Süpergirl
GERÇEKLERİ GÖREN KAHRAMAN!
Çocukluk günlerimizden bu yana izlediğimiz kahramanlara sırt çevirmek o kadar kolay değil. Onlar, yapımcılar tarafından Hollywood’un tanıdık gözdesi ve garantili kahramanları olarak yola devam ettiriliyorlar. İyi mi oluyor diye fikrimi sorarsanız, işte hep bahsettiğimiz yapımcısından oyuncusuna kadar para beklentisinde, pop Corn filmleri arasında yer alıyorlar bana göre. Birbirinin benzeri senaryolara göre hareket ederek ne kadar fena halde kenara kıstırılmış olurlarsa olsunlar kazananlar hep iyiler oluyor.
Lafın kısası; sadece kafa dağıtmak için iyi seçim diyesim var ama sahneler sakız gibi uzayınca bu cümleyi de kuramıyorum maalesef.
James Gunn ve Peter Safran‘ın yeni sinematik evreninin yani DCU’nun Süpermen’den sonraki ikinci filmi Craig Gillespie‘nin yönetmenliğindeki Supergirl bakalım pelerininde logolar olan süper kahramanlar arasında beklentilere uygun açılış haftasında 50 milyon doların üstünde hasılat bulacak mı? Hatırlarsanız sarı saçlı mavi pelerinli oldukça ikonik Supergirl, evrenin hatırı sayılır yakışıklı ‘reboot’ u Süpermen (David Corenswet) filminde kendini göstermişti. Ama bir kadın kahraman tiplemesi olarak uyarlandığı için çok sevilen 1959 tarihli Otto Binder‘in kendi kızından esinlenerek yazdığı AL Plastino‘nun çizdiği romanın rotasından ayrılacak mı? Sorularının cevabını arıyor sinemaseverler.
İsimleriyle müsemma havalı karakterler bunlar.. Duruşları, afili sözleri ile her dem izleyici tarafından tanıdık olmanın avantaj ve dezavantajlarını yaşayacaklar. Artık sinemayı bıraksın arkadaşlar diyenlerde oluyor, sinema muhabbetlerinde doğal olarak… Öte yandan alışkanlıklar var tabii ve kabul etmek gerekir ki çocukluktan gelen kahramanlara sırt çevirmek de kolay değil. Onlar Hollywood’un tanıdık gözdesi ve garantili kahramanları olduklarını düşünerek yola devam ettiriliyorlar. İyi mi oluyor diye fikrimi sorarsanız, işte hep bahsettiğimiz yapımcısından oyuncusuna kadar para beklentisinde, pop corn filmleri arasında yer alıyorlar bana göre. Birbirinin benzeri senaryolara göre hareket ederek ne kadar fena halde kenara kıstırılmış olurlarsa olsunlar kazananlar hep iyiler oluyor. Aslında sadece kafa dağıtmak için iyi seçim..
Supergirl’ünde kaynağı aslında pek çok sinemanın süper kahramanın yolculuğunun başlangıcında olduğu gibi çizgi romanlar. 1959 da yaratılan bir kahramanı Supergirl’ü Milly Alcock modern duruşuyla başarıyla canlandırmış. Bu haliyle dünya yaşıyla orta yaşı devirmiş bir kahramanı gençlere tanıtabilmek için doğru isim olmuş. Üstelik bu kız bayağı melankolik ve önceki filmlere kıyasla oldukça geç giyiyor logolu formasını. Çünkü aslında kahraman olmak için yetiştirilmemiş ve dahası buna mecbur da değil..
Başlangıçta sarhoş ve dağınık görüntü vererek kendini uyuşturup dertlerini, kayıplarının ağırlığını unutmaya çalışan bu Kara Zor-EL bir yere kök salamamanın göçmen gibi yaşamanın acısı ile köpeği (bence filmin en önemli karakterlerinden biri) ile uzay aracında yaşarken kendini pek istekli olmasa da yardıma ihtiyacı olan 13 yaşında bir kızın yardımına koşarak serüveni başlatıyor. Evsiz yurtsuz kalmış süper kızımız Süpermen gibi özgüvenli değil. Oldukça punk bir karakter olarak izlesek de bir yanıyla kırılgan duygusal tandansları, yitirdiği ailesi ile ilgili yaşadığı gezegene dair anıları, köpeğinin zehirlenmesiyle başlayan süreç ve azılı düşmanlarla mücadelesindeki aksiyon sahneleriyle denge içinde veriliyor ama yine senaryoda gereğinden fazla sakız gibi uzantılar var. Eski Supergirl ‘deki teen enerjisi bu filmde yerini asiliğe bırakmış olsa da modernizmin görselliğini, yaşam biçimini ve özgürlüğünü daha gözümüze sokarak veriyorlar.
