Evcilik

Film; kimlik, aidiyet, örüntü / yapı ve kişilik kavramlarının altını psikolojik, sosyolojik ve politik zeminde rahatlıkla eşeleyebiliyor ve yerli sinemamız adına önemli olarak görülebilecek bu dokunuşları sade bir kurgu / hikaye, sınırlı bir süre ve az sayıda oyuncu ile yapabiliyor. İyi işlerin karmaşadan, uzunluktan ve sayıca fazlalıktan geldiği yanılgısına düştüğümüzü biz izleyicilere bir kez daha hatırlattığı ve kıymetli bir filmi bizlere hediye ettiği için Ünal’ı tebrik etmek gerekiyor.

OrtaKoltuk Puanı:

Giriş

2001 yapımı ve benim de kıymetli bulduğum filmi “9” ile sinema dünyasına hızlı bir giriş yapan ve tecrübe edindiği bu filmiyle ilgili dönemde Türkiye’nin Oscar adayı olarak ülkemizi temsil eden ünlü yönetmen, senarist ve yazar Ümit Ünal’ın son filmi “Evcilik (2024)” festival ve sinema salonlarından sonra internet platformundaki yerini aldı. İlk filmi 9’dan bu yana “Anlat İstanbul (2004)”, “Ara (2008)”, “Gölgesizler (2008)”, “Kaptan Feza (2009)”, “Ses (2010)”, “Nar (2011)” ve “Sofra Sırları (2017)” ile adını duyurmaya devam eden ve festivallerde topladığı ödüllerle başarılarını taçlandıran Ünal, ülkemizde vizyona giren ve izlenme oranı yüksek nadir Quir filmleri arasında gösterebilecek “Aşk, Büyü vs (2019)” ile 54. Sinema Yazarları Derneği Ödülleri’nde “En İyi Film”, 39. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde “Altın Lale En İyi Film-En İyi Senaryo” ve 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “SİYAD En İyi Film” ödüllerini kazandı. “Aşk, Büyü, vs.” filminden sonra yeni filminin ne olacağıyla ilgili sinemaseverlerin ve sinema emekçilerinin merakını besleyen Ünal, 2024 yılında tamamladığı filmi “Evcilik”’ ile ilişkiler üzerine bir film yapmayı tercih etti.

Evcilik’in ilk gösterimi 61. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gerçekleşti ve film festivalden “En İyi Senaryo” ödülünü alarak döndü. 2024 yılının sonlarında ise sinemada vizyona girdi ve izleyicisiyle buluştu. Son zamanlarda diğer yönetmenlerin de takip ettiği düsturla, geniş bir seyirci kitlesine ulaşabilmek adına, Ünal’ın Netflix online platformu üzerinden yayınlanmasına izin vermesiyle, film izleyicisinin beğenisine daha işlevsel bir biçimde yeniden sunuldu. Hem yönetmenliğini hem senaristliğini Ünal’ın üstlendiği filmin başrolünde; Nejat İşler, Öykü Karayel, Deniz Işın ve Fatih Artman gibi isimler oynuyor. Film; Karayel, Işın ve Artman gibi yeni nesil olarak adlandırabilecek fakat iyi oyunculuklarıyla şimdiden vaatlerinin yüksek olduğunu belli eden oyunculara eşlik eden kıdemli oyuncu Nejat İşler’in 61. Antalya Altın Portakal Film Festivali, 57. Sinema Yazarları Derneği Ödülleri ve 26. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde daha önce birden fazla aldığı “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü bir kez daha kazanmasını sağladı.

