Ahlat Ağacı

En azından bir “En iyi Erkek oyuncu” ödülü almalıydı!

Nuri Bilge Ceylan sineması, sinemada benim çok sevdiğim bir tarz değil. Düşündüren filmi seviyorum elbet, fakat görüntü eşliğinde kitap okur gibi film izlemeye bayılmıyorum. Ama tabii ki Altın Palmiye ödüllü yönetmenin yeni filmi Ahlat Ağacı’nı merak ediyorum. Üstelik bu film, Cannes’da eleştirmenler tarafından on beş dakika ayakta alkışlanmış; Ceylan’a Cannes’da özel bir ilgi olduğunu bilsem de acaba yeni ne var diyorum.

Bir yandan da Kış Uykusu’nu ilgiyle izlemiş, sevmiş olduğum için farklılık değilse de yine ustalık bekliyorum. Tabii ki sıkılacağımı biliyorum, çünkü Nuri Bilge Ceylan, sanki taşra sıkıntısını yansıtmak ve izleyenlerin o hissi yaşaması için film yapıyor. Ruhunuza lök gibi çöküyor o sıkıntı! Ahlat Ağacı da tabii ki kasabada geçiyor. Çanakkale’nin Çan ilçesi ve hatta köyü. Yani kasabanın ruhsuz geceleri, kahveye gitmekten başka yapacak hiç bir şeyi olmayan gençler, işsizlik, parasızlık, boşluk!

Sinan’ın babası gibi sınıf öğretmeni diplomasını alıp geldiği evinde kimseyle kucaklaşmaması ruhumu üşütüyor. Mezuniyetine gidilmemiş, kapıda karşılanmamış, bir sarılınmamış evlat! O da ayrı soğuk zaten. Beklentisi de sıfır. Ah o yoksulluk. Yokluk. Evi parasız pulsuz bıraktığı için babaya öfkeli annesinin sirke satan suratıyla “Senin niye kız arkadaşın yok?” sorusuna verdiği yanıt: “köylüyüm, parasızım, işsizim!

Nasıl olsun ki kız arkadaşı? Haddini biliyor çocuk. Ama bir felsefi deneme yazdığını ve bastırmak istediğini düşünecek kadar da bilmiyor aslında! O yazdıklarını bastırmak ve kitap olarak görmek için kapı kapı dolaşıyor. Belediyeye, bir iş adamına ve bir yazara kadar gidiyor. Bu gidişler onlarla uzun söyleşiler demek. Her birinde önce kendini anlatıyor, sonra karşısındakini sorguluyor, ukalaca. Konuşuluyor, tartışılıyor sürekli.

Anlaşılamadığı için öfkeleniyor, niye anlaşılmayı, takdir edilmeyi bekliyorsa, burası Türkiye! Hadi onlarla neyse de, iki köy imamıyla din tartışması beni benden aldı, yaklaşık 20 dakika! Filme içerik olarak hiçbir katkısı yok. Apayrı bir tartışma konusu. İslamda reformu savunan sevimli imamla, karşı çıkan pragmatik imam ve her konuya maydanoz olan Sinan, köyden kasabaya yürüyor. Hareket var yani. Kamera bir yaklaşıyor, bir uzaklaşıyor, bir tepeden alıyor, bir yandan, horozlar ötüyor, kuzular meliyor, iki imam ve Sinan dağlar tepeler aşıyor, takım elbiseleriyle! Hiç olmazsa bu bölümü çıkarsa,üç saat on dakika, iki saat küsur olacak!

Ama kimisi de bu bölüme bayılmış, çünkü derdi bu, ama filmin derdi bu değil. Filmin derdi baba oğul çatışması. Sınıf öğretmeni baba, ganyana takmış kafayı, karakter olarak iyi mi kötü mü? Kötü değil, zavallı. Sürekli söylenen anne? O da kime kızsın garip! Tepkili kız kardeş? Öperken ısıran okul arkadaşı? Karakterler gri. Yine de en çok Sinan’a kızıyorum için için. Sevgisizliğine, empati yapmayışına, o kitaba takıntısına. Hatta duygusuz, babasının kayboldu diye hastalanacak kadar çok sevdiği köpeğine yaptığı affedilir mi!

Bir yandan da acıyorum, ya bir köyde öğretmen olacak, o da kazara atanırsa, ya da çevik kuvvette polis. Çünkü illa ki devlet memuru olması gerek, kasabada başka çıkış yolu yok. O kadar kızıyorum ki bir ara, filmden sonra karşılaşacağımızı bildiğim için Doğu’yla, şunun bir gırtlağını sıkayım diyorum. Bir role bu kadar mı adapte olunur, bu kadar mı iyi oynanır! Doğu Demirkol, üstelik de ikinci uzun metraj deneyimi! Bravo! Murat Cemcir’e, baba rolünde Bravo. O Cannes’da havalı poz veren adam mı bu, omuzları düşük, herkesin itip kaktığı, kaybolmuş köpeği için el ilanı çizen sınıf öğretmeni?

Bitince ayakta alkışlanacak film mi? Nihayet bitti diye olmasın? 197 salonda vizyona giriyor. Yapımcısı Zeynep Atakan‘a “Bu büyük bir iddia değil mi, bu film 197 salonda seyirci bulur mu?” diye sanatsal yönüne gönderme yapıyorum, sonuçta komik bir Şahan filmi değil! “Talep onlardan geldi, vermeyelim mi?” diye savunuyor. Yolu açık olsun. Cannes’da o kadar alkışa ödül alamadı ya, bence asıl haksızlığı Doğu Demirkol‘a yapmışlar, o filmi sırtlanmış götürüyor, En İyi Erkek Oyuncu ödülünü gani gani hak ediyordu.

Film notum:

1 YORUM

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here