Eş Anlamlılar  /  Synonymes

Geldiğin yer, terk ettiğin yer, eş anlamlıysa? Ve gideceğin başka yer de yoksa?

Ülkesinden, dilini konuşmak istemeyecek kadar nefret etmek! Ülkesinin ona yaşattıklarından kaçmak için gittiği, sığındığı, onuruyla, özgürlüğüyle, inandığı değerlerle yaşamak istediği ülkede, ne ülkesinin kendisine dayattıklarından kaçabilmek, ne birlikte getirdiği değerlerden, ne o ülkenin kendisine dayattığı değerlerden! Bir ülkede yabancı olmak. Kendi ülkesinde yabancı olmak. Yolunu bulamamak. Kimseyi sevememek. Ailesine kızmak, ülkesine kızmak. İnsanlara kızmak. Günümüz insanının, özellikle de gençlerin yolunu bulamamasını, dil üzerinden bu denli çarpıcı metaforlarla anlatan bir film “Eş anlamlılar.”

Ve bunun için de Berlin’de Altın Ayı’yı kucakladı. İsrailli bir genç Yahudi, Yoav, ülkesini ve ailesini terk ederek yeni bir yol arayışıyla Fransa’ya, Paris’e gelir. Ülkesine ilk tepkisi, kendi vatandaşlarıyla bile dilini konuşmamaktır. İyi bildiği ama kırık bir aksanla ve eski usül gramer kurallarına uyarak konuştuğu ve Parislilerin, hafif dalga geçtiği, (İyi bilirim çünkü benim de başıma aynısı gelmişti! Kitap diliyle konuşmak.) Fransızcasıyla terk ettiği ülkeye nefretini, geldiği ülkeye iyi niyetini göstermeye çalışmaktadır adeta. Ama gelinen ülkede yabancıysan hayat hiç de kolay değildir. Hayatta kalmak, dik durmak, kimseye muhtaç olmamak, o ülke insanları için bile kolay değilken bir yabancı için nasıl kolay olsun? (Evet, gidelim diyoruz ya, gidilen hiçbir ülkede yabancı olmak da kolay değil.) Başına gelmedik kalmaz. Aç kalır, çıplak kalır, yalnız kalır. En çok da kendisine yardım etmek isteyenlerden sıkılır, kaçar! İsrail’in ona ülkesinde dayattığı askerlik ve kim bilir nefret etmesine neden olan bütün o acıların benzeri bu ülkede de yine kendi vatandaşlarından gelecektir.

Horoz niye Fransız?

Ya Fransızlar? Onlar daha mı az milliyetçi? Fransız vatandaşı olmak için geçirdiği eğitim kursu sırasında eğitmenin anlattıkları beni hem güldürdü, hem düşündürdü! Pek çok açıdan. Ülkemiz yol geçen hanına dönmüş bir mülteci ülkesi ve burada doğanlar dahil milyonlarca Suriyeliyi vatandaşlığa kabul ettik. Hangi birine böyle bir eğitim verdik, hangisine milli değerlerimizi anlattık, onları benimsemelerini ve sahip çıkmalarını istedik? Türkçe bilmelerini şart koşuyor muyuz, milli marşımızı ezbere söyleyebiliyorlar mı, ülkeyi kimin yönettiğini, mesela Atatürk’ü tanıyor, seviyorlar mı, bu ülke için savaşmaya hazırlar mı? ABD’de olduğu gibi bu ülkenin menfaatleri için çalışmaya hazır olduklarına dair yemin ediyorlar mı? Hiç sanmıyorum!

Fransız eğitici, horozun niye Fransız olduğundan Fransız milli marşına kadar Fransız değerlerini anlatırken en çok da laiklik üzerinde duruyor. Biz de laikliği Fransızlardan aldık. Laikliğin ne kadar önemli olduğunu, ne demek olduğunu biraz da abartarak öğretiyor. Çünkü karşısında çeşitli dinlerden göçmenler var. Hepsinin inandığı din, tanrısı farklı. Huzur içinde yaşanacak bir toplumda din ve devletin birbirinden tamamen ayrışmasının yanında kimsenin kimseye dinini sormaması, kimsenin kimseye dini ile ilgili baskı yapmaması gerekiyor!

Filmde sadece yabancı bir ülkede yaşamak için çırpınan ve yolunu arayan bir genç adamın dramı yok, uzaktan uzağa, oğullarını kaybetmiş ve onu yeniden kazanmak için çırpınan bir ailenin dramını da hissediyor ve bu aile evlat çatışmasını yüreğinizde hissediyorsunuz.

Hiç mi sinemadan bahsetmeyelim? Edelim: Yönetmen Nadav Lapid’in vücut kamerasını hangi amaçla bu kadar çok kullandığını bilmiyorum ama yorucu. Geri dönüşler ise tam tersine, olması gerektiği kadar, son zamanlarda sık yapıldığı gibi yoracak ve kafa karıştıracak kadar değil. Zaten yeterince kafanız karışıyor, yediğiniz darbelerden ve biraz da yönetmenin kendi hayatını anlattığı senaryodan! Ama özellikle genç oyuncu Tom Mercier’e kocaman, ayakta bir alkış. Hele bunun ilk filmi olduğu düşünülürse, nasıl bir başarı! Müthiş bir performans. Hele o para kazanmak için modellik yapmaya gittiği ve sanat yapacağını sandığı stüdyoda porno video çektirmek zorunda kaldığı sahnelerde utancımdan bakmakta zorlandım! Pornodan değil, insanların maruz kaldıkları zorluklardan utandım. Oyunculuk da zor iş. Filmin sonu ise en kötüsü. Gidilecek yer yok mu? Geldiği yer ve terk ettiği yerin birbirinden farkı yok mu? Gidilecek yer yok, girilecek delik yok, ne kadar omuz atsa da açılacak kapılar yok! Film bitti, ben de bittim!

Bir kocaman alkış da en büyük eleştirileri kendi kendilerine yapabilen ülkelere: Film bir İsrail, Fransa, Almanya ortak yapımı ve kimse İsrailli yönetmen Nadav Lapid’i mahkum etmedi! Beğenmediğimiz özgürlük de bu olsa gerek. Filmde bir küçük aşk üçgeni de Paris ve Fransız filmi tadı arayanlar için olmazsa olmaz diye verilmiş olsa gerek. Ah bu sekse meraklı Parisli kadınlar! Kesinlikle görülmesi gereken bir film diyorum.

Yönetmen ve Senaryo : Nadav Lapid

Görüntü Yönetmeni : Shai Goldman

Oyuncular : Quentin Dolmaire, Louise Chevillotte, John Sehil, Gaël Raës, Chris Zastera

Fransa-İsrail-Almanya / Dram / 123 Dk.

Film notum:

 

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here