumsal açıdan Festivalin en önemli olayı, Dünya Sineması bölümünden, hem bu ülkeye hem de ülkenin kadınlarına farklı bir gözle bakmamızı sağlayan, “Kadın Gözüyle Afganistan” adlı bölümdü. Hem kadın yönetmenlerin elinden çıkma üç Afgan filmi izlemek hem de Sahraa Karimi ve Shahrbanoo Sadat gibi bizlere yeni ufuklar açan iki kadın yönetmenle uzun uzun konuşmak fırsatı yaratan çok önemli bir olaydı bu. Shahrbanoo Sadat’ın “Yetimhane”si Film Ekimi kapsamında ve sanırım Başka Sinema’da gösterilecek.

Türk seyircisinin pek bilmediği, Festivalde Yaşam Boyu Başarı Ödülü alan 1942 doğumlu Çin’in 4. kuşak yönetmenlerinden Xie Fei’yi, 3 önemli filmi ve bir master class’ı ile bizlerle tanıştırdıkları için, Festivalin Dünya Sineması bölümünü üstlenen Alin Taşçıyan ve Esin Küçüktepepınar’a bir ikinci teşekkür borcumuz de var.

Günümüz Dünya Sinemasından geniş bir seçkiyi, izlediğim filmlerin çoğu Film Ekiminde de gösterildiğinden, Film Ekimiyle ilgili yazımda ele almak üzere Altın Koza2nın en önemli bölümü olan Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’na geçelim.

KRALİÇE LEAR

Yarışmanın en sevindirici taraflarından biri, 12 filmlik seçkinin üçünün belgesel oluşuydu.

Pelin Esmer’in 2006’da Mersin/Arslanköy’de yaşayan, uyum sağladıkları düzen altında ezilmekten usanmış dokuz kadının kendi hayatlarını yazıp tiyatro sahnesinde oynamalarını anlatan olağanüstü belgeseli “Oyun”, benzersiz bir mucizeydi. Mucizeler tekrarlanmaz derler ama 13 yıl sonra Pelin Esmer, Arslanköylü tiyatrocu kadınların, unutulmuş dağ köylerinde Shakespeare’in Kral Lear’ini kendilerine göre yorumladıkları turneyi belgelerken mucizeyi tekrarlamak bir yana, aşıyor bile: “Kraliçe Lear”. Bence hem En İyi Film ödülünü, hem de beş oyuncusuna En İyi Kadın Oyuncu ödülünü hak ediyorlar.

Seçkideki ikinci belgesel, Çanakkale’deki şehitlik turlarında, devlet kurumları tarafından düzenlenen vatansever tiyatro gösterilerinde iki yıl boyunca film çeken, seyircilerle, katılımcılarla, tur rehberleriyle röportajlar yapan Köken Ergün’ün yönettiği ve kurgusunu yapmış olduğu ”Şehitler”. Milliyetçi duyguların “şehit turizmi” ile nasıl ayakta tutulduğunu gözler önüne seren film, çok yoğun olan izleme programıma dahil edemediğim, ancak sinema duygusuna güvendiğim birçok arkadaşın çok başarılı bulduğu bir çalışma.

Farklı, aykırı ve çok etkileyici bir belgesel de, müthiş yetenekli bir genç sinemacının, Burak Çevik’in, kendi ailesinde yaşanmış bir cinayet olayından yola çıkarak yazıp yönettiği, ikinci uzun metrajı “Aidiyet” oldu.

Antonioni’den beri mekânları oyuncu gibi kullanmayı, onları konuşturmayı başarabilen çok az sayıda sinemacıdan biri olan Çevik, komple karanlık bir ilk sekans boyunca, dış ses olarak kendisine musallat olan bu olayı neden filme aldığını anlattıktan sonra, dış sesin olayın ayrıntılarına girdiği, yakamozlu, benzersiz bir deniz manzarasıyla başlayan, olay mekânlarını izleyen uzun bir bölümle devam ediyor. Ardından film çiftin ilk tanıştığı geceye odaklanıyor.

