“Auschwitz Cehennem”inden Fragmanlar…

Bugüne kadar Nazi rejimi’ne ilişkin, özellikle de kamplardaki insanlık dışı uygulamaları ele alan çok sayıda film çekildi. Sinema, insanlık tarihi için kara nokta olan bu dönemi, her zaman, kimileyin de biyografik alanları kendisine daha cazip alan gördüğü için, “Hitler” karakteri özelinde de senaryolarına konu etti. Bunu kimi zaman gerilim, kimileyin de mizahın bir parçası olarak gördü. “Quentin Tarantino”nun 2009 yapımı “Soysuzlar Çetesi”, yönetmenin kendi cephesinden Hitler ve sistemiyle bir dalga geçme denemesiydi. 2004 yapımı “Çöküş” filmi de, özellikle Hitler’in son günlerini ele alan başarılı bir film olarak kabul edilmekte. En son 2019 tarihli “Tavşan Jojo” filmi ile de bir çocuğun gözünden rejime ilişkin absürd haller, biraz risk de alınarak ve eleştirmenleri de ikiye bölerek beyazperdeye yansıtıldı.

Terry Lee Coker tarafından senaryosu yazılarak çekilen, “The Angel of Auschwitz” filmi kendisine ana eksen olarak “ölüm meleği” namlı Dr. Mengele’yi ele alıyor. Onun etrafında bu totaliter rejimin bir başka yönünü vurgulamak istiyor. Aslında Dr. Josef Mengele’i eni konu ele alan bir başka yapım daha var. Arjantinli yazar ve yönetmen Lucia Puenzo’nun 2013 yapımı “Wakolda (Aile Doktoru)” filmi bir romandan uyarlanarak kamptaki insan deneyleri yapan kötücül duygularla yüklü Dr. Mengele etrafında bir dram filmi ortaya çıkarmıştı.

The Angel Of Auschwitz” ya da “Auschwitz’in Meleği” olarak dilimize çevrilebilecek film de, aslında varoluşsal bazı konuşmalar eşliğinde o berbat “Auschwitz-Birkenau” kampındaki insanlık karşıtı deneyleri ortaya sermeye çalışıyor. II. Dünya Savaşı’nın artık sonlarına yaklaşılırken, Polonya’daki bu kampta Dr. Mengele (Steven Bush) isimli, filozof Hannah Arendt’in “sıradan kötülük” kavramına uygun olarak görev disiplini ile pogromlarda insanlığın kurtuluşu olarak görev bildiği “Cermen” ırkına yabancı unsurların çekilip atılmasını amaçlayan, çocuklar, yaşlılar, yeni doğanlar, Yahudi’ler üzerinde akıl almaz deneyler yapan, tıp etiğinden habersiz karakteri ana merkezine alıyor.

Michel Foucault’un biyo-iktidar tanımına uygun, beden üzerinde tahakkümün en son raddesinin tam karşılığıdır kamp uygulamaları. Dr. Mengele amacına yarar, kendisine yeni ortaklar bulmaya çalışır önce. Stanislawa Leszczynska (Noeleen Comiskey) bu görev için belirlenen bir ebe’dir. Ancak o tüm bu uygulamalara karşıdır.

Film, mavi ton renk eşliğinde bebek sesleri ile açılıyor. Dr. Mengele sürekli Stanslawa’dan kendisine ikizler getirmesini istiyor. Çocuklardan, özellikle denek olarak “Çingene” ve “Yahudiler”in seçilmesini emreder. Böylelikle görev disiplini gereği Almanya’nın geleceğine ya hizmet edecektir ya da buna karşı davranmaya devam ederse kampta kalacak olanların akibetine uğrayacaktır. Film, işte tüm bu ikilemleri kendi çatışması eşliğinde sunmaya çalışıyor. Bir süre sonra zaten Dr. Mengele ile sözlü atışmalar da başlayacaktır. Ayrıca, diğer işbirlikçi kadınların korkuları ve başka beklentileri nedeni ile de sürekli kötülenmektedir. Ancak Stanislawa, doğru bildiği yoldan ayrılmayacak, her türlü kötü koşula karşın binlerce bebeğin birer denek olarak ölüme gönderilmesine engel olacaktır.

Filmin sonundaki bitiş jeneriğinden de anlaşıldığı üzere, işgalin bitirilmesinden sonra 1974 yılına kadar bölgede ebe olarak çalışmaya devam eder. Kendisi, daha sonra Katolik kilisesi tarafından bu hizmetlerinden dolayı “azize” ilan edilecektir. İşgalin bitmesine yakın Dr. Mengele ise, Arjantin’e kaçacak ve oğlu Rolf Mengele tarafından “Wolwgang Gerhard” ismiyle gömülecektir.

Yansıtılamayan Kamp Dehşeti…

The Angel Of Auschwitz” filmi Nazi uygulamalarını sadece “Dr. Mengele” etrafında ele alıyor. Ve burada ne Hitler’in görüntüsü vardır ne de militer güçleri. Sürekli sedye üzerindeki perişan haldeki numaralandırılmış kişilere, bilimsel olmayan ve steril bir toplum yaratmak adına projeler peşindeki uçuk bir kişi ile hastaları onlardan koruyan bir kahraman etrafında bir senaryo oluşumu var. Ancak, sarı ve karanlık ton kullanımları ile belirli bir etki yaratması beklenen film, maalesef izleyende bir tesir bırakmıyor.

Dr. Mengele karakteri, belirli bir tarih bilgisi olanlar için “ölüm meleği” niteliğiyle zaten bilinmekte. Ve filmin sonunda jenerik akarken, tüm yansıyanlar size yeni bir şey söylemiyor. Filmin akışı boyunca devam eden o arkaik müzik ve filmin içeriği ile uyumsuz, derinliksiz diyaloglar da filmin çıtasını yükseltmeye yetmiyor. Film, kampın dehşetini izleyenlere yalnız fragman tekniği ile sunarken, Dr. Mengele’nin tüm bu deneyleri “niçin”, “ne maksatla” yaptığını, Nazi bürokrasisi’nin Mengele’den neyi gerçekleştirmesini arzuladığını da iyi bir öykü ile izleyene sunamıyor. Ve oyunculuklar… Genel olarak beni bu konuda da tatmin ettiğini söylemem çok zor.

Oyunculuklarla birlikte dekor, kostüm ve makyaj kullanımının da 1940’lar dönemini algılatmaya yetmediğini de eklemem gerek. Kuşatma sonrasında Mengele’ye ilişkin verilen bilgiler ise, sadece akibeti bilmezler için sunulan ek bilgi olarak kalıyor.

“The Angel Of Auschwitz”, yetersiz bir hikâye ve oyunculukları ile Nazilere ilişkin ilginç bir konuyu anlatmakta mahir olmayan, vasat bir film… Tabi ki yine de bazı platformlarda gösterime girecek filmi izleyip izlememek sizin kararınız…

Yönetmen / Senaryo / Müzik : Terry Lee Coker

Görüntü Yönetmeni / Kurgu : Sam Papidas

Oynayanlar : Noeleen Comiskey, Steven Bush, Hayley-Marie Axe, Ian Burfield, Grace Blackman, Sharon Lawrence, Michael McKell, Paul Joseph Bonnici

İngiltere / Tarihi-Dram / 101 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here