Bir Adam Yaratmak
Necip Fazıl’ın Önemli Tiyatro Eserinden Uyarlama
Necip Fazıl’ın dönemini etkileyen tiyatro eseri “Bir Adam Yaratmak”, aslında felsefi edebi metinlere iyi bir örnek. Tıpkı Sartre’ın edebiyat eserleri ile felsefi anlayışını vermesi gibi Kısakürek’te bu eseri ile manevi dünyasının kimi boşluklarını giderecek, bir bakıma merhem olacak görüşlerini aktarmaktan çekinmez. Metin yazarlığı ile metnin bir bakıma kaderine teslim olma, kahraman trajedisinin bir bakıma parçası olma hallerini kimi yönleri ile ilahi bir kahraman boyutuna ulaştırsa da, Kısakürek şirk koşmanın sakıncalarını da aktarmaktan sakınmaz. İşte bu denli zorlu meseleleri ele alan “Bir Adam Yaratmak”ın bu sinema uyarlaması büyük ölçüde zorlukların üstesinden geliyor.
Yazdığı Eserin Kahramanının Akıbetine Uğrayan Yazar
1937 yılında edebiyatımızın önemli isimlerinden Necip Fazıl Kısakürek tarafından üç perdelik bir tiyatro eseri olarak yazılan “Bir Adam Yaratmak”, meçhul bir tarihte İstanbul’da geçmekte. Eseri okuyanlar hatırlayacaklardır, ana kahraman olan Hüsrev bir bakıma eserinin kahramanı ile aynı akıbete uğramaktan korkan bir kişiliktir. Paris günlerinin etkisi ile Fransız edebiyatının etkilerini artık açıkça şiirlerinde hissettiren Kısakürek, manevi boşluğunu ve kimi ıstıraplarının etkisini gidermek bakımından Bergsoncu bir anlayıştan da beslenen manevi dünyaya yönünü çevirmişti. İşte ilk olarak Muhsin Ertuğrul tarafından 1937-1938 sezonunda İstanbul Şehir Tiyatrolarınca da sahnelenen bu tiyatro eserinde Hüsrev karakteri yalnızca bir eserin müellifini değil, aynı zamanda eserinin de aynı akıbetine yaklaşan bir parçasını yansıtır. Gerçekten de eser boyunca Hüsrev, “Ölüm Korkusu” piyesini tamamladıktan sonra kimi tesadüflerin etkisiyle eserin akıbetine uğramayı kader, Allah ile yarışma, bir yaratının peşinde olmanın getirdiği kimi hezimetlerle izaha çalışır.
“Bir Adam Yaratmak”, bir tiyatro eseri olarak kaleme alınsa da, yıllar sonra 1977 yılında Yücel Çakmaklı tarafından, başrolünde Ahmet Mekin olduğu halde TRT’ye üç bölümlük bir dizi olarak çekilmişti. Yıllar sonra bu kez Murat Çeri yönetiminde 2.5 saati bulan süresi ile bir sinema filmi olarak karşımızda. Gelelim kısaca konusuna : Hüsrev (Engin Altan Düzyatan), önemli bir oyun yazarı olarak son piyesi olan “Ölüm Korkusunu” tamamlamıştır. Söz konusu eserde kahraman bir kaza kurşunu ile annesini öldürünce aklını kaybeder ve en sonunda da babasının yaptığı gibi incir ağacına kendisini asar. Piyes yazarı olan Hüsrev de babasını incir ağacına asarak gerçekleştirdiği intihar eylemi nedeni ile kaybeden biridir. Oturduğu o görkemli yalıda bir yandan gazetecilere beyanatta bulunurken bir yandan da kızı gibi gördüğü halasının kızı Selma’nın (Gülper Özdemir) kendisine olan ilgisini savuşturmaya çalışır. Öte yandan bir başka kadın daha kendisini ilgi gösterir : Gazete sahibi Şeref’in (Murat Serezli) kendisine aşık karısı Zeynep (Deniz Barut). Ve bir gün eserindeki kaza kısmını anlatırken tıpkı piyesindeki gibi kaza eseri Selma’nın ölümüne neden olur. Artık bu andan itibaren gazetecinin kendisine sorduğu sorularla kimi şüphelere düştüğü eseri ile kendi hayatının kimi benzerlikleri daha baskın şekilde önüne çıkar. Akıl hastalığı şüphesi ile cezadan kurtulmuştur, ne var ki geçmişi bir türlü yakasını bırakmaz. Sürekli annesine babasının ölümü ile ilgili bıktırıcı sorular sorar. Hüsrev’e kalırsa kendisi de adım adım babasının akıbetine uğramakta ve trajedisine ramak kalmaktadır.
