Yabancı / L’Etranger

EDEBİYATIN SİNEMAYLA GÖRKEMLİ BULUŞMASI

François Ozon “YABANCI”nın güncellenmiş bir versiyonunu sunuyor

Visconti’den 59 yıl sonra Ozon, Albert Camus’nün başyapıtına nihilist bir derinlik katıyor. Romanın gücünü ve zamansız anti-kahramanının gizemini filminde ustalıkla bir araya getiren Ozon, insanlık durumunun absürdlüğünü sorguluyor. Film dramdan mahkeme gerilimine ve film noir’a kadar türler arasında gidip geliyor.

OrtaKoltuk Puanı:

 

1999’da yapılan kamuoyu yoklamasıyla belirlenen sıralamaya göre 20.yüzyılın en büyük romanı olarak kabul edilen, 60’tan fazla dile çevrilen, Fransa’da okullarda okutulan, Albert Camus’nün “Yabancı / L’Etranger”si sinemaya uyarlanması en karmaşık eserlerden biridir. Luchino Visconti bunu 1967’de denedi. Marcello Mastroianni’nin başrolünü üstlendiği “Lo Straniero”, romanın olay örgüsüne sadık kalarak, varoluşçuluk yerine daha çok toplumsal eleştiriyi ön plana alan, Camus’nün soğuk, mesafeli anlatımını görsel olarak yansıtan bir filmdi. Visconti’den 58 yıl sonra François Ozon’un “uyarlanamayacak kadar” saygı duyulan bu romanı büyük bir başarıyla sinemaya kazandırdığı, romana sadık olduğu kadar gerektiğinde özgürlük gösterdiği söylenebilir. Romanın gücünü ve zamansız bir anti-kahramanın gizemini filminde ustalıkla bir araya getiren Ozon, tarihi bağlamı tarafsız bir bakış açısıyla ele alarak “Yabancı”nın etkileyici yeni versiyonunu sunuyor. Mahalli rengi kullanmadaki becerisi de övgüye değer.

VAROLUŞÇULUK VE ABSÜRDİZM

François Ozon, Camus’nün eserini örnek teşkil edecek bir bütünlükle uyarlayarak, insanlık durumunun absürdlüğünü bu trajik öyküde sorguluyor. Ozon renkli yerine siyah-beyazı seçerek, en başından beri izleyiciyi romanın metafizik boyutuna karşılık gelen sert, soyut bir ortama sokuyor. 1938’de Cezayir şehrinde geçen filmin kahramanı Meursault (Benjamin Voisin) hayatı boyunca duygularını dışa vurmakta zorlanan mesafeli bir insandır. Annesi öldüğünde hiç belirgin bir duygu göstermeden cenazesine katılır, ardından günlük rutin hayatına döner, işine gider ve Marie (Bebecca Marder) adlı bir kadınla ilişki yaşar. Komşusu Raymond (Pierre Lottin) kendisini şehrin sıcak bir plajına götürür. Burada Meursault bir tartışmanın ardından bir Arabı öldürür. Asıl trajedi onun duygusuzluğu üzerinden toplumun kendisini yargılamaya başlamasıdır. Otuzlu yaşlarda mütevazi bir ofis çalışanı olan Meursault’nun rutinini bozan komşusu Raymond onu karanlık bir geleceğe sürüklemiştir. Cezayir yazının kavurucu güneşi altında onun bir trajediye doğru gittiğine tanık oluruz.

