Bir moda devinin doğuşu.

Netflix’in özellikle son dönemde zaman sayıcını geçmişe ayarlayıp gerçek hikayeler bulmak adına tozlu raflardan hikayeler indirmesine aşinayız. Bu hikaye de o tozlu raflardan inen gerçek bir hikaye.

Dizide, ileride büyük bir moda devi olacak olan Roy Halston’ın çocukluğundan -çok çok az bir kısım- itibaren moda devi oluşuna kadar ki geçen süreyi izliyoruz.

Dizi, gri tonlamalar üzerine yeşil alanların gösterimiyle açılışını yapıyor, akabinde bir küçük kulübe içerisinde çocuk görüyoruz. Birkaç tüyle beraber bir şeyler yapıyor bunun devamında elindekiyle büyük bir eve koşuyor. Lakin koşusu evden gelen seslerle önce yavaşlıyor sonra duruyor. Duyduğumuz seslerin bir kadına ve ona uygulanan şiddete ait olduğunu anlıyoruz. Bu sahneden sonra araya bir açılış sahnesi giriyor ve Halston evin içinde beliriyor. Annesine yaklaşıyor ve yüzünü okşayıp sana bunu yaptım diyerek bir fötr şapka uzatıyor.

Tekrar araya giren bir sahneyle Halston’ın büyümüş halini görüyoruz. Halston yaptığı şapkaları Kennedy’ler sayesinde başarıya ulaştırmıştır. İnsanlar Halston şapkalar takmak için birbiriyle yarışır, bütün herkes onu konuşur. O ise, kennedy’ler sayesinde başarıya ulaşsa bile onlardan çok memnun değildir. Yine dizi de pek çok geçişin sağladığı şekilde araya bir açılış sahnesi daha giriyor ve birden Halston’ın işlerinin duraksadığını moda anlayışının değiştiğini insanların şapka kullanmaktan imtina ettiğini görüyoruz.

Halston, maliyecileriyle ve çalışanlarıyla beraber yaptığı toplantılar sonucunda farklı bir alana kaymayı kafasına koyduğunu gösteriyor ve aynı zamanda parayla bir işinin olmadığını. İşin ekonomik yönüyle değil işin daha çok hayal etme ve gerçekleştirme kısmıyla ilgileniyor. Maliyecilerini dinlemiyor, söylediklerini umursamıyor hatta onlarla dalga geçiyor. İnsanların ona işlerinin kötü gittiği ve yeni bir şeyler yapması yönündeki telkinlerini dinlemiyor ta ki narsist karakterimiz yeni bir hayal kurana kadar.

Bu andan itibaren Halston’ın yeni bir projeye nasıl baktığını sıfırdan başarıya giden merdivenleri hangi mantaliteyle tırmandığını görüyoruz. Tabi ki bunun yanında Halston’ın özel hayatını.

Henüz Dünya’da ırkçılığın bitmediği bir dönem olmasının yanı sıra tenleri daha koyu olan bireylerin barlara ve kafelere girebildiği bir dönem.

Tabi çevredeki insanlar onlardan hoşnut olmadıklarını tavırlarıyla doğrudan hissettiriyorlar o bireyler de bunu bilip kendi varlıklarını kabul ettirmeye çalışıyorlar.

Halston diğerlerinden daha farklı konuya bu alanda da açık tenli bireylere göre daha farklı baktığını gösteriyor tabi –netflix’in olmazsa olmazı- cinsel yönelimini de.

Bar’a bir şeyler içmeye gittiği sırada gözüne kestirdiği Ed karakterine içki ısmarlamak istiyor lakin Ed ona ten renginden dolayı nasıl bakıldığını bildiği için içkiyi reddediyor. Halston hemen bir atak yapıp iletişim kuruyor ve ilişkileri başlıyor bar sahnesinden sonra bir seks sahnesi görüyoruz.

Ed halston’ın hayatında önemli bir teşkil etmeye başlıyor Ed’le beraber Halston’da hayata daha farklı bakmaya başlıyor hayallerinin peşinden daha cesaretle gidiyor. İkisi de birbirine destek oluyor.

Halston artık sadece şapka değil Gucci gibi insanları her şeyiyle giydirmek istiyor. Bunun için yaptığı ilk çalışmalar başarısız olsa bile pes etmiyor yeni bir şeyler tasarlıyor.

Her şey yoluna girdi derken hayatında beklenmedik bir şey oluyor. Ed hayatına girip onun hayata karşı tavrını değiştirmiş gibi olsa bile onun hayatında büyük bir yıkıma sebep oluyor. Halston adeta hamlet gibi yalnızlığı dibine kadar hissediyor.

Dizi bir noktadan sonra klasik bir hikaye izlenimi veriyor hatta başlangıçtaki bar sahnesiyle beraber nereye evrileceğini anlıyorsunuz.

Bu nedenle hikaye akışı ve biyografik akış devam etse bile siz temponun önünde gidip hikayenin içine giremiyorsunuz. Hikayenin çok tahmin edilebilir olması sizi daha ilk bölümden hikayenin gerçekliğinden koparıyor.

Dizi süresinin uzun olması ve 3 bölümde anlatılabilinecek bir hikayeyi 5 bölümde anlatmaya çalışmaları nedeniyle sıkılıyorsunuz dizi bir türlü kendi içerisinde tempoyu yukarıya çekemiyor çok durağan ilerliyor.

Sonuç olarak benim çok beğendiğim bir proje olmadı -ki belgesel ve biyografik projeleri izlemeyi seven biriyim-. Hikaye bir mesaj vermeden bitti bundan dolayı benim puanım 2

Yönetmen : Daniel Minahan

Senaryo : Ian Brennan, Steven Gaines, Ted Malawer, Ryan Murphy, Tim Pinckney, Kristina Woo, Sharr White

Görüntü Yönetmeni : Tim Ives, William Rexer

Kurgu : Shelby Siegel, Shelly Westerman

Oyuncular : Ewan McGregor, Rebecca Dayan, David Pittu, Bill Pullman, Sullivan Jones, Rory Culkin, Kelly Bishop, Vera Farmiga

ABD / Biyografi-Dram / 5 Bölüm 40 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here