Cadılar Bayramı Öldürür / Halloween Kils

KAN… DAHA FAZLA KAN!

John Carpenter’ın 1978 yılında sinema dünyasına ‘armağan etmiş’ olduğu ‘Halloween’ filminin ve devam filmlerinin ‘slasher-movie’ türü içindeki yerleri tartışılmaz… Filmin başkarakteri Michael Myers da kuşkusuz yıllar içerisinde özellikle genç seyircileri en fazla irkilten ve heyecanlandıran sinema karakterlerinden biri haline gelmiş ve adeta kendi başına bir ‘ekol’ yaratmıştı

Ancak özellikle ikinci bölümden sonra ‘Halloween’ serisi bizce nefesini kaybetmeye başladı ve biraz ‘yerinde sayma’ dönemine geçti. Myers’ın kurbanlarının seçimi ‘günahkar’ gençlerden ‘herhangi birine’ geçti ve bu ‘efsanevi’ katil biraz yönünü şaşırmış bir şekilde yoluna devam etti. Aslında bu ‘form düşüklüğü’ belki zaman değişiminden dolayı kaçınılmazdı ve korku filmlerine meraklı seyirciler her zaman bir ‘umutla’ devam filmleri takip ettiler.

Bu hafta vizyona çıkan ‘Halloween…’ filminin yeri ise biraz farklı çünkü bu bölüm adeta ‘yeni’ bir üçlemenin ikinci ayağını oluşturuyor. Kronolojik olarak bakarsak bu film bir ‘dokuzuncu’ halka gibi dursa da aslında bulunduğu yer 2018’de çekilen son filmin devamı ve buradan tekrar başlayan bir ‘trioloji’nin ikinci adımı… Son adımı da muhtemelen seneye gelecek olan ‘Halloween ends’ filmiyle göreceğiz!

Dolayısıyla filmin ana kadrosunda ve hikayenin gidişatında yeni bir şey yok: yönetmen koltuğunda tekrar bir önceki filmin yönetmeni David Gordon Green oturuyor. Ana oyuncu kadrosu başta artık ‘büyükanne’ olmuş Jamie Lee Curtis olmak üzere yerli yerinde duruyor ve en son alevler arasında bıraktığımız Michael Myers tekrar bir şekilde ölmeyip kasaba halkına dehşet saçmaya devam ediyor!

‘Gore’ türüne yaklaşma…

Yönetmen Green bu filmde biraz ‘çıtayı yükseltmek’ için başarılı sayılabilecek ‘flash-back’ sekansları ile yine Myers’ın geçmişine ışık tutmaya devam ediyor. Birinci film aslında bu karakterin ‘doğuşunu’ açık ediyordu. Bu filmin girişi ise çok sonraki senelerde, 1970’lerde Myers’ın azılı bir katile dönüşmüş evresini ve ait olduğu Haddonfield kasabasına ilk defa korku saçtığı dönemi (bir kez daha) gösteriyor. Bu sekanslar hikayeye sağlam bir başlangıç noktası oluşturuyor ama ardından bir önceki filmin hemen sonrasına yani yaralanmış Laurie karakterinin ve ailesinin hastaneye gidişine ve kasaba halkının huzurunun Michael’ın tekrar ‘hortlamasıyla’ bozulmasına tanık oluyoruz ve film buradan sonra ciddi anlamda enerji kaybetmeye başlıyor.

Yönetmen Green ise ‘pes etmeden’ pek bir orijinallik taşımayan hikayesini ikinci plana atıp, eski bir ‘reçeteden’ çıkan ve her zaman ‘iş yapan’ filmin kanlı yani ‘gore’ yanına güç veriyor. İtfaiyecilerin farkında olmadan alevlerden kurtulmasına yardımcı olduğu Michael belki de hiç olmadığı kadar sert, gaddar ve kanlı cinayetlerine başlıyor. Eline geçirdiği her aletle kurbanlarını adeta ‘delik deşik’ eden, her birini en acı verici şekilde katleden Myers seyirciye tam anlamıyla bir ‘kan’ banyosu aldırıyor. Bu sekanslar belki bu tür filmlerin ‘olmazsa olmazı’ olan şiddetli sahneleri arayan seyircileri tatmin edecektir ama filmin gerilimine ne kadar katkı yapıyor, bizce tartışmaya açık…

Kasabada Cadı avı…

Filmin bizce zayıf karnı, inandırıcı olmayan ve hatta bir süre sonra ‘gülünç’ sahneler sunan senaryosu oluyor. Michael’ın tekrar ortaya çıkmasıyla ve ilk cinayetlerini işlemesiyle sakin hayatlarından ‘uyanan’ kasabalılar artık bu ‘karabasanı’ tamamen sonlandırmak için adeta bir insan avına çıkıyorlar. Michael’ın saldırısından kurtulmuş olan eski ‘kurbanlarının’ başını çektiği bir grup, bu kadar güçlü, dayanıklı ve nerdeyse ‘ölümsüz’ olan bir katilden kaçıp, evlerine sığınmak yerine adeta ‘cümbür cemaat’ sokaklara dökülüp Michael’ı aramaya başlıyorlar. Üstelik bu arayanların çoğunun birkaç sopa dışında doğru düzgün bir silahı yok, bazıları çocuk yaşta, zayıf veya çelimsiz! ‘Bu olay bu akşam burada noktalanacak!’ gazıyla kendini sokaklara vuran kasaba halkı ardından sanki daha kolay hedef haline gelebilmek için üçer-dörder kişilik gruplara da bölünüyorlar.

Başlangıçta gerçekçi olmaması nedeniyle ‘gülümseten’ bu sekanslar uzadıkça sıkmaya bile başlıyor. Hiçbir planı ve yöntemi olmayan bu ‘arayışlar’ cesetleri arttırmak dışında pek bir işe yaramıyor.

Bir diğer ilginç nokta ise bütün bu eksiklere rağmen yönetmen sanki filmin orijinaline ve eski örneklerine sürekli ‘göz kırpıyor!’ Örneğin kurbanların çoğunun ergenlik çağındaki gençlerden oluşması ve yine çok acımasızca katlettiği kişilerden ikisinin beraber yaşayan (ve belirtmeliyiz ki filmin karikatürleştirilmiş şekilde sunmaktan geri durmadığı) eşcinsel bir çift olması bunun örneklerinden biri… Hatırlanacağı üzere ‘slasher-movie’lerde ‘ilk’ kurbanlar ya evlilik öncesi cinsel ilişki yaşayan (bazen bunun üstüne alkol ve hafif uyuşturucu da eklenir) gençler ya da fiziksel açıdan kusurlu (şişman vb.) ve cinsel yönelim açısından Amerika’nın katı ‘puritain’, ahlakçı anlayışına ters duran kişiler olurlar. Bu filmde de benzer bir anlayış mevcut…

Oyunculuklar açısından da parlak bir durum söz konusu değil! Genelde filmi sırtlayan Jamie Lee Curtis artık yaşlanmış ve (tabii ki film gereği) yaralanmış haliyle ‘konuk oyuncu’ performansı sergiliyor. Kendisini genelde endişeli bir şeklide hastane yatağında görüyoruz. Tanıdık isimlerden Will Patton için de benzer bir durumdan söz edebiliriz. Genç oyuncular ellerinden geleni yapıyorlar ancak bazılarının kuaförden ‘yeni çıkmış’ ve burada ne yaptıklarını bilmiyormuş gibi bir halleri var. Michael ise her zamanki gibi vücut diliyle korkutucu!

Sonuçta ‘Halloween kills’ filmine gastronomi(!) açısından bakarsak dediğimiz gibi 2018 tarihli ‘Halloween’ ‘başlangıcından’ sonra gelen kanlı bir ‘esas yemek’ ve 19 Kasım 2022 tarihinde vizyonu çıkması beklenen ‘Halloween ends’ de bir anlamda üçlemeyi bitiren ‘tatlı’ olacak. Filmdeki yaşlı şerifin sözüne bağlayarak bitirelim: ‘Tepemizde lanet olası bir katliam var!’ Peki, başka bir şey var mı?

Bizce yok!

Yönetmen : David Gordon Green

Senaryo : David Gordon Green, Scott Teems, Danny McBride

Görüntü Yönetmeni : Michael Simmonds

Kurgu : Timothy Alverson

Müzik : John Carpenter

Oyuncular : Jamie Lee Curtis, Judy Greer, Andi Matichak, Anthony Michael Hall, Charles Cyphers, Nancy Stephens, Kyle Richards, Robert Longstreet, Omar J. Dorsey, Stephanie McIntyre

ABD / Korku-Gerilim / 106 Dk.

MİSAFİR YAZARIMIZ SARA MİCHELLE FETTERS’IN YORUMU

Cadılar Bayramı gecesi. Haddonfield. Laurie Strode (Jamie Lee Curtis), kızı Karen (Judy Greer) ve torunu Allyson (Andi Matichak), Michael Myers’ı öldürür. Laurie’nin 40 yıl önce başladığı işi bitirmek için geri dönmesi durumunda maskeli katil için tasarladığı cehennemde yanması için onu terk ederler. Aceleyle hastaneye koşan üçlü, ailelerinin üç nesildir peşini bırakmayan kabusunun nihayet sona erdiğini bilmekle yetinir.

Yoksa gerçek değil mi? Michael Myers o kadar kolay öldürülemez. Laurie’nin tuzağından kaçtıktan sonra katliam gecesi devam edecektir. Tommy Doyle (Anthony Michael Hall) tarafından teşvik edilen Haddonfield’ın tamamı ayağa kalkar. Kolektif kana susamışlıkları serbest bırakılır ve Strode kadınlarının umutla onlara liderlik etmesiyle, vatandaşlık, bedeli ne olursa olsun Michael’ın terör saltanatını sonsuza dek sona erdirecektir.

İlk önce ilk şeyler: Cadılar Bayramı Öldürür, yarım bir film. Cadılar Bayramı Son, önümüzdeki Ekim ayında vizyona girecek. Bu dizi filmlerde düzenli sonlarla hiç bilinmese de neredeyse hepsinde bir tür akıllı bağlantılar var. 2018’in kritik ve gişe rekoru kıran bu devam filminin sonucu kasıtlı olarak belirsiz. John Carpenter‘ın rahatsız edici klasik temasının nakaratları oditoryumu doldurana kadar havada kalan çok şey var. Bence bunu en iyi izleyiciler bilir.

Bunun dışında, yönetmen David Gordon Green ve diğer senarist Scott Teems ve Danny McBride , hikayeyi önceki filmden devam ettirmek için iyi bir iş çıkarıyorlar. Başlıktaki “öldürür”e yetmeyen, ciddi şekilde dengesiz bir slasher hazırladılar. Korkunç bir kasaplığın hacmi aşırı, Michael tüm sessiz öfkesini yoluna çıkacak kadar aptal olan herkesten çıkarıyor.

Green, Teems ve McBride’ın olayları Strodes’e ve bu şiddetli travma mirasının hayatlarını nasıl şekillendirip etkilediğine odaklamaya devam etmesini seviyorum. Bu sefer duygusal yükün çoğu Karen ve Allyson’a düşüyor. Hem anne hem de kızı yaşadıklarını anlamaya çalışıyorlar. Aynı zamanda, etrafı aptal polislerle çevrili bir şekilde hastanede otururken Laurie’nin sağlığıyla ilgili haber beklerken, onları bunaltmakla tehdit eden bir öfke ve keder karışımıyla uğraşmak zorunda kalırlar.

Ama devam eden tek hikaye bu değil. Diğer ana alt konu, Tommy’yi silah almak için tüm Haddonfield’ı toplarken içerir. Ona, hayatta kalan arkadaşları Lindsey Wallace ve eski Smith’s Grove Sanatoryum hemşiresi Marion Chambers – Cadılar Bayramı 1978’den dönenler Kyle Richards ve Nancy Stephens tarafından canlandırılıyor ve üçü yanlışlıkla bütün bir kasabayı bir vahşi hayvan sürüsüne dönüştürüyor.

Şiddet döngüleri. Kısasa kısas. Acıyı doğuran acı. Bunların Green ve yaratıcı ekibinin bu sefer keşfetmeye hevesli olduğu temalar olduğu oldukça açık görünüyor. Michael durdurulamaz öcü olmaya devam ediyor. Ancak şimdi, belki de herkesin güvenliği için daha da büyük bir tehdit haline gelen mafya zihniyeti ve onun serbest bırakabileceği tüm kötülükler.

Bu girişimleri daha fazla derinlikte seviyorum ve hikayeyi bu kadar yaratıcı bir şekilde (ve orijinal Halloween kadrosunun diğer üyelerini, özellikle de eski şerif Leigh Brackett olarak Charles Cyphers’ı geri getirmesine izin veren bir şekilde) genişletmek istedikleri için Green’e destek veriyorum. Orijinal Frankenstein’ı çok andırıyor, o kadar ki, yanan meşaleler olmasa da, çok önemli bir noktada bir dayanak harekete geçiyor.

Ancak sorunlar var, bunlardan en azı bitmeyen son. Son filmde aldığı yaraların doğası gereği, Laurie aksiyonun büyük bölümünde sahalardan uzak kaldı ve Curtis‘in hala birkaç güzel anı olsa da, karakterinin bu seferki kadar dahil olmaması küçük bir sorun. Laurie hala serinin atan kalbidir, bu yüzden hikayenin uzun bölümleri boyunca çok daha az ilginç kişilerin onun yerini alabilmesi için onun düzelmesi inkar edilemez derecede sinir bozucu.

Sonra Michael var. O hala bir canavar ve her zamanki gibi ürkütücü. Ancak bu bölümde insanüstü bölgeye yaklaşıyor ve kasıtlı olsun ya da olmasın, devam eden bazı ağır Cult of Thorn titreşimleri var. Halloween Hayranları : Michael Myers’ın Laneti neden bahsettiğimi anlayacaktır. Diğer herkes için, korku oranını biraz azaltan belli belirsiz doğaüstü bir unsur var. Green’in gittiği yön bu olmadığından emin olsam da, Michael’ın şeytani bir şeye dönüştüğüne dair hala ipuçları var ve bunun düşüncesini özellikle ilginç bulduğumu söyleyemem.

Hala zevk almadığımdan değil. Halloween Kills , seyirciyi kıkır kıkır korku çığlıklarına nasıl kaptıracağını biliyor ve bu ikonik kötü adamın işini bu kadar sakince hesaplanmış bir gaddarlıkla izlemek çoğu zaman tüyler ürpertici. Green’in gelecek yıl işleri nasıl tamamladığını görmek için sabırsızlanıyorum ve umarım Laurie Strode’un Michael Myers ile yaptığı son hesaplaşmaya değecektir.

Misafir Yazar : Sara Michelle Fetters

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here