Eski derken, yaşı yeten sinemaseverler hatırlayacaktır 1984 deki Helen Slater‘li, Faye Dunaway, Peter O’Toole gibi oyuncuların yer aldığı fantastik, özellikle Dunaway oyunculuğuyla witch havasındaki filmdeki dönem teknolojilerinin yetersizliğine rağmen, senaryosunun sağlamlığı ile hatırlarda kalmıştı. Vizyondaki Supergirl’de sayfamızın mimarı Nusret Şen’in de dikkatinden kaçmadığı gibi Süpermen filminde kötü karakter olarak anımsadığımız Kara’nın amcası, aslında zor durumdaki Krypton gezegeninden kaçış kapsülünün planlarını hazırladığı için Kara’nın hayatta kalmasını sağlamış görünen iyi karakter gibi sunulmuş. Neyse bu da kabulümüzdür diyelim…
Bu arada filmin teknik olarak fazla aydınlık olduğunu söyleyemem. Yani çizgi romanda olabilecek parlak renklerin görsele yansımaması da bir başka dikkat çekilecek noktamız olsun. Senaryonun karışıklığı eleştirisine katılmıyorum. Kara’nın doğduğu gezegende ailesinin ve kendisinin başına gelen acı olaylar, Ruthye’nin yardım istemesi, Kara’nın günlük sıradan bezgin hayatını sürdürürken, kendini “spor için öldüren” kötülerin menzilinde buluşu, özellikle sari tepelerin zalimi Krem le mücadelesi, zehirlenen köpeğini panzehir bulabilmek için zekice planları, teknoloji yağmacılarına karşı zaferi, tamamı erkek olan Bilguis gezegeninde esir alınan kızları kurtarışı aslında denge içinde olsa da uzatılmış bir senaryo da verildiği için karışık gibi görünebilir.
Süper kahraman filmlerinin en bilinen özelliği iyi kötü mücadelesi olmakla birlikte arketipler asıl mücadeleyi kendilerine karşı da sürdürürler. Mesela Kara Zor-el in içsel çatışmaları arasında intikam duygusundan uzak duruşu onun personasında belirgin bir özellik. Kendisi gibi, ailesini kötü karakter Krem yüzünden yitiren Ruthye’nin öldürerek intikam almasını engelliyor. Hepimiz anlıyoruz ki birini öldürerek acıları dindiremez, kaybolanları geri getiremezsiniz. Ruthye’nin Kara ile konuşmasından not almışım.. “Her zaman mükemmel değil, ama iyisin”. Craig Gillespie ve ekibi, kayıpları, yaralarıyla mücadele yöntemleri farklı bu iki figür arasında filmin başından sonuna kadar dostluklarıyla naif bir hava yaratıyor.
Haus of Dragon dizisiyle güzel bir kitle edinmiş 26 yaşındaki Avustralyalı yıldız Milly Alcock filmin hemen her sahnesinde var olurken, dört buçuk ay süren çekimlerde yine Cruellanın yaratıcısı olan Avustralyalı yönetmenle güzel bir kimya oluşturmuşlar. Başlangıçta büyük endişelerle beğenilmeyeceğinden kuşku duymuş bunu da yönetmenle açıkça konuşmuş. Bence o dağınık sarı saçları, mavi gözleri, fazla uzun olmayan boyuyla çok sevimli görünüyor. Yine gözleriyle ışınlar yolluyor, uçuyor, ısı görüşüne sahip ama bütün bunları tıpkı “seni başka gezegenlere Tanrı olasın diye göndermeyiz “diyen babasına söz verdiği gibi güçlerini egemenlik için değil yardım etmek için kullanıyor. Bu klasik bakış hiçbir süper filmde bozulmaz zaten.
Eve Ridley Ruthye karakteri için biraz donuk kalmış gibi görünse de aksiyon sahnelerindeki ustalığıyla olabilir dedirtiyor. Kara ve Ruthye yas ve öfke ile baş etmeleri konusunda farklı davransalar da hiç süper gücü olmamasına rağmen, Ruthye kesinlikle cesareti temsil ediyor.
Jason Mamoa‘nın karakteri Lobo çizgi romanda hiç olmamasına rağmen senarist Ana Nogueira tarafından eklenerek filmin en önemli unsurlarından biri haline getirilmiş. Tam zamanında müdahaleleri vurdumduymaz bakışı, dikkat çekici gözleri ve purosu, başına buyruk oluşu, hapishanede bile olsa mizahi çıkışları, çocukluğundan beri çizgi romanında yakın takipçisi olduğu için olsa gerek rolü sahiplenişi filmde yerine oturuyor. Yine de “spor için değil para için öldürürüm“ derken nasıl gülümsetti anlamadım.
Kötülerin isimlerini de geçelim : Drom Baxton (Diarmaid Murtagh) ve gezegenler arası insan kaçakçılığı yapan Krem (Matthias Schoenarts) kötülükleriyle kalsınlar bakalım. Sonunda iyiler kazanacak, baştan yenilgiyi kabul edin bence…
Bu arada Kansaslı David Coronswet‘in Süpermen olarak göründüğü sahnelere bayıldım. Aralarında 10 yaş fark varmış filmden öğrendiğimize göre. Kızıl güneşlere ihtiyaç duyan Supergirl’e dünya için “Burası evim olabilir” dedirtecek kıvama getirerek, harika huzur veren kuzen / ağabey hissi vermesi filmin sıcak sahnelerinden… Kara’nın bir sözünü not düşeyim : “Süpermen herkesin iyi yanını görür, ben ise gerçeği…”
Peki ya Kyrpto ona da bir pelerin vermek mümkün olmaz mıydı yahu… Ne de olsa James Gunn ın sahiplendiği köpekten ilham alınmamış mıydı, biraz torpili olamaz mıydı?
Yönetmen : Craig Gillespie
Senaryo : Ana Nogueira, Otto Binder, Tom King
Görüntü Yönetmeni : Rob Hardy
Kurgu : Tatiana S. Riegel
Müzik : Ramin Djawadi
Oyuncular : Milly Alcock, Matthias Schoenaerts, Eve Ridley, David Krumholtz, Emily Beecham, Jason Momoa
ABD / Bilimkurgu-Aksiyon-Macera / 110 Dk.














