Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim

ACILI BİR ANNENİN RUHSAL ÇÖKÜŞÜ

Mary Bronstein’in “BACAKLARIM OLSAYDI SENİ TEKMELERDİM”in kahramanı sorunlu bir anne

Film kocası hep uzaklarda olan, hasta kızına bakan terapist bir annenin mücadelesini anlatıyor. Bu annenin psikolojik çöküşünü metaforlar eşliğinde, güçlü semboller ve rahatsız edici bir atmosferle anlatan film izleyicide suçluluk, empati gibi karmaşık duygular yaratıyor. Film hasta kızın karnındaki kocaman delik ile evin çöken tavanındaki korkunç delik arasında paralelizm kuruyor.

OrtaKoltuk Puanı:

 

Mary Bronstein 1979 N.Y. doğumlu bir senaryo yazarı, yönetmen ve oyuncudur. Henüz 2. uzun metrajlı filmi “Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim / İf I Had Legs I’d Kick You” ile zeki, donanımlı bir senaryo yazarı, güçlü bir yönetmen olduğunu kanıtladı. Filmin başrol oyuncusu Rose Byrne Berlin Film Festivali’nde En İyi Oyuncu Ödülü’nden sonra aynı başarıyı Altın Küre’de tekrarladı, 16 Mart gecesi dağıtılacak Oscar Ödüllerinde “Hamnet”in Jessy Buckley’inin en ciddi rakibi. Karakter odaklı, içsel bir hikaye anlatan film, yoğun ve rahatsız edici atmosferiyle, minimalist ama duygusal olarak etkileyici sahneleriyle övgüyü hak ediyor. Bu yönüyle yaratıcısı Mary Bronstein, günümüz bağımsız sinemasının cesur ve kişisel anlatım anlayışının temsilcileri arasına giriyor. Film bir annenin psikolojik çöküşünü, metaforlar eşliğinde, güçlü semboller ve rahatsız edici bir atmosferle anlatırken, izleyicide suçluluk, empati gibi karmaşık duygular yaratıyor.

KARA KOMEDİ, PSİKOLOJİK DRAMA

Linda (Rose Byrne) bir eş, bir anne ve terapisttir. Ancak çoğu zaman bunalmış hisseder ve sadece şarap içebilmekten başka bir arzusu yoktur. Linda’nın kızının beslenme bozukluğu nedeniyle geceleri tüple ek beslenmeye ve Linda’nın her gün götürüp getirdiği gündüz hastanesi programına katılmasına ihtiyaç duyan kızıyla ilgilenirken sınırlarını zorlayan bir psikoterapisttir. Gemi kaptanı kocası Charles (Conan O’Brien) işi nedeniyle sürekli uzaktadır, Linda’nın hastalarına yardım etmesini giderek zorlaştırmaktadır. Meslektaşı ve gerçek terapisti ise ona karşı sabrını kaybetmiştir. Daha da kötüsü kızının yemek yemeyi reddetmesine neden olan gizemli bir hastalıktan muzdarip olmasıdır. Sanki bunlar yeterli değilmiş gibi, Linda da dairesinin tavanında, ona köhne bir motele taşınmaya zorlayan büyük bir çukur ile uğraşmak zorunda kalır. Montauk’taki dairesinin tavanının çökmesi sonucu su baskınına uğramasıyla ailenin durumu daha da kötüleşir.

Bu kara komedi gerilimi, psikolojik drama filmi, annelik ve fedakarlık, zihinsel çöküş, yalnızlık ve izolasyon, kontrol kaybı, modern yaşamın psikolojik baskısı gibi temaların hakkını veriyor. Film hasta çocuğuna bakmak zorunda olan ve psikolojik olarak giderek çöken bir annenin iç dünyasına eğilirken, modern annelik ve psikolojik baskıyı cesur bir şekilde ele alıyor. Film günümüz toplumunda annelik, tükenmişlik, yalnızlık ve zihinsel sağlık gibi konuları gerçekçi ve rahatsız edici bir yoğunlukla işliyor. Bunu yaparken film klasik anlatıdan ziyade daha parçalı, sübjektif ve deneysel bir anlatım kullanıyor. Bağımsız sinema estetiğinin güçlü bir örneği olarak filmin sinematografisi izleyiciyi karakterin zihinsel durumunun içine sokmayı amaçlıyor ve bunu başarıyor. Linda’nın telefondan yargılayıcı bir şekilde emirler yağdıran bir kocası, sürekli sızlanan, memnun edilmesi imkansız bir kızı, ona yardımcı olmayı reddeden bir meslektaşı var.

Uykusuz kalan Linda, gecelerini motel odasının dışında şarap içerek, esrar çekerek, müzik dinliyerek geçirir. Orada, bu çalkamtılı dönemde destek sunan hoş olmayan bir resepsiyon görevlisi ve arkadaş canlısı James (Asap Rocky) ile tanışır. Linda’nın hastaları arasında, paranoya ve doğum sonrası kaygıdan mustarip Caroline (Danielle Macdonald) da dahil olmak üzere sorunlu, zor ve talepkar danışanlarla çevrilidir. Anlayışsız kocası kendisini sürekli telefonla arayıp azarlamaktadır. Kızının hastane programındaki doktoru da duyarsızdır ve Linda’yı sık sık aile terapisi seanslarını kaçırdığı için azarlar, hatta onu kızını tedavi programından çıkarmakla tehdit eder. Bir terapi seansı sırasında Caroline bebeğini Linda’nın ofisinde bırakıp ortadan kaybolur, bebeğin babası işini bahane ederek bebeği teslim almayı reddeder, Linda bebeği polise teslim etmek zorunda kalır. Film boyunca bizden gizlenen Linda’nın çocuğunun yüzünü ancak optimist final sahnesinde görürüz.

Film Linda’nın yaşadığı olumsuzluklarla izleyiciyi kaygı içinde, tedirgin ve gerilimde tutmayı amaçlıyor. Bu bazen boğucu, bazen de aşırı yıkıcı olabiliyor. Linda, kararları sinir bozucu olabilen güçlü bir karakter, ancak film izleyiciyi onun yanında tutuyor, içimizden birinin ona yardım teklif etmesi için can atıyorsunuz. Zira film Linda ‘nın zihninin derinliklerinde izleyiciyi gerilimli bir yolculuğa çıkarıyor. Sürekli yorgun kalan, uykusuzluk çeken, omuzlarındaki yükü taşımakta zorlanan Linda, bütün bu olumsuzluklara rağmen mesleğini sürdürmek zorunda olan bir kadın. Kaygı, korku, bıkkınlık, üzüntü, sıkışmışlık gibi hisleri yaşayan Linda’yı film boyunca huzursuz bir şekilde izliyoruz. Senaryo Linda’nın yaşadıklarını aynı kriz seviyesiyle gerilimli felaket tansiyonunu hep canlı tutuyor. Mary Bronstein isabetli bir tecihle baş karakterin mesleğini terapist olarak seçiyor: aldığı eğitimle, edindiği meslek tecrübesiyle terapist çıkış yollarını bulmayı bilir.

FEMİNİST BİR FİLM

Fim hasarlı bir ruh yapısına sahip Linda’nın her şeyin ters gittiği yaşantısında, düzlüğe çıkıp çıkmayacağı sorusunu film boyunca izleyicinin zihninde canlı tutmayı başarıyor. Suçluluk, güvensizlik, öfke, utanç, yetersizlik duyguları içinde kıvranan Linda’nın, hayatını kızını iyileştirmeye adamış bir kadının, güçlükleri yenecek gücü kendinde bulabilecek mi sorusu izleyicinin aklının bir köşesinde duruyor. Mary Bronstein’in senaryosundaki mükemmel karakter tahlilleri arasında, Linda’ya kötü davranan 2 erkek var : kocası Charles ve terapist meslektaşı. Bronstein bu 2 ilişki üzerinden, erkeklerin ve kadınların lojistik sorunları çözme ve karmaşık, duygusal durumlarla başa çıkma biçimlerindeki büyük farklılıkları vurgulayıp pekiştiriyor. Hiç kimsenin yardım elini uzatmadığı Linda’nın çaresizliğini ve çıkışsızlığını izlerken izleyicinin göğsü sıkışıyor, isyan ediyor.

Kendisine, yokluğunda kızına bakarak yardım eden tek kişi olan James’i de yaşadığı çöküş sürecinde incitebiliyor. Hatta içinde insan sevgisi olan bir kadın olmasına rağmen hastalarını anlayışlı bir şekilde tedavi etme yeteneği de azalıyor. Mary Bronstein Linda ve Caroline üzerinden anne figürünü, anneliği, annelerin taşıdığı dayanılmaz yükü inceleme konusu yapıyor. Feminist bir film olmakla beraber, senaryo feminizmin sancılı ve komik yönlerine de yer veriyor. Zekice yazılmış diyaloglar karakterlerin kırılgan yanlarını sergileyen karakter tahlilleri yapıyor. Feminist bakış açısıyla, sürükleyici enerjisiyle film kadınların sorunlarına eğilip, hem karanlık hem mizahi bir tonla izleyiciyi hem acı acı güldürüyor, hem de sarsıyor. Film (ismini bilmediğimiz) Linda’nın kızının karnındaki kocaman delik ile evin tavanında çökme sonucu oluşan korkunç delik arasında paralelizm kuruyor.

Mary Bronstein 2006 yılından beri ünlü senaryo yazarı Roland Bronstein ile evli. Safdie kardeşlerin demirbaş senaryo yazarı olan Roland Bronstein senaryosunu yazdığı Josh Safdie’nin “Muhteşem Marty / Marty Supreme”i 2026 Oscar Ödüllerine 3 dalda aday. Mary Bronstein’in ilk uzun metrajlı filmi “Maya / Yeast”in senaryosunu yazıp başrolünü üstlenmiş. Filmde son derece duyarsız, baskıcı ve duygusal olarak gelişmemiş genç bir kadın 2 zehirli arkadaşlığı dengelemeye çalışıyor. Oyuncu kadrosunda Greta Gerwig’in yanında Bennie ve Josh Safdie’nin de rolleri var. Filmin kurgusunu Roland Bernstein üstlenmiş. Mary Bronstein uzun bir aradan sonra yönettiği 2. filmi olan “Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim”de küçük bir rolde gözüküyor.

Filmin bütün yükünü omuzlarında taşıyan Rose Byrne’in muhteşem ve tavizsiz bir şekilde canlandırdığı, alaycı, yıpranmış bir anne ve deneyimli bir terapist Linda’nın çöküşünü, çıkışsızlığını izlerken izleyicinin içi acıyor. Avustralyalı Rose Byrne (47) kariyerinin bu en başarılı performansıyla canlandırdığı karakterin kırılganlığını, öfkesini ve çaresizliğini çok katmanlı biçimde gözlere seriyor. Linda’nın iş arkadaşı ve terapisti itici bir tavırla ona çok az destek olur, daha sonra yardımını keser. Bu rolde Amerikalı aktör Conan O’Brien’i izliyoruz. Linda’nın kaptan kocası Charles’ı canlandıran Christian Slater’in sesini film boyunca telefondan dinliyoruz, yüzünü ise filmin son bölümünde.

Yönetmen / Senaryo : Mary Bronstein

Görüntü Yönetmeni : Christopher Messina

Kurgu : Lucian Johnston

Müzik : Melissa Chapman, Annie Pearlman

Oynayanlar : Rose Byrne, Helen Hong, Josh Pais, Danielle Macdonald, Ivy Wolk, Daniel Zolghadri, Asap Rocky, Ella Beatty, Conan O’Brien, Christian Slater, Manu Narayan

ABD / Dram-Komedi / 112 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz