17. yüzyıl sonların da yaşamış bir kadın vaizin yaşam öyküsünden hareketle çekilen filme tam bir müzikal, drama ya da biyografi denemez… Mistik müzikal deyip ortaya bırakayım. Ayrıca Hollywood’un seri filmlerine, yeniden çekimlerine inat farklı konusu, çekimi, kurgusu var. Muhtemelen pek çoğumuzun adını hiç duymadığımız, okumadığımız Ann Lee’nin yaşamı size de ilgi çekici gelebilir. Karar siz sinemaseverlerin.
OrtaKoltuk Puanı:
8 MART yaklaşırken, kadın eliyle varolan bir sinema keyfiyle yazalım dedik. Az sayıda çekilen kadın tarihi filmlerinden biri olan ve Venedik film festivalınde gösterildiğinden bu yana büyük ilgi çeken Ann Lee nin efsanesi ile kanyon salonlarında buluştuk… Yönetmen, başrol oyuncu, bir kadın üzerinden gelişen hikaye ve kurgu da bir kadına ait.. Daha ne isterim. Brutalist, Sleepwalker, The World to Come, Bir Liderin Çocukluğu, Voxlux gibi filmlerin yönetmeni Norveçli yapımcı, oyuncu Mona Fastvold imzasını taşıyan 17. yy sonu 18. yy da yaşamış bir kadın vaizin yaşam öyküsünden hareketle çekilmiş “Ann lee nin vasiyetnamesi”. Ne garip adını muhtemelen pek çoğumuz hiç duymadık, okumadık.. Bir zamanlar bir grup insan insan hem Avrupa hem Amerika kıtasında mesih olarak görüyor sonra tarih unutturuyor. 6000 Müritten bugün geriye kalan bazı kaynaklara göre 2 bazılarına göre 3 kişi… Apokaliptik beklentiler içindeki insanlığın mesihin yeniden doğuşu özlemine dair oluşumların hikayelerine yabancı değiliz ama bu kez karşımıza vasiyetname yani testament- ahit çağrışımıyla bir kadının çıkması sıra dışı oldu.
Bundan iyi bir film olur diyorsunuz herhalde.. Hem de türlerin birbirine yakınlaştığı şekilde. Tam bir müzikal ya da drama ya da biyografi denemez… Mistik müzikal deyip ortaya bırakayım. Ayrıca Hoolywood’un seri filmlerine, yeniden çekimlerine inat farklı konusu, çekimi, kurgusu var.
Tarih sayfalarında pek de güzel olarak tarif edilmeyen, Ann Lee karakteri müthiş bir rol kabiliyeti göstererek “uyuyan güzeli” anımsatan güzellikte, oyunculuk anlamında kendine hiçbir sınır koymadan apaçık şekilde Amanda Seyfried tarafından canlandırılıyor.
Formal bir ibadetleri olmayan Shaker tarikatının müritleri ve Amanda Seyfried bütün film boyunca dans ediyor, şarkı söylüyor ve çok çalışıyor… Dansları öyle salon dansı gibi de değil. Zaman zaman çığlık çığlığa yakarışlarla dolu spazmodik danslar filmin belkemiğini oluştuyor. Kameranın karşısında bir koreografiye göre mi hareket ettiler, her şey doğaçlama mıydı diye soruyoruz kendimize.. Kameraman sanki dansçılarla birlikte eğilip bükülüyor gibi geliyor insana. Bulunduğu çağın ve toplumun içinde acı çeken bir kadını canlandıran Seyfried gerçek bir insan öyküsüne dayanan bu filmde kadın deneyimlerinin en önemli parçalarını yaşatıyor. 48 yıl süren çileli bir yaşam öyküsü…1740 larda Manchester da yoksul bir aile demirci ustası zorba bir baba ,8 kardeş, inançlı bir çocukluğa sığınarak geçirilen yıllar, kardeş bağlılığı, ardından bir evlilik –ama filmin gidişatında acı bir ihanet–bundan ve hepsinden kötüsü dört birbirinden ızdıraplı doğum süreci, tutuklanmalar, hapis, açlık susuzlukla sınanma, sevdiklerini kaybetme, direnme, çalışma, çile ama bütün bunlara sonu gelmez bir direnç ve inancın gücüyle karşı koymanın hikayesi birbirini izleyen üç ayrı bölümde anlatılıyor. Hikaye boyunca anlatıcı olarak sadik dost, mürit yeni Zelandalı oyuncu Thomasin Mc Kenzie ile beraber ilerliyoruz.
Ann lee nin doğumu olarak bilinen 1736’da İngiltere, Anglikan kilisesinin etkisi altında kral ve kralicenin başında olduğu siyasal bir kimlikle idare ediliyordu. Tabii beraberinde Anglikan olmayan Baptistler Presbiteryenler ve Queker’lar gibi devlet görevinde yer bulamayan kısmen görmezden gelinen ama sistem için tehlike oluşturmaya başladığında zulüm gören oluşumlarda vardı. Yeni dini hareketlerinden filizlendiği bir dönemde Ann Lee yetişirken inançları, sorgulamaları, vizyonu onu ve büyük bir bağlılıkla sevdiği, hayatının sonuna kadar ayrılmayacakları erkek kardeşi William”ı (lewis Pulmann) Quaker”larla buluşturur.
Eşi Abraham (Chiristopher Abbot) la bu ortamda tanışarak evlenir. Zaten anne babasının sevgiden yoksun salt çocuk doğurma odaklı evliliklerine tanık olan üstelik babasının zorbalığıyla da sınanan Ann Lee nin evliliği de bir süre sonra kocasının akıl almaz cinsel fantezileri nedeniyle çekilmez olur. Birbirinden zorlu, bizi koltukta neredeyse nefessiz bırakan acı içindeki doğumlar ve akabindeki bebek ölümleri-büyük travmalar olarak yaşanır. Kanlı doğum sahneleri bir yana hele göğüsten süt gelmesi sahnesi var ya acaba yönetmen ve Seyfried bu kadar gerçekçi sahnede ne kullandılar diye merak ettim, ne zor anne olmak… Birkaç dakika kopmuşum filmden. Deniyor ki Venedik film festivalinde 15 erkek film eleştirmeni doğum sahnelerinde salonu terk etmiş ve bir daha dönmemişler. Neyse baktım bizim salondan bu sahnelerde çıkan olmadı.
Filmde bu olaylardan sonra cinsel yaşam ve evlilik Ann Lee için artık büyük günahtır. Buradan sonra bazı farklılıklar ve öngörülerle önce çevresindeki insanları etkilemeye başlar. Akıl hastanesi, hapishane, açlık susuzluk derken Manchester”li işçi sınıfından bu sade kadın vizyon, öngörü ve çabalarıyla ilerleyen evrelerde bir avuç müridi ile Atlantiğı geçip modern tarihin en radikal ruhani topluluklarından olan Shaker ları kuran ortamdaki politik unsurların nefretine ve işkencelerine maruz kalacak ama hiç yılmayan bir güç haline gelir. Onu sınırlandıracak her türlü sisteme isyanı vardır. Çocuk sahibi olmak ve her türlü cinsellik yasak, ama sevgi iyimserlik ve ümit her zaman varolacaktır. Yeni dünya Amerika” da olanlarda dikkat çekiciydi.
Kölelik isyanına Ann Lee” nin yolda bir köle satış anına rastlayınca bir cümle ile değinmesi yetersiz havada kalmış göründü. Ama Amerika da shaker lar yer yurt edinmeye başladıklarında yerleşik düzene geçerken çalışkan olmayı en önemli düstur edinerek ve demircilik, marangozluk gibi zanaatlere temizliğe ve sadeliğe değer vererek yaşamlarını idame ettirmeleri masumiyet, iyiniyet, sabır duygusunu hissettirdi. Amanda Lee” nin vasiyetini izlemeye gitmeden önce konuya şöyle bakınca, aman canım her eziyet çeken hor görülen de peygamber, mesih vs olur mu diye düşünürken kadının hayal ettiği ütopya süregelseydi dünya cennet olmaz mıydı diyorsunuz. Öyle soğuk püriten bir hava da yok. Bugün bazıları müze olarak kullanılan binalar ve bir ekol olarak mimaride bıraktıkları izler bilhassa marangozluktaki ustalıkları, tarzları takdire şayan … ”Biçim işlevi izler” diye bir mimari gelenek bırakmışlar yüzyılımıza. Günümüzde bir çivi çakmaktan,iğneye iplik geçirmekten bihaberiz ya da tembellik içindeyiz pek çoğumuz.. Bazen bu asketik yaşam yani fazla tüketimden kaçındığımız, daha minimalist olduğumuz bir hayat daha verimli olurdu diye düşünmüyor muyuz?
Mona Fastvold geçmişinde bale eğitimi olan bir çocuk oyuncuymuş. Setlerde büyüyen bir yönetmen olunca mutfak masasının başında yönetmeni, oyuncusu, kurgucusu, koreografı toplaşa toplaşa filmin nüvesi ortaya çıkmış. Çekim süreci çok meşakkatli ve teknik olduğu için girmiyorum bu konuya.. Ve bu film de de, tıpkı çok önemli bir eser olduğunu düşündüğüm “Brutalist” de olduğu gibi Amerika’da göçmen olmanın hatırlatılması dikkat çekici. Ve bana kalırsa filmin oluşumunda emeği geçen tüm kadınlar radikal feminist…
Filmin müziklerini ve tabii Celia Rowlso‘un koreografisiyle sevdim. Vefat etmiş shaker mensuplarının kayıtları, nota şarkı kitaplarına ulaşma sürecinde Hancock shaker köyü, Massachusetts halk kütüphanesi gibi bir iki isim vereyim sadece, çünkü liste çok uzun. Filmin sonunda da tamamını dökmüşler zaten. David Blumberg‘i spotfy dan arabayla yolculuk yaparken dinlemek ister misiniz bilemem. Akademi ve Bafta odüllü bir sanatçıyı eleştirmek bana düşmez ama otoriteler muhteşem olduğunu düşünüyor.
Son noktayı yönetmeni Mona Fastvold un cümleleriyle koyalım.. “karakterlerin ekranda uçuştuğu kendilerini resimsel kompozisyonlar olarak düzenlediği, hareket ve zarafetle dolu bir film… “
Ne diyelim takdir her zaman seyircinindir.
Yönetmen : Mona Fastvold
Senaryo : Mona Fastvold, Brady Corbet
Görüntü Yönetmeni : William Rexer
Kurgu : Sofía Subercaseaux
Müzik : Daniel Blumberg
Oyuncular : Amanda Seyfried, Thomasin McKenzie, Lewis Pullman, Stacy Martin, Tim Blake Nelson, Christopher Abbott