Visconti’nin bire bir uyarlamasının aksine, Ozon hassas ve zekice Camus’nün başyapıtının güncellenmiş ve daha politika yüklü bir versiyonunu sunuyor. Bu risk cesaret gerektiriyordu, ancak Fransız yönetmen yeteneği ve hasletleriyle beklentileri karşılayabiliyordu. Ozon hikayenin kalbindeki canavarca kayıtsızlığı temsil eden Meursault’ya dünyevi, sömürgeci ve nihilist bir derinlik katıyor. Ozon’un sineması Camus’nün romanıyla, yabancılaşma, duygusal kopukluk, toplumsal normlara uymayan karakterler, suç, suçluluk, ahlaki yargı, varoluş krizi gibi tematik ve felsefi olarak çok güçlü benzerlikler taşır. Norm dışı karakterleri, izole kahramanları ve soğuk, gözlemci kamerasıyla Ozon’un sinemasıyla Camus’nün “Yabancı”sının, anlamsızlık ve duygusal mesafe konularında ortak özelliklere sahiptir. Film yalnızca bir suç hikayesi değil, insanın normal olma beklentisi ve toplumun yargısı üzerine felsefi bir dramatik yapıttır. Ozon Camus’nün absürdizm ve varoluşçuluk üzerindeki düşüncelerini simematik bağlamda yeniden yorumlar ve genişletir: iç dünyadan ziyade dış dünyayı ve ortamı betimler, tarihsel ve politik arka planı daha net kılar, sinema dili ile görsel ve müzikal anlatımı öne çıkarır.

Ozon’un cesur uyarlamalara ve ötekileştirilmiş ruhların portrelerine olan düşkünlüğünü sürdürdüğünü “Yabancı”da kanıtlıyor. Ozon’un bu meydan okumasının başarıyla sonuçlanması, deneyimlerinden, yeteneğinden, oyuncu yönetimindeki becerisinden, yazdığı diyalogların kalitesinden kaynaklanıyor. Camus’nün varoluşçu ruhunu sinemaya taşıyan modern bir yönetmen olarak Ozon, romanın ruhuna büyük ölçüde sadık kalarak beyazperdeye taşıyor. Tercih edilen siyah-beyaz sinematografi atmosferi daha sert ve çarpıcı bir hale getirir. Meursault’nun ruh halini doğrudan iç monologlarla değil, aksine hareket ve duruşla betinlenmesi, Ozon’un bilinçli bir tercihi olarak övgüyü hak ediyor. Meursault’nun duygusuzluğu ve toplumla çatışması, duygusal anlatımdan çok görsel ve minimalist bir yorumla işleniyor. Uyarlama cesareti ve estetik başarısı takdir edilen film, felsefi derinliğiyle Meursault’nun hissettikleri, özellikle duygusuzluğu edebi düzeyde içten aktarıyor. Film erkeklerin konuşma, kamusal alanda bulunma, sigara tutma biçimi gibi ince, dağınık detaylar aracılığıyla bu zehirli, ırkçı ve şiddet içeren erkekliği acımasızca yakalıyor.

Filmde mahkeme sahneleri çok iyi çekilmiş. Avukat ile savcının çekişmesi tenis maçı heyecanıyla izleniyor. Hep Meursault’nun konuşulduğu duruşmalarda kardeşi öldürülen Djemila’nın “kimse kardeşimi konuşmuyor” tepkisi çok yerinde. Kolonyal sistemde yerel halkın adam yerine konmadığını, örneğin sinema salonlarına alınmadıkları öğreniyoruz. Meursault avukatının teklif ettiği ve hakimin de uygulamaya yakın gözüktüğü hafifletici sebeplerden yararlanmayı kayıtsızca reddediyor. Cinayet öncesi amirinin kendisine yaptığı Paris bürosuna nakil teklifine de olumsuz yaklaşmıştı. Hücresinde kendisini ziyaret eden rahibe : “30’unda veya 70’inde ölmek arasında ne fark var” diye sorar. Rahibin manevi destek talebini şiddetle reddetiğini, Tanrı’ya inanmadığını söylediği finaldeki müthiş monologu çok etkileyici.

FELSEFİ, DRAMATİK FİLM

Romandaki içsel monologlar sinemanın diliyle dışa vuruluyor, görsel anlatı ön plana alınıyor. Fransız yönetmenin anti-kahramanı kadar suskun bir eser yaratırken, insan varoluşçuluğu, adaletin absürdlüğü hakkında çok şey anlatıyor. Dramdan mahkeme gerilimine ve film noir’a kadar türler arasında ustalıkla gidip gelen film incelikli olduğu kadar, François Ozon ile Phillipe Piazza’nın ellerinden çıkma, incelikli olduğu kadar etkileyici olan diyalogların kalitesiyle öne çıkıyor. Herkesin gizemle örtülü olduğu belirsiz bir ortamda, her diyalog karakterleri daha net bir şekilde tanımamıza olanak sağlıyor. Ozon, arşiv görüntüleri, toplum manzaraları, çevresel sesler aracılığıyla, Fransız Cezayir’inin tarihsel arka planını daha belirgin göstererek, kolonyal bağlamı izleyiciye sunuyor. Varoluşsal bir boşluk yaşayan, kaybı kabullenmeyen bir karakter olarak Meursault’nun annesinin ölümü karşısındaki tepkisizliği ile filmdeki bastırılmış yas hali arasında güçlü bir paralellik vardır.

