OKYANUSLARIN ÖZGÜRLÜĞÜNDEN TEKERLEKLİ SANDALYE MAHKUMİYETİNE…

Sahne girişi: Bloom Ailesinin büyük oğlu Noah’ın ağzından dökülen sözcüklerle başlar ve hikaye arkadan gelir: Mutlu bir aileydik, neredeyse her şey mükemmeldi…”

Birbirine karşı anlayışlı ve sevecen karı-koca, üç erkek çocuğuyla mutlu mesut yaşamaktadırlar. Hareketli ve neşeli olan aile zamanlarını en iyi şekilde dolu dolu değerlendirirler, çocuklarıyla olabildiğince fazla vakit geçirirler. Tatil planlarını da buna göre yaparlar; çocuklar Disneyland’a gitmek isteseler de anne-baba Tayland’a gitmeye karar verirler. Her şey gayet güzel, kameralar  güzellikleri çekip hatıralara eklenirken; fotoğraflara pozlar verilip an’a ölümsüz çerçeveler bırakılır. Sam’in(Naomi Watts) gülümseyişi son fotoğrafta işte böyle  donar ve hemen sonrasında milyonda bir görülecek kaza başına gelir, bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmaz…

Milyonlarca kişinin dayandığı demir korunak Sam’in dayandığı zaman söküleceği tutar…

Geriye resimde, oğul Noah’ta büyük yaralar açan suçluluk duygusu ve tekerlekli sandalye üzerinde sürdürülmek zorunda kalınan bir hayat kalır.

TEKERLEKLİ SANDALYEDEN SAKSAĞANIN KANATLARINA TAKILAN HAYAT

Sam için zor bir dönem başlar, felçli olmayı bir türlü kabullenemez, bu çıkışsızlık onu derin kedere ve depresyona  sürükler; oğlu Noah ise sabırsızlıkla  manzarayı göstermek istediği annesinin düşmesinden kendini sorumlu tutar, suçluluk sancılarıyla kıvranıp durur. Ancak sabırlı ve sevecen bir koca Cameron (Andrew Lincoln), aynı şekilde Sam’in annesi elinden geldiğince hayatı Sam için yaşanılır kılmaya çalışmaktadırlar, tam bu esnada evlerine bir konuk gelir. Noah sahilde yaralı bulduğu saksağanı alıp eve getirmiştir. Adını “Penguin” koyarlar. Anne önce onu kabullenmez, kuşu görmezden gelir fakat  evde tek başına kaldığı sırada kuşun ona ihtiyaç duyması sonucu onunla iletişim kurmak zorunda kalır.

Penguin ile yakınlaşması onu hayat hakkında yeniden düşündürmeye başlar, hayata daha yakınlaştırır. O küçük saksağanın kanatları Sam’in ayaklarının yerini tutacaktır bir bakıma. En az çocuklar kadar yaramaz olan kuş evin dördüncü çocuğu olur…

AYNI ADLI BİR KİTAP UYARLAMASI “PENGUİN BLOOM”

Filmin koca karakterini canlandıran Cameron Bloom ve Bradley Trevro’un yazdığı kitap 2017’de yayınlanmış. Olay da zaten 2013’te geçiyor, gerçek hayattan alınma.  Filmi uyarlandığına göre muhtemelen çok satmıştır. Cameron iyi bir koca olmakla kalmıyor yaşadıklarını ölümsüzleştirmekle görevini tamamlıyor.

Son zamanlarda yakın geçmiş biyografileri karşımıza çok çıkıyor; bu da “yaratıcılık ve kurgu oluşturma sıkıntısı mı çekiliyor acaba” sorusunu akıllara getiriyor. 

Yönetmenliğini Glendyn Ivin’in yaptığı filmde bana en ilginç gelen   kuşun adeta insan gibi oyunculuk performansı göstermesi oldu. Bunun dışında hikaye düz bir anlatımla basit şekilde ilerliyor.  Küçücük bir hayvanın bile yaşam akışını nasıl değiştirebildiği, umut olabildiği mesajı daha sıra dışı verilmeliydi.

Böyle bir hikayeye ilgi duyanlar, bu durumda olanlar ve yaşam sevincini kaybetmiş kişiler  filmi seyredebilirler….   

Yönetmen : Glendyn Ivin

Senaryo : Shaun Grant, Harry Cripps

Görüntü Yönetmeni : Sam Chiplin

Kurgu :

Müzik : Marcelo Zarvos

Oyuncular : Naomi Watts, Andrew Lincoln, Jacki Weaver, Abe Clifford-Barr, Leeanna Walsman, Lisa Hensley, Gia Carides, Randolph Fields

ABD / Dram / 95 Dk.

 

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here