Londra’da düzenlenen Open City Film Festival, ilk ya da ikinci filmini çekmiş, yılın en ilham verici yönetmenlerini buluşturduğu ana yarışmasında “Aidiyet“e, Uluslararası Yeni Yetenek Ödülünü (Emerging International Filmmaker Award) vermiş.

Jüri kararında “Belgesel türüne olan provokatif yaklaşımı ve duygusal açıdan zorlayıcılığıyla ‘Aidiyet‘, belgeselin ne olabileceğine dair bize ilham veriyor” deniliyor. Gerçekten de “Aidiyet”, kurmaca ile belgesel arasındaki sınırları eriten, zorlayıcı, deneysel, kimileri için izlenmesi zor, ama müthiş heyecan verici bir saf sinema örneği.

Altın Koza Jürisinin kararlarına gelince, Serra Yılmaz başkanlığındaki Jüri, En iyi Film, En İyi Yönetmen ve En iyi Görüntü Yönetmeni Ödüllerini Cenk Ertürk’ün yazıp yönettiği “Nuh Tepesi” adlı kurmaca filmine, En İyi İkinci Filme verilen Yılmaz Güney Ödülünü de “Kraliçe Lear”e verdi. “Kraliçe Lear” bu yıldan itibaren Cüneyt Cebenoyan adına verilecek olan SİYAD En İyi Film Ödülü‘nü de aldı. Acısı hâlâ içimizde kanayan bir yara olan sevgili Cüneyt’in o kocaman gülümsemesiyle onaylayacağından emin olduğumuz bu son karar, hepimizi hem çok sevindirdi hem de epey duygulandırdı.

Sanatın ve estetiğin kuralları olsa da, sanatsal beğeni, ve dolayısıyla sinema yazarlarının ya da yarışma jürilerinin bir film hakkındaki kararları nesnelden çok özneldir. Bu sebeple jüri kararlarını tartışmak abesle iştigal olur. Ancak bu kez, Türk Sinemasının en önde gelen yönetmenlerinden Semih Kaplanoğlu’nun Bağlılık üçlemesinin ilk filmi “Aslı”nın, sinemacının son dönemdeki siyasal çizgisi yüzünden dışlandığı izlenimine kapıldım. Tabii ki birer sinema insanı olarak, kararlarımızı toplumsal gerçeklerden soyutlanarak vermemizi savunmuyorum. Ancak filmin sahnelenme düzeyi ya da iki kadın oyuncusunun olağanüstü performanslarının epey göz ardı edildiği kanısındayım. Tabii ki bu, yanıldığımı da umduğum. tamamen kişisel bir bakış açısı.

Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması filmlerinin tamamı, ya vizyona girmiş, ya da girmek üzere olan çalışmalar. Bazılarının eleştirileri sitemizde de yayınlanmış olan “Görülmüştür”, “Bağlılık – Aslı”, “Kapı”, ve “Aden” dışında kalanların eleştirilerini, peyderpey, vizyona girdiklerinde daha da ayrıntılı olarak yapacağım. Yazımı, sinemadan çok eli yüzü düzgün bir televizyon filmi olarak gördüğüm “Kapı” ile festival sırasında izleyemediğim bol ödüllü “Aden” ve “Şehitler” dışında kalan diğer filmlere ait kişisel yıldız tablosuyla bitiriyorum.

1- Pelin Esmer’in yönettiği Kraliçe Lear (*****)

2- Burak Çevik’in yönettiği Aidiyet (****1/2)

3- Cenk Ertürk’ün yönettiği Nuh Tepesi (****)

4- Semih Kaplanoğlu’nun yönettiği Bağlılık-Aslı (****)

5- Serhat Karaaslan’ın yönettiği Görülmüştür (***1/2)

6- Kıvanç Sezer’in yönettiği Küçük Şeyler (***)

7- Ali Aydın’ın yönettiği Kronoloji (**1/2)

8- Eylem Kaftan’ın yönettiği Kovan (**)

9- Cihan Sağlam‘ın yönettiği Uzun Zaman Önce (*1/2)

Hepiniz iyi seyirler dilerim.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here