Yabancı”, Camus’nün insanın anlam arayışıyla dünyanın anlamsız ve kayıtsız yapısı arasındaki çatışmayı ifade eden “absürd” düşüncesini edebiyata en yalın ve çarpıcı biçimde taşıdığı bir başyapıt olarak tanınır. Ozon, klasik metne sadık kalırken birkaç yenilik ekliyor: Arabı öldüren adamın kızkardeşi Djemila gibi yeni bir karakter senaryoya dahil edilir. Bu, filmde kolonyal bağlam ve tarihsel arka plan üzerine daha fazla düşünme alanı oluşturur. Bazı eleştirmenler filmin Camus’nün varoluşçu vurgusunu zengin bir estetikle sunduğunu savunurken, bazıları da romanın felsefi derinliğini tamamen sinema diline çevirmek için yeterince “tuhaflıktan ve radikalden uzak” yorumunu yaptı. Çoğunlukla eleştirmenlerin sadeliğini ve dramatik anlatımını övdüğü filmde, bazı yorumcular orijinal romanın varoluşçu derinliğini sinemaya tam olarak aktarmakta zorlandığını ileri sürdüler. Temposundaki yavaşlığı eleştirilen film, titizlikle kurgulanmasına rağmen “biraz ağır işleyen bir Camus uyarlaması” olarak da değerlendirildi.

Fatima Al Qadiri tarafından bestelenen müzikler aracılığıyla film, zaman zaman duygusal ipuçlarını güçlendiren sessizliğine kıyasla yeni bir sinema ögesi oluşturuyor. Filmin oyuncu kadrosu mükemmel bir uyum içinde. Ölçülü ve mesafeli duruşuyla Benjamin Voisin nefes kesici; zorlu Meursault rolünde kariyerinde bir sıçrama yapıyor. Canlandırdığı karakterin duygusuzluğunu, tepkisizliğini, Voisin beden dili ve mimikleriyle yansıtmada çok başarılı. “Sönmüş Hayaller / İllusions Perdues” ile En Umut Vaad Eden Erkek Oyuncu dalında César Ödülü kazanan genç oyuncu (29) inandırıcı bir Meursault’yu canlandırmayı, hatta ona dönüşmeyi başarıyor. Onun yanında Rebecca Marder ve Pierre Lottin de anlatının zaman dilimine sıkıca bağlı, son derece ikna edici performanslar sergiliyorlar. François Ozon’un “Yüzleşme / Grace A Dieu”sü dahil 3 César Ödülü olan Swann Arlaud, hayat, ölüm ve inanç üzerine büyüleyici bir diyalog sahnesinde parlıyor. Tek arkadaşı olan emektar köpeğini sürekli döven Salamano karakterini eski tüfeklerden Denis Lavant canlandırıyor.

Özetle, varoluşçuluğa yakın duran, absürd felsefenin edebi karşılığı olarak özgün bir yerde duran “Yabancı”yı, olgunluk dönemini yaşayan ünlü Fransız yönetmen François Ozon’un yorumuyla izlemek büyük keyif. 16 Ocak’ta vizyona girdiğinde bu keyiften kendinizi mahrum etmeyiniz.

Yönetmen : François Ozan

Senaryo : François Ozon, Philipe Piazza

Görüntü Yönetmeni : Manuel Dacosse

Müzik : Fatima Alqadiri 

Kurgu : Clément Selitzki

Oynayanlar : Benjamin Voisin, Rebecca Marder, Pierre Lottin, Denis Levant, Chistophe Malovoy, Swann Arlaud

Fransa-Belçika-Fas / Dram / 122 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz