DUNKİRK

Dunkirk, bu yıl en çok beklediğim filmdi diyebilirim. Christopher Nolan, içinde bulunduğumuz dönemin usta Hollywood yönetmenleri arasında, kendini çok iyi filmlerle kanıtlamış bir isim. 80’li – 2000’li yıllarda Spielberg, Martin Scorsese, Coppola gibi usta yönetmenler Hollywood’un en gözde yönetmenleri dersek, 2000’lerden içinde yaşadığımız kuşak ve hatta 2020’lere kadar, C.Nolan, Inarritu, Aronofsky gibi yönetmenler hakim olacak diyebiliriz.

Dunkirk’ü yılın en beklenen filmi yapan tek etken tabii ki filmin yönetmeniydi. Geçtiğimiz 10 – 15 yıla baktığımızda Dark Knight serisi, Inception, Interstellar, Memento, Prestij gibi filmlere imza atan ve henüz 46 yaşında sinema tarihine damga vuran filmler çeken Hollywood’a damga vuran bir isim. Filmografisi, blockbuster kabul edilen büyük bütçeli, iyi oyuncu kadrolarının yer aldığı, teknik ve sanatsal anlamda kendi tarzını oturtmuş bir sinema anlayışı ile C.Nolan bir ekol haline geldi. Çektiği her film öylesine derin, öylesine kaliteliydi ki ”Nolan, kötü film yapmaz.” sözü tüm sinemaseverlerin arasında hızla yayıldı. Bir Christopher Nolan filmi izlediğinizde kaliteli ve iyi bir film izleyeceğinizin garantisini yönetmenin ismi veriyordu. Peki Dunkirk’te durum nasıl ?

Dunkirk, Nolan’ın kariyeri dolayısıyla herkesin beklentisini üst düzeyde tutarak izlediği ve izleyeceği bir film olacağı ortada. Film bu durumdan yara alacak kadar hassas bir noktada öncelikle bunu çözümlemek gerek. Dunkirk bir süper kahraman filmi ya da fantastik bir bilim-kurgu değil. Nolan, bize kendi sinemasında büyük beklentilerle film izlemeyi o kadar alıştırdı ki, gerçek hikayelere dayanan bir savaş filminden de çok büyük bir atmosfer kurmasını bekliyoruz belki de. Ancak Dunkirk, C.Nolan’ın kariyerinin gölgesinde kalıyor.

Filmi, saydığım diğer filmlerin arasında en kötü Nolan filmi görmek belki haksızlık olabilir ancak kariyerinde parlayan bir yıldız olamayacağı kesin. Bunun belli başlı nedenleri var, hep birlikte bunlara bakalım.

Öncelikle filmde çok büyük bir senaryo sıkıntısı var. Film Dunkirk sahilinde düşman ateşi altında mahsur kalan 400.000 askerin İngilizlerin ve müttefiklerinin denizcilik seferberliği ile kurtarılmasını destansı bir dille anlatıyor. Ancak filmde bir hikaye örgüsü izlemiyoruz. Sahili bombalayan düşman uçaklarının peşinde onları avlamaya çalışan kahraman bir pilot (Tom Hardy), uçağı düştükten sonra sivil bir tekne tarafından kurtarılan ancak savaş alanına geri dönmemek için elinden gelen her şeyi yapan bir asker, ülkesi için ölüme doğru dümen kırmayı göze almış yaşlı bir sivil denizci ve sahilden kurtulmaya çalışan genç askerlerin hikayelerini paralel kurguda, bazen zaman kaymaları ile bazen birbirinden kopuk şekilde izliyoruz. Filmin bir ana karakteri, başrolü, ana hikayesi yok. ”Hayatta kalmaya çalışan askerler ” hikayesi filmi, aksiyonu, görsel ve işitsel efektleri bol ancak içi boş bir seyirliğe dönüştürüveriyor. Nolan filmleri için pek alışılmadık bir durum özellikle Memento gibi senaryo harikası bir film ve boyutlar-zamanlar arası yolculuğa bizi ikna eden ve halen tartışılacak kadar derin bir film olan Interstellar’dan sonra Nolan nasıl bu kadar zayıf bir senaryo ile seyirci karşısına çıkmış anlamak güç.Belli ki farklı bir dil kullanmak istemiş fakat sinemasına yakışmadığını söylemeliyim. 

İkinci sorun ise oyuncu kullanımı. Film, Tom Hardy, Cillian Murphy gibi Nolan’ın daha önce birlikte çalıştığı oyuncular ve daha önce filmlerinde bu oyuncuları ne kadar güçlü kullandığı hala hafızalarımızda. Bundan dolayı Dunkirk’ü izlerken benzer bir etki bekliyoruz ancak (ufak spoiler) Tom Hardy gibi bir oyuncuyu uçağından finale kadar indirmeden pilot maskesi ile kullanmış Nolan. Cillian Murphy’de potansiyelini kullanamadan filmi tamamlıyor.

Üçüncü bir sorun Dunkirk çok büyük oranda bir stüdyo filmi. Filmin neredeyse tamamı sahilde denizde geçiyor ve bir yerlerin bombalanmasından başka hiç bir savaş atmosferine bizi dahil edemiyor. Örneğin bir düşman müfrezesi, savaş alanı dışında bir mekan hiçbir şekilde göremiyoruz. Bir savaş filminde çok az rastlanan bir durum olsa gerek hiç düşmanı göremeden filmi bitirmek. Düşmanın yalnızca mermileri, torpidoları ve bombaları yer alıyor filmde. Hatta finalde tek bir sahnede gözükecek Alman askerleri buğulu bir şekilde yarım gösteriliyor. Bu da mutlaka bir bilinçli tercih ancak filmin içinde atmosfer kaybına neden oluyor. Nolan belli ki yalnızca İngiliz askerlerine, onların bireysel – içgüdüsel hayatta kalma dürtülerine olabildiğince yakın odaklanıp bunun dışına çıkmamayı tercih etmiş.

Filmin, özellikle ses tasarımları gerçekten etkileyici idi. Görsel efektler muazzam. Daha önce başka savaş filmlerinde göremeyeceğimiz kadar asker – ölüm korkusu odaklı, minimalist bir film Dunkirk. Gemilerin batma sahnelerindeki çekimler ya da bazı bombalama sahneleri inanılmaz bir etki bırakıyor. Bu da filmin iyi yanları diyebilirim.

Bu gibi nedenlerden dolayı Dunkirk, iyi bir savaş filmi olmasına karşın bir başyapıt değil. Spielberg’ün Er Ryan’ı Kurtarmak filmini ya da Shindler’s List filmini belki bir 10 yıl sonra da açıp izlersiniz ancak Dunkirk için aynısını söyleyemiyorum.

Dunkirk, bir yönetmen sineması örneği bu nedenle olabildiğince Nolan ile ilişkili bir yazı oldu. Zaten filmin öne çıkan tek yanı yönetmenin kimliği. Film, kesinlikle kötü bir film değil yalnızca efsanevi filmler yapan bir yönetmenin filmi olduğundan diğerlerinin yanında sönük duran bir yapım. Vizyonda izleyebileceğiniz en iyi filmlerden ve yine yılın önemli filmlerinden biri olan Dunkirk’ü özellikle savaş filmlerine ilginiz varsa şiddetle tavsiye ederim.

Film notum:

HENÜZ YORUM YOK