En yakın arkadaşı piyes oyuncusu Mansur (Hakan Meriçliler) ve annesi (Serpil Tamur) dışında herkes kendisini ölüme götürmek için uğraşır. İşte uzun süreli kimi sahnelerde Hüsrev sürekli edebi tiratlar eşliğinde felsefi romana uygun şekilde kader, varoluş, özgür irade, yaratılış gibi konuları oyuncu Engin Altan Düzyatan’ın ağzından bize sunar. Evet, bu uzun sekanslar günümüz izleyicisi için zorlayıcı olabilir. Ve bir de kullanılan dil günümüze uyarlı da değildir. Ancak bir noktanın hakkını verelim ki Engin Altan Düzyatan kariyerinin en iyi performansını sergileyerek filmin bütün yükünü omuzlamış. Öncesinde metnin ciddi bir ezberini yaparak rolünün erbabı olduğunu kanıtlamış. Zaten bu başarılı oyunculuğu ile de 13. Boğaziçi Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünün de sahibi oldu. Ayrıca filmin şimdilik uluslararası bir başarısı da var : Hindistan’da düzenlenen 23. Chennnai Uluslararası Film Festivali’nde İkinci En İyi Uluslararası Film ödülüne layık görüldü.
Tiyatro, Sinema, Resim, Müzik… Tüm Sanatlar Bu Filmde.
“Bir Adam Yaratmak” filmi için aslında multi-disipliner bir çalışma dersek abartmış da olmayız. Belirttiğim gibi bir tiyatro eserinin sinema yapımı olarak karşımıza çıkması dışında filmin bazı sahnelerinde ilginç bir şekilde kimi ressamların tablolarının sahne aktarımlarını da görüyoruz. Örneğin Hans Holbein’in “Elçiler”, Lucian Freud’un “Lucian Freud’un Üç Taslağı”, Amedeo Modigliani’nin “Chakoska”, Richard Nordic’in “Yaz Akşamı”, Edward Munch’un “Jappe Nılssen”i ile “Çığlık”ı, , Caspar David Friedrich’in “Bulutların Üzerinde Yolculuk”, Vermeer’in “İnci Küpeli kız” gibi tablolarını hiç de zorlama olmayacak şekilde sahnelere serpiştirilmiş halde görmekteyiz. Müziklerde de kimi klasik eserleri görmekteyiz. Filmin bitiş jeneriğinde Andre Rieu ismine de denk geldim.
1 Mayıs itibariyle vizyona giren “Bir Adam Yaratmak”ta, zor bir metnin altından kalkılmasında en büyük pay kuşkusuz kahramanı adeta yaşayan oyunculuğu ile Engin Altan Düzyatan’ın. O’nun adım adım tepkili ve sorgulayıcı karakteri bizim için zor bir metnin anlaşılmasında kolaylık sağlamış. Engin Altan Düzyatan dışında annesi rolünde yılların deneyimli oyuncusu Serpil Tamur, gazeteci Turgut ile Caner Topçu, Deniz Barut, Hakan Meriçliler, Murat Serezli, Gülper Özdemir de yine iyi bir oyunculuk sergiliyorlar. Ancak bir kişiye özel parantez açmak gerek : Uşak Osman rolü ile Altan Erkekli kariyerinin en iyi oyunculuklarından birini sergiliyor.
“Bir Adam Yaratmak”, yıllarca kimi köşeli ideolojik körlükler nedeniyle edebi kimliği de göz ardı edilmeye çalışılan önemli bir edebiyatçı olan Necip Fazıl’ın eserinin yıllar sonra yeniden karşımıza çıkmasına imkân vermesiyle önemli bir çalışma. Oldukça karamsar ve klostrofobik ögeleri barındırsa da oyunculukların etkisi, kurgu başarısı, eşya / mekan tasarımı ve metnin gücü ile bu zor görevin üstünden bir şekilde kalkılmış. Edebiyat uyarlamalarını sevenler için bu yerli yapım kaçırılmaması gereken yerli yapımlardan.
Yönetmen / Senaryo : Murat Çeri
Görüntü Yönetmeni : Ulaş Zeybek
Kurgu : Semih Gülcüoğlu
Müzik : Yıldıray Gürgen
Oyuncular : Engin Altan Düzyatan, Altan Erkekli, Serpil Tamur, Deniz Barut, Hakan Meriçliler, Murat Serezli, Gülper Özdemir, İsmail Hakkı, Caner Topçu
Türkiye / Dram / 157 Dk.










