Filmi anlamak için yönetmenin biyografisinden başlamanın gerekli olduğunu  düşünüyorum. Lulu Wang 1983 doğumlu, küçük yaşta Amerika’ya göç etmiş  genç Çinli bir yönetmen. “Elveda” (The Farewell) onun ikinci uzun metrajlı filmi.(Birincisi, Aşkı Bulunca) Wang kendi geçmişinden yola çıkarak “Elveda” yı çekerken, yerine  genç kız Billi’yi koyarak duygu ve düşüncelerini onun ağzından seyirciye aktarıyor…

   “Elveda”  çift kimlik üzerine kurulan bir film. Fransa’da yaşayan Türklerin aynı sorundan muzdarip olduklarını düşünecek olursak; benim de şu an içinde bulunduğum toplumu göz önüne aldığımızda  hikayeyi çok daha iyi anladığımı söyleyebilirim…

  Billi Nai Nai’sinin (ninesinin) dördüncü evre akciğer kanseri olduğunu öğrenince ailesiyle ülkesi Çin’e  döner. Aslında tüm aile, ninenin bir başka torununun düğün bahanesiyle bir araya toplanmışlardır. amaç ninenin son günlerini ailesiyle birlikte huzur ve neşe içinde geçirmesini sağlamaktır. Billi’nin belli ki ninesiyle çocukluğundan çok sıcak anıları vardır ve nine torun birbirine çok düşkündür. (Filmde bu sıcaklık seyirciyi alabildiğine sarıyor zaten) Billi, hastalığını Nai Nai’den saklamanın yanlış olduğunu düşünmektedir. Bu sorgulamayla birlikte kendi kimlik sorgulamasını da yapar; altı yaşında ailesiyle birlikte Amerika’ya göç eden  çocuğun güzel anıları kalmıştır burada; o anıların sıcaklığı ve büyükannesinin ölecek olması nedeniyle genç kız Amerika’ya dönmek istemez; fakat orada onu parlak bir geleceğin beklediğini söyleyen aile Billi’yi bu düşüncesinden vazgeçirir. Burada işte Billi’nin kendisiyle çatışmalarını ve sorgulamalarını özellikle vücut diliyle dile getirdiğini görürüz…

   Fransız basınında Lulu Wang’la yapılan söyleşide yönetmen şöyle diyor: Bütün hayatım boyunca çift kimlilik  sorusunu kendime sordum, biliyorum ki Amerikalıyım fakat yine biliyorum ki bana Amerikalı gibi davranılmıyor. Çin’e döndüğüm zaman da benden bir çinli gibi davranmam isteniyor; oysa ben Çin’in kültürünü, dilini, sanatını tam olarak bilmiyorum; çünkü ben Çin’de büyümedim.

    Fransa’da yaşadığım deneyimden yola çıkarak daha basit bir dille anlatayım. Buradaki Türkler de aynı ifadeyi şöyle dile getiriyorlar: “Fransa’da da yabancıyız, kendi ülkemizde de yabancıyız” o bir yere ait olamama durumu bir takım çatışmaları beraberinde getiriyor. 

  Yönetmen filmde ne yapmak istediğini şu cümlelerle dile getiriyor.” Niyetim bu ayrımcılık sorununu hatırlatmaktı,evet Billi bir Amerikalı fakat aynı zamanda gelecek umudu ve  rüyalarıyla Amerika’ya göç etmiş bir göçmenin hikayesini içinde taşıyor. Beyaz Amerikalıların Avrupa’ya uzanan kökleri olduğu düşünüldüğünde Amerikalıların da göçmen olduğunu unutmayalım. Bu evrensel bir duygudur… 

  2013 yılından beri kendi aile hikayesine çok yakın böyle bir hikayeyi uzun metrajlı çekmek istediğini ve bunu gerçekleştirdiği için çok mutlu olduğunu söyleyen yönetmene de ailesi büyük destek vermiş; ailenin de bu filmin çekilmesinden büyük mutluluk duyduğunu ve özellikle annesinin film çekimi sırasında sürekli fikirler verdiğini, aldığı bu notlar sayesinde filmin otantik olmasında büyük katkısı olduğunu belirten Wang’a Çinli arkadaşları da filmi gördükten sonra tam not vermiş, özellikle Billi karekterinin otantik, gerçeğe çok yakın bir portre olduğu konusunda hemfikir olmuşlar…

   Filmin evrensel olmasını nasıl açıklarsınız sorusuna şöyle cevap veriyor yönetmen; Her şeyden önce, sinemada çok da keşfedilmemiş geniş aile hikayesine sevgiyle bakmak gerektiğini düşünüyorum; çünkü dedeler ve nineler torunlarına sıcak bir sevgiyle bağlı ve onları yargılamadan hareket ediyorlar,  Özellikle Billi üzerinden giden “Elveda” filmi bunu anlatıyor. Billi bu özel duruma bir çözüm, bir orta yol bulmaya çalışıyor. “büyük anne hasta, ne yapılabilir, onu nasıl koruruz” sorusunu düşünüyor. İşte evrensel olmasının nedeni bu soru aslında herkesin sorusudur…..

     Yönetmenin röportajı üzerinde kritik yaptığım filmin beyaz perdesine girdiğimiz vakit söylediklerini tek tek uyguladığını görüyoruz. Çok sevimli,beyaz saçlı, güler yüzlü hayata pozitif bakan ve torunlarını çok seven bir ninenin etrafında tüm ailenin sıcaklığını hissediyoruz. Genellikle masa başında geçen sahneler; ailenin birliğinde sofranın ne kadar önemli olduğuna vurgu yapıyor. İç mekanlardan arasıra dış mekanlara çıkıldığı vakit devreye sanatsal bir anlatım giriyor. Özellikle son sahne en beğendiğim bölüm oldu. 

    Filmde Çin’in geleneksel ve toplumcu bağlarının kuvvetli olduğuna vurgu yapılırken Amerika’nın bireysel yaşamına hem eleştiri yapılıyor hem de parlak bir gelecek vaadettiğinin altını çiziyor. Yani yönetmen her iki ülkenin olumlu ve olumsuz yönlerini vurgulamaktan çekinmiyor. Kendi anadilinde çektiği filmini sanırım ülkesine adıyor…    Traji komik bir film olan “Elveda” nın oyuncularından Awkwafina ( Billi) sessiz ama o sessizlikten çığlık yaratan bir oyunculuk sergilemiş. Bu performansı da ona doğal olarak en iyi kadın oyuncu dalında Altın Küre ödülünü getirmiş; Nai Nai rolündeki Shuzhen Zhao ise göz dolduran oyunculuğu ile öne çıkmayı başarıyor…

Yönetmen / Senaryo : Lulu Wang

Görüntü Yönetmeni : Anna Franquesa-Solano

Müzik : Alex Weston

Oyuncular: Awkwafina, Shuzhen Zhao, X Mayo, Lu Hong, Tzi Ma, Diana Lin, Becca Khalil, Jim Liu

ABD-Çin / Dram-Komedi / 100 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here