Ünal’ın diğer filmlerinde işbirliği yaptığı, “Aşk, Büyü, vs” filmindeki performansıyla “En İyi Kadın Oyuncu” ödüllerini omuzlayan ve ona uğurlu geldiği söylenebilecek başarılı oyuncu Selen Uçer’in de görece küçük bir rolle yeni filmde ekrana yansıdığından bahsetmek gerekiyor. Tek başına anlam yaratmada yetersiz kaldığını kabul etmekle birlikte, “ehil ellerce” jüri koltuğuna oturulan ve sinema camiasına yakın kişi ve kurumlarca organize edilen bu festivallerde; ödüllerin, sahiplerini onurlandırmak, hakkını teslim etmek ve takip eden işler için bir yüreklendirmek için bir vesile olduğuna inanıyorum. Ödül bilgilerini andıktan sonra, filmin üretici ekip adına bir “kendi aramızda” filmi olduğunu ve bu durumun Nejat İşler’in aynı zamanda yapım ekibinde bulunmasından ve filmde geniş ve mühim bir yer kaplayan müziklerin bestesinde Ümit Ünal’ın emeğinin geçmesinden anlaşılabileceğini düşünüyorum.

Hikaye

Evcilik” İstanbul’da yaşayan, şehrin sıcağından ve monotonluğundan bunalan ve keyifli bir tatil yapmak amacıyla Ege’nin küçük bir sahil kasabasında bulunan “Evcilik” isimli butik bir otelde bir haftalık konaklama planı yapan Filiz (Öykü Karayel) ve Fırat (Fatih Artman) çiftinin, otel sahibi Dilruba Hanım’ın (Selen Uçer) hastalanması gerekçesiyle bir yandan kendilerinden başka müşterisi bulunmayan ve etkinlik/aktivite dozunda yetersiz gördükleri bu otelde tatillerini yapmaya çalışırlarken, diğer yandan daha otele yerleşir yerleşmez ilgilerini çeken Aysun (Deniz Işın) ve Özkan (Nejat İşler) çiftiyle kurduğu bağa odaklanıyor. Güvenli ve konformist olduğu sahayı yalnızca başka bir güven ve konfor sahası bulma umuduyla terk etmeye razı gelen, umduğunu bulup bulmadığının değerlendirmesini süreklilik arz edecek şekilde yapan ve insanlar da dahil olmak üzere etrafındakileri nesneleştirmede ve haz aracı olarak görmede bir beis görmeyen şehirli bir çiftin; yabancı olduğu ve bilmediği bu topraklarda yoluna çıkan çift ile tanışmasının ve birçok açıdan onlara özenmesinin ele alındığı bu filmde, çiftlerin kendi aralarında ve birbirleriyle geliştirdikleri “ilişki” merkeze yerleşiyor ve bizler bu ilişkilerin kesişim kümesinde yaşananları izlemeye başlıyoruz.

Babasının kurduğu şirkette maddi kaygısızlık hali içerisinde çalışarak yaşamını sürdüren, duygu ve düşüncelerini ifade etme becerileri yeterince gelişmeyen ya da halihazırda bu ifadeye ihtiyaç duymayacağı bir sosyal ortamda yetişen Fırat ile bahse konu şirkette sekreter olarak işe başlayan, patronun oğluyla evlenerek çalışma hayatını sonlandıran, etrafına yönelik memnuniyet düzeyinin düşüklüğünü sezdiren ve zamanının çoğunu sosyal medyada takipçileri için “paylaşım” yapmaya ayıran Filiz’i içine alan “şehirli” çiftimizin filmin bir aksında; otelin dış işlerini üstlenen, ilk evliliğinde eşini kaybetmesinin akabinde uzaktan uzağa beğendiği/onu beğenen ve yaşça kendisinden küçük Aysun ile hayatını birleştiren, yöre ağzını benimsediği bir dil kullanan, duygularını çoğunlukla öfke-çaresizlik ekseninde deneyimleyen ve ilerlemiş yaşı göz önüne alındığında yaşadığı sağlık problemlerine karşılık sigara / alkol kullanımı gibi alışkanlıklarına son verme niyeti gütse de bu niyetleri pratiğe dökemeyen Özkan ile güzelliği daha ilk bakışta fark edilen, şehirlilerin yaşamına imreneceği kaygısıyla eşi tarafından kıskanılan/gözden sakınılan, uysal, sabırlı ve sevgi dili kuvvetli bir kişilik profili sunan ve otelin mutfak / temizlik gibi iç işlerini halleden Aysun’u kapsayan “köylü” çiftimizin filmin diğer aksında yer alması söz konusu.

Varma

Uzun ve yorucu bir araba yolculuğunun sonrasında oteli bulmakta zorlanan Filiz ve Fırat çifti, yanlış girdikleri yoldan Özkan’ın, eşi Aysun’un deyişiyle “Duman’ın” yönlendirmesiyle “Evcilik’e” ulaştığında onları Aysun’un ağaçtan meyve toplayan güzelliği karşılıyor ve Aysun nam-ı diğer “Kınalı”, yöresel ve gösterişsiz kıyafetlerine rağmen müşterileri Filiz ve Fırat’ı etkisi altına alıyor. “Duman” ve “Kınalı” adlandırmalarının bir öyküsü var Özkan ve Aysun için ve bu adlandırma bir “görüş biçimine” tekabül ediyor. Özkan Aysun’un Duman’ı, Aysun da Özkan’ın Kınalı’sı olarak görüyor. Eskiden yakaladıkları fakat şimdi ucuna dahi yaklaşamadıkları heyecanı kaybetmenin burukluğunda evliliklerini yaşayan Filiz ve Fırat, kendilerinden başka müşterisi olmayan bu otelde birbirlerinin hatırlarına varamayacaklarını kestirdikleri ve belki de bu yalnız kalışları ilişkiye dair problemleri daha görünür kıldığı için rahatsız oluyorlar ve bakışlarını Aysun ve Özkan’a çeviriyorlar. Aysun ve Özkan’ın sevme halleri ve bu halden duydukları hoşnutluğun yüzlerine yansıması yani birbirlerini görme biçimleri Filiz ve Fırat için bir öykünme ve merak sebebi oluyor. Filmin başından itibaren gerek müziklerle gerekse Özkan’ın bunama sorunu yaşayan annesinin aniden kadraja girerek tekinsiz davranışlar sergilemesiyle bu müşterilerin gelişinin otelde “iyi şeylerin” yaşanmasına gebe olmadığının mesajı veriliyor ve gerilim tonu hissettirilmeye çalışılıyor.

Görme

Anneleriyle aynı yaşam alanını paylaşmalarına bağlı olarak, kimselerin görmediği düşüncesi ile Kınalı ve Duman’ın otel bahçesinde deneyimledikleri cinselliğe Filiz’in şahit olmasıyla Aysun’un filmin başında bir haz nesnesi olarak servis edilmesi bir gerekçeye bağlanıyor. Duman ve Kınalı’yı gözetliyor Filiz. Kendinde olmayanı, yasak olanı, istek uyandıranı. Gözetleme sahnesi, Hitchcock’un filmlerindeki sahneleri andırıyor. Dar bir alandan, fark edilmemeye özen göstererek, onun olmayana göz dikerek ve fiziksel sınırlardan ziyade mahremiyet sınırlarını aşarak. “Gözetleyen, görülmediği sanrısına kapılsa da, yönetmenin kamerası aracılığıyla gözetleyenin de gözetlenen bir nesneye dönüşür ve seyirciler için görünür kılınır” diyor Hitchcock. Filiz de kameranın kadrajına girdiğinden bu yana izleyiciler için artık görünür ve onun müsaadesini almadan kişisel sınırlarına girdiğimiz için bizler de artık suç ortağıyız. Duman ve Kınalı’nın cinselliği deneyimleme halleri ise, parçası oldukları doğanın/doğal yaşamın havasının, denizinin, toprağının, içtenliğinin, kendinden menkullüğünün, katışıksızlığının ve yabaniliğinin izlerini taşıyor.

Gördüğünün daha doğrusu izlediğinin şaşkınlığı ve etkisi altında kalan Filiz durumu eşi Fırat’a anlattığında, Fırat ve Filiz evlilik yapbozlarında eksik olanı bulmuşcasına, “onlar” gibi doyuma ulaşma ve yitirdiklerini yeniden kazanma motivasyonu taşıyarak “Kınalı ve Duman” olma girişiminde bulunuyorlar. Cinsellik deneyimleri için seçtikleri yol, şehir yaşamında imarı planlanan bir yapıyı, meydana sonradan dikilen bir anıtı ve yönü tarifleyen bir işaret levhasını anımsatıyor. Kurgusal, sonuç odaklı, planlı ve üretilmiş. Çiftin içinde bulundukları odayı bir haftalığına kiralarcasına, otel çalışanları Kınalı ve Duman’ın kimliğini/rolünü kiralayabileceklerine inanmaları iyimserliği kısa süreli bir memnuniyet hali sağlıyor. Neticeleri üzerine yeterince düşünmedikleri bu memnuniyet, orijinal dilinden yabancı bir dile çevrilen/uyarlanan fakat aynı tadı vermeyen bir roman misali, bir süre sonra onları okuduklarına pişman ediyor.

Fark Etme

Daha önce de değinildiği üzere, telefonunu elinden düşürmeyen Filiz, yaşamına dair detayları takipçileriyle paylaşmakta bir sorun görmüyor. Sosyal medya, mahrem yaşamın gözler önüne serildiği mecralardan biri ve onun yaşamına diğer insanları kolaylıkla dahil ettiği, bundan rahatsız olmak yerine keyif aldığı, görünürlüğü arttıkça hoşnut olduğu ve başka yaşamlara da davetsiz bir misafir olarak girilebileceği fikrinin bir uzantısı niteliğinde. Filiz’in bu özelliğinden yola çıktığımızda, genellenebilirliği şüpheli olmakla beraber, şehir insanının sınır ve mahremiyetle ilgili inanç ve görüş sistemine ilişkin de bir algı edinebiliyoruz. Bunun zıddında, Kınalı ve Duman, gücünü kendinden alan bir ilişkinin tarafları olarak, yaşamlarını belirli bir gizlilik çerçevesinde yaşamayı öğrenen, öğrendiklerini/öyle gördüklerini bir sonraki nesle aktarmaya hazır olan, onlara dair olanın gizliliğinin korunmasının her şeyden elzem olduğuna inanan ve iyinin de kötünün de kapalı kapılar ardında kalması gerekliliğini savunan bir doğa / köy insanı örneği sunuyor. Bu nedenle ki, Kınalı ve Duman, Filiz ve Fırat çiftinin bir öykünme aracı olduğunu fark ettiklerinde, savunmasızlık ve çıplak kalmışlık hissine kapılıyorlar. Görmeye yeltenmenin zaten imkanlar dahilinde yer almadığı ve önceliğin “korumak ve sahip çıkmak” olduğu bu doğada, görülmek dahi utanmalarının bir sebebi oluyor ve aşağılanmış hissediyorlar. Çünkü, Kınalı ve Duman olmakla alakalı kimliklerini oteldeki müşterilerine çaldırıyorlar.

Kınalı ve Duman’ın ilişkileri dokunulunca bozulan mayalara benziyor. Fırat ve Filiz’in görünmez ellerini ilişkileri üzerinde hissetmeleriyle ilişkileri bir parçalanmaya uğruyor. Bununla birlikte, film kapsamında, yalnızca birlikteliğin değil aynı zamanda ayrılık ihtimalinin iki ilişkideki farklılığının vurgulandığı sahnelere denk geliyoruz. Ayrılık kokusunun seyirciye sezdirildiği bu sahnelerde, Fırat ve Filiz çifti için ayrılık kararını almanın zor olduğunu görsek de bu ihtimalin gerçekleşmesinin partnerlerin kararına tabii olduğu ve ilişkide kalma süresinin, yaşam boyu/sonsuzluk gibi uzamsal kavramlar üzerinden ölçülmediği sonucunu çıkarmak mümkün. İlerleyen yaşına bağlı sağlık sorunları artan ve “ölüm riskinden” dolayı Kınalı’yı yalnız bırakmak istemediğine sıklıkla film içerisinde dem vuran Duman ve eşi arasında geçen diyaloglar baz alınarak, köy insanında ilişki sonlanmasını “artık hayatta olmamak” ile ilişkilendirildiği yorumunda bulunulabilir. Tüm bunlar, ön yüzde iki çiftin hikayesi hakkında olduğu izlenimi veren bu filmin aslında şehir ve doğa yaşamı arasındaki farklılıkları irdelediğini aşikar vaziyete getiriyor. Çiftlerin bir diğerinin yaşamlarına yabancı olmaları ise birbirlerini anlamalarının önünde engel teşkil ediyor.

Yüzleşme

Şu ana değin farklılıklar üzerine yoğunlaştığımız yazıda, filmin bütününe odaklanıldığında çok katmanlı bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzu ve çiftlerin yaşamına dair tüm farklılıkların bir benzerliğe ve aynılığa işaret ettiğini dile getirmek istiyorum. Bu farklılıklar, insanlık adına zorlu yollardan geçtiğimizin ve zaaflarımızla/korkularımızla başa çıkmaya çalıştığımızın ve hepimizin geliştirilmeye ihtiyaç duyan taraflarının olduğunun gizli öğretisini veriyor. Konforlu bir yaşam sürdüğü ve zorunda kalmadığı için çalışma hayatını terk etmesi yönünde verdiği karardan, mutfakta çalışan Aysun’u gördükçe pişman olan Filiz’in çalışma isteğini tekrar duyumsaması, ikilinin olumlu ve yapıcı etkileşiminin bir ürünü şeklinde düşünülebilir. Ve yine, Aysun’un ufkun ardındaki parıltılı şehir yaşamını gerçekten isteyip istemediğini sorgulayabilmesi de filmin kadın karakterlerine teslim ettiği bir katma değer olarak ele alınabilir.

Erkek karakterlere kıyasla, kadın karakterler birbirlerinin hatırına varmakta daha yetkinler ve Filiz’in Aysun’u içeren rüyalarından bu yoruma ulaşmak oldukça olası. Birbirlerinin yüzlerine dikkatlice baktıkları rüya sahnesi, Bergman’ın 1966 yapımı Persona filmine usta bir atıfta bulunuyor. Rüya sahnesindeki bakışları ile kadın karakterler “Bana iyi bak ben aslında senim, sen de bensin” demeye çalışıyor. Yazının başında bahsettiğimiz filmin çiftleri yerleştirdiği iki aks zaman içerisinde birer ayna işlevi görüyor. Kimin kim olduğunun anlaşılmadığı ve karakterlerin birbirlerine karıştığı bölge de tam burada başlıyor. Bir manada karakterler, birbirlerinin gölge yanları tarifliyorlar ve gölge yanlarına giden yolculuk karakterler için mücadele gerektiren cinsten. Gölge yanlarıyla yüzleşmeleri ise onları birliğe/aynılığa götürüyor. Bu aynılık, konuyu çiftlerden bağımsız tuttuğumuzda, özü itibariyle şehre ve modern yaşama ait olmayan insanın doğaya kavuşması başlığı altında incelenebiliyor.

Yansıtma

Kadın karakterlerin yaşananları daha rahat göğüsleyebildiklerini ve kendilerine dair bakışı cesurca fırlattıklarını anladığımız filmin çözülme sahnelerinin akabinde; erkek karakterlerin eril bir mücadele içerisine girdiklerini, tepkilerini şiddet üzerinden göstermeyi seçtiklerini ve seçtikleri yöntemin erginlikten uzak olduğunu görüyoruz. Freud’un yapısal kişilik kuramına (id-ego-süper ego üçgeni) da uygun olarak, erkek karakterlerin duygularını (öfke, çaresizlik, korku) yaşantılama şeklinin id’lerini aktive etmesine ve aktivasyonlarını sonlandıramamasına dayandığı söylenebilir. Sonlara doğru, su dolu olmasıyla anne rahmini andıran havuz sahnesinde, belki de en ergin olmadıkları hallerine yani anne karnına dönüş yapan erkek karakterlerin id özelliklerini (şiddet, hakaret vb.) ön plana çıkarmalarını ve dil/konuşma gibi insan canlısının görece erginlik dönemine ait ifadesel çözüm araçlarını kullanmaktan kaçındıklarını seyrediyoruz. Filmin meselesinin kadın bedeni üzerinden süregeldiği varsayımı yapıldığında, söz konusu havuz sahnesi erkek karakterler için “varılması/ulaşılması” hayal edilen bir yer olarak da okunabilir.

Teslim Etme

Olan olurken ve biten biterken, filmin özneleri olan karakterler yaşananları anlamlandırma sürecinde yeterince başarılı olamadıkları için anlamlandırma kısmının otelin sahibi Dilruba Hanım’a bırakılması mevzu bahis oluyor. İşlerini kaybetmekten korkan Kınalı ve Duman ile bir mağduriyet yaşadığı gerekçesiyle haklarını aramalarının lazım geldiğine inanan Filiz ve Fırat çifti, Dilruba Hanım

tarafından verilecek hükmü bekliyorlar. Dilruba Hanım, yaşamlarımızın üzerinde söz sahibi olan, bizi kuşatan / kontrol eden ve akışına bırakıldığımız kişi/kurumları yani süper egoyu simgeliyor. Çiftin akıbeti norm koyucu/belirleyici Dilruba Hanım’ın kişisel çıkarları gözeten hükmüyle istilaya uğruyor. Yaşantılarına sahip çıkamayan her bireyin dış bir mekanizmanın yaptırımına maruz kaldığında hissedeceği üzere, Dilruba Hanım’ın görüntü itibariyle verdiği uzlaşma hükmü her iki çifti de memnuniyetsiz kalmışlığıyla baş başa bırakıyor. Artık içi boşaltılan, ihtiyaç duyulmayan ve özgürleşme yolunda vazifesini yerine getiren Kınalı ve Duman kimlikleri çiftler tarafından tıpkı bir kıyafet gibi kenara bırakılıyor.

Sonuç

Birden fazla açılıma müsait Evcilik filminin 61. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Senaryo” ödülüne layık görülmesi tesadüfi değil. Film; kimlik, aidiyet, örüntü / yapı ve kişilik kavramlarının altını psikolojik, sosyolojik ve politik zeminde rahatlıkla eşeleyebiliyor ve yerli sinemamız adına önemli olarak görülebilecek bu dokunuşları sade bir kurgu / hikaye, sınırlı bir süre ve az sayıda oyuncu ile yapabiliyor. İyi işlerin karmaşadan, uzunluktan ve sayıca fazlalıktan geldiği yanılgısına düştüğümüzü biz izleyicilere bir kez daha hatırlattığı ve kıymetli bir filmi bizlere hediye ettiği için Ünal’ı tebrik etmek gerekiyor. Film, izlemek isteyenler için Netflix online platformunda seyircilerini bekliyor, şimdiden herkese iyi seyirler!

Yönetmen / Senaryo : Ümit Ünal

Görüntü Yönetmeni : Aydın Sarıoğlu

Kurgu : Melike Kasaplar

Müzik : Ümit Ünal, Dengin Ceyhan, Asya Fairchild

Oyuncular : Fatih Artman, Öykü Karayel, Nejat İşler, Deniz Işın, Selen Uçer, Rüçhan Çalışkur

Türkiye / Dram-Gerilim / 100 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz