İKSV ONLİNE FİLM FESTİVALİ II

Bir dönem tabu olan, sonraları filmlere çoklukla aşağılayıcı güldürü öğesi olarak giren eşcinsellik, son yıllarda sinemada iyice ciddiye alınmaya başlamış, ötekileştirme karşıtı “Philadelphia”dan, olağanüstü aşk hikâyesi “Brokeback Mountain”e çok sayıda saygın filme konu olmuş, “Call me By Your Name” sinemanın en gelenekçi ödülü olan Oscar’larda önemli adaylıklar alırken, “Moonlight” En İyi Film Ödülüne ulaşmıştır.

Eşcinsellerin kendilerine yönelik şiddete, ayırımcılığa, istismara, homofobi ve zorbalığa karşı, eşitlik ve eşit haklar için görünürlüklerini arttırmak amacıyla düzenledikleri “Onur Günü” her yıl Haziran ayında yapıldığından, İKSV de Haziran gösterim programına eşcinsel içerikli iki film koymuş.

İlginçtir, söz ettiğim filmlerin hepsinin erkek eşcinselliğini konu almasıyla, gösterimdeki iki LGBT filmi için yazdığım bu giriş paragrafı bile, uluslararası toplumun erkek egemen bakış açısını aksettirmekte. Onbinlerceyi geçen sinemasal üretimin içinde, eşcinsellik olgusunu işleyen düzeyli filmler çok büyük bir yer tutmasa da, en azından 200 – 250 sağlam çalışma kesinlikle ortaya çıkar. Belleğimi pek de zorlamayarak bunlar arasında gey erkeklerle ilgili otuz kırk tanesini rahatlıkla listeleyebilirim. Ama, kadın eşcinselliğini ele alanları saymaya kalktığımda bayağı zorlandım. “The Killing Of Sister George”, “Monster”, “Unveiled”, “Boys Don’t Cry”, “Mulholland Dr.”, “The Kids Are All Right”, “Blue Is The Warmest Color”, “Chavela”, “The Miseducation Of Cameron Post”, “Portrait of A Lady on Fire” adlı filmleri anımsayabildim ki, bir o kadarını da unutmuş olsam tüm eşcinsel sinemanın bile %10’u etmez.

İtalyan yönetmen Filippo Meneghetti ilk kurmaca uzun metrajı için, sinemada değinilmemiş bir konuya, önceki yıllarda erkek partnerleri de olmuş olan iki yaşlı kadının son yıllarında yaşamlarını birleştirmeye karar vermelerine odaklanırken, en yakınımızdakilerin bile davranışlarımızı, olduğumuz gibi değil, olduğumuzu sandıkları gibi algılayarak irdelemelerini incelikli bir sinema diliyle anlatır.

1980 Padova doğumlu Filippo Meneghetti, bir süre New York’da kısa film yapımcılığı ve tiyatro deneyimi edindikten sonra Roma’ya dönerek La Sapienza Üniversitesi’nde Antropoloji ve Film Yönetmenliği eğitimi almış. Mezuniyet sonrası bir süre yardımcı yönetmenlik yapmış, 2009’da Stefano Bessoni’nin “Imago Mortis” filminin senaryo yazımına katılmış. Aynı yıl belgesel ilk filmi “Maistrac: Lavorare in Cantiere”yi de çekmiş.

2011’de Piero Tomaselli ile birlikte yönettiği kısa filmi “Undici” ile kurmacaya geçmiş. İkinci kısa filmi “L’intruso” (2012),Angers Film festivali Seyirci Ödülünü almış. Fransa’da çalışmaya karar vererek hâlen yaşamakta olduğu Paris’e yerleşen Filippo Meneghetti’nin üçüncü kısa filmi “La Bête” (2017) çok sayıda uluslararası ödül kazanmış. İlk kez, Toronto Film Festivali’nin Keşifler bölümünde gösterilen “İkimiz / Deux” ilk kurmaca uzun metrajıdır.

Uzun yıllardır hem en yakın arkadaş hem de komşu olan iki emekli kadın, Alman Nina (Barbara Sukowa) ile Fransız Madeleine /Mado (Martine Chevallier), bir taşra kentinde, aynı binanın en üst katındaki karşılıklı dairelerde yaşarlar. Öğleden sonralarını çay içerek ya da laflayarak birlikte geçiren, birinin diğerine ihtiyacı olduğunda ulaşabilmesi için evdeyken daire kapılarını açık bırakