SONBAHARIN İZ DÜŞÜMLERİ..

Beach Rats” ve ”It Felt Like Love” filmleriyle tanınan bağımsız sinemacı Eliza Hittman’ın senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı ”Asla, Nadiren, Bazen, Daima” filmi, 17 yaşında hamile kalan Autumn’un (Sidney Flanigan) kürtaj yapmak için Pensilvanya’dan New York’a uzanan yolculuğu sırasında yaşadıklarına odaklanıyor. Film kürtajın yasak olduğu Pensilvanya ve kürtajın yasak olmadığı New York şehirleri üzerinden iki farklı kültürü ve beraberinde iki farklı bakış açısını izleyiciye sunuyor.

Autumn, Pensilvanya’da sürekli olarak doktorların kürtajın kötülüğü ve bebeklere karşı işlenmiş bir cinayet olduğu üzerine çeşitli videolar eşliğinde telkinleriyle karşılaşır, doktorlar onun neden hamile kaldığı ve cinsel istismar meselesi üzerine yoğunlaşmadan sadece onu bu kararından vazgeçirmeye çalışırlar. Autumn zaman zaman da caddelerde ellerinde Meryem ana tablosuyla dualar eşliğinde yürüyen gruplarla karşılaşır. Hittman’ın bize sunduğu bu manzara ve kliniklerdeki doktorların kürtajla ilgili öğütleri, düşünceleri bir araya getirildiğinde Pensilvanya’nın din eksenli kürtaja bakış açısını temsil ettiğini görürüz. Autumn, kuzeni ile New York’a vardığında ise bambaşka bir hayatın olduğunu görür. Belli mekanların gösterildiği Pensilvanya’nın aksine New York’un özellikle de gece hayatının canlılığını gösteren birçok mekan görürüz.

Autumn için Pensilvanya’nın durağan ve kasvetli manzarası tutsaklığı temsil ederken New York onun için karnındaki bebekten dolayısla omuzlarındaki, ruhundaki dünya ağırlığındaki yükten kurtulmanın yansıması gibidir adeta. Bu vesileyle de şehirleri ve Autumn’un ruh hâllerini ustaca birleştiren sinematografinin de hakkını teslim etmek gerekiyor. Sürekli yapılan yolculuklarla; akıp giden otobüslerin, metroların sağında ve solunda yanıp sönen titrek ışıklarla, camlara yaslanan yüzlerle ve Autumn’un kadraja girdiği her andaki melankolik hâlleriyle filme özellikle bir sonbahar havası verilmek istendiğini görürüz.

Filmin sinematografisini ve müziğinin bütünselliğini düşündüğümüzde filmin başrolünün isminin de sonbahar anlamına gelen Autumn olarak seçilmesinin bilinçli olarak tercih edildiğini söyleyebiliriz. Daha çok film ilk yarısındaki melankolik hâliyle, ıssızlığıyla sonbahar mevsimini çağrıştıran Autumn, filmin genelinde sonbahara özdeş bir karakter olarak kadraja girer. Autum’un hamilelik süreci ve sonrasında yaşadığı gelgitleri sonbahar mevsiminin içinde taşıdığı ölüm ve yaşam döngüsünü yansıtan anlar olarak da düşünebiliriz. Autum’un hamilelik sürecindeki ruhsal çöküşünü ve toplumdan kopuşunu sonbaharda ağaçlardan istemsizce düşen yapraklara benzetebiliriz bu bir nevi ölüm olarak da adlandırılabilir.

Autumn’un hamilelik sürecinden sonraki dönemini ise sonbaharın, yağmurlarıyla armağan ettiği, doğayı dirilttiği yaşama dönüşe de benzetebiliriz. Kısacası Autumn, adında saklı olan sonbaharın izdüşümlerinin yansıması olarak karşımıza çıkarılır. Bu yansımanın ortaya çıkmasını da görüntü yönetmenin başarısına bağlayabiliriz. Filmin en iyi yönünün de sinematografisi olduğu söylenebilir. ”Never Rarely Sometimes Always” günümüzün de yakıcı ve tartışmalı konularından biri olan ‘’kürtaj’’ meselesini ele alırken aile, sevgisizlik, cinsel istismar, yoksulluk gibi temalara da zaman zaman göndermelerde bulunuyor. Autumn’un hamilelik süreci ve ailesi arasındaki derin uçurumlar izleyiciye ebeveynlik olgusu üzerine de geniş bir düşünme ve sorgulama alanı açıyor.

Filmin asıl meselesi olan kürtaja dönersek Hittman’ın kürtaj karşıtlarını ve kürtaj taraftarlarını aktarırken bizi herhangi bir tarafın doğruluğuna ya da yanlışlığına kanalize etmek yerine (kendince her iki tarafın da argümanlarını kısmen verdikten sonra) Autumn’un fiziksel ve ruhsal anlamda yaşadıkları üzerinden bizi kendi duygu ve düşünce dünyamıza yönlendirerek kürtaj meselesiyle ilgili son hükmü vermeyi vicdanımıza bırakıyor. Sonuç olarak ”Never Rarely Sometimes Always” filmi gizli ya da açık, isteyerek ya da istemeyerek kürtaj olan insanların yaşadıklarından yola çıkarak kürtaj meselesiyle ilgili bir farkındalık yaratmaya çalışsa da maalesef özellikle de Autumn’ı canlandıran Sidney Flanigan’ın donuk ve tek düze oyunculuğu yüzünden bu amacının gerçekleştiremediğine şahit oluyoruz. İstemsizce hamile kalan 17 yaşındaki bir insanın ruhunda ağır tahribatlar yaratacağı aşikar olan bu zorlu ve vahşi süreç çok sarsıcı, bizim de düşünce ve duygu anlamında empati kuracağımız bir şekilde anlatılabilecekken Flanigan’ın sergilediği güçsüz, donuk ve neredeyse ruhsuz diyebileceğimiz oyunculuk performansı filmin çıtasının düşmesine sebep oluyor.

Flanigan’ın sergilediği donuk, tek düze oyunculuğun sorumlusunun aslında filmin yönetmeni Hittman’ın kendisi olduğunu dolaysıyla da tüm kusurun Flanigan’a ait olmadığını söyleyebiliriz. Filmin duygusunu neredeyse hiç hissetemdim. Autumn’un yaşadıklarından yer yer etkilensek de ”Never Rarely Sometimes Always” filminin genel anlamda izleyiciyi kuşatacak güçlü bir dramatik yapıya ve hayatın olağan akışıyla örtüşen, eşyanın tabiatına uygun bir senaryoya da sahip olduğunu söyleyemeyiz. Kısacası filmin uzun süre akıllarda kalabilecek bir film olduğunu düşünmesem de filmin özellikle 18 yaşın altındaki insanların uğradığı cinsel istismarı ve kürtaj meselesini bir kez daha beyaz perdeye yansıtarak bu yakıcı konularla ilgili bir farkındalık yaratma çabasını değerli buluyorum.

Yönetmen / Senaryo : Eliza Hittman

Görüntü Yönetmeni : Hélène Louvart

Müzik : Julia Holter

Oyuncular : Sidney Flanigan, Talia Ryder, Théodere Pellerin, Sharon Van Etten, Ryan Eggold, Drew Seltzer, Guy A. Fortt, April Szykeruk

ABD-İngiltere / Dram / 101 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here