“Zaman tüm yaraları iyileştirir” Ne kadar doğru göreceli; çünkü iyileşir gibi görünen yaraların hiç umulmayan bir zamanda kabuklarının açıldığı çok olmuştur…

“Koku” nun insan hayatında ne kadar önemli olduğunun insan bile farkında değildir…

Birçok yazar, sinemacı hatta müzisyen bir eseri koku üzerine bile oturtabilir…

Bu kez eleştiriye ters köşe yapıp sondan başlayalım.

Bizim Amasya elmasına benzeyen yüzlerce kırmızı elmasıyla rüzgarda  dalları ve yapraklarıyla salınan elma ağacının güzelliğinin geçmişinde ne büyük acıların yattığını bilebilir miyiz? Ve o elma ağacının fidelenmesine  neden olan tek şeyin kokusu olduğunu tahmin edebilir miyiz?…

O koku yeni doğmuş bir evladın kokusudur ve dünyada onun yerini tutan bir koku henüz icat edilmemiştir… 

“Pieces Of A woman” (Bir Kadının Parçaları) o evladın doğum sancılarıyla açılıyor ve filmin ilk yarım saati bu sancılara ve doğum anına tanıklık etmemize vesile oluyor; eminim doğuran bütün kadınlar bu sahnede kendi doğum anlarını yaşayacaktır; sancısından, ıkınmasına kadar, adeta yeniden doğum yapıyor hissine kapılacaktır…

Evde bir ebenin rehberliğinde gerçekleştirilen doğum yazık ki bebeğin ölmesine engel olamıyor…

Sonrası savrulma, parçalanma…

Başrollerini “Crown”  dizisinden tanıdığımız İngiliz aktris Vanessa Kirby ve Shia LaBeouf’un  paylaştığı filmin yönetmenliğini 2014 yılında “Beyaz Tanrı” filmi ile “Belirli Bir Bakış ve Strasbourg Euroopen Fantastic Ödülünü” alan Macar kökenli   Kornél Mundruczó yapıyor. Vanessa Kirby bu filmle Venedik Film festivalinde en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı.

Ortadoğu kökenli sıradan bir adam olan Sean Carson ile  evli olan Martha, bebeğin ölümünden sonra dağılır ve  evlilikleri çatırdamaya başlar. Bebek hayalleri yıkılınca evlilik de adeta enkaza döner. Bu birlikteliği Martha’nın annesi Elizabeth (Ellen Burstyn) hiçbir zaman onaylamamıştır ama kızının mutluluğu için maddi ve manevi her türlü desteği de yapmaktan geri durmamıştır. Annenin çabaları bu çiftin yaşadıkları faciadan sonra da devam eder, kızını hayata ve gerçeklere döndürmek için bütün gücüyle mücadele eder…

Filmin bana en dokunan sahnelerinden biri de annenin  o şahane oyunculukla kızıyla yaptığı tartışma; İkinci Dünya Savaşı yıllarında dünyaya geldiğini, en olumsuz koşullarda bile nasıl var olduklarını açıklaması tüyleri diken diken eden bir sahneydi. Şimdi, insan iradesinin nelere kadir olduğunu, 2. Dünya Savaşı yıllarını  anlatan Viktor Emil Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı” kitabını anmadan nasıl geçebiliriz. Filmin belki de vermek istediği bir başka mesaj da buydu, 1900’lü yılların ilk 50 yılında doğan ve yaşayan neslin en ağır koşullarda bile dimdik yollarına devam etmesine rağmen yüzyılın ikinci yarısında doğanlar yaşadıkları bireysel sorunlar karşısında bile savrulup gidiyorlar…

Film, her yönüyle tatminkar. Oyunculuklar, olayların iklimle bağlantısı, sanat yönüyle eş değerde ilerliyor. Bebeğin doğumu ve ölümü sonbahar, yaprak dökümü; duyguların çöküşü ve savrulmalar kar, fırtına ve toparlanma baharın en güzel ayı Nisan ayı ile gösteriliyor. Köprü yapımında çalışan Martha’nın kocası Sean, köprüyü bitirdikleri zaman orada henüz doğmamış olan kızının yürümesini hayal ederken, köprü bittikten sonra bebeğin küllerinin annesi tarafından  o köprüden savrulması en acıklı sahnelerden biri. Sean ise o sahneden çoktan çekilip gitmiştir. Ortadoğu kökenli (Fransız eleştirilerinden gözüme çarptığı kadarıyla Suriyeli olduğu vurgulanıyordu) kocayı küçümseme hissedilmiyor gibi değildi; keza ondaki aşağılık kompleksi de aynı dercede farkediliyordu…

 Elma çekirdeği ile yaratılan umut hayata tutunma sebebi oluyor; kar, fırtına vurup geçiyor, rüzgar savuruyor ama bahar geliyor ve hayat devam ediyor….

Yönetmen : Kornél Mundruczó

Senaryo : Kata Wéber

Görüntü Yönetmeni : Benjamin Loeb

Kurgu : Dávid Jancsó

Müzik : Howard Shore

Oyunvular : Vanessa Kirby, Shia LaBeouf, Sarah Snook, Ellen Burstyn, Molly Parker, Iliza Shlesinger, Benny Safdie, Jimmie Fails

ABD-Kanada-Macaristan / Dram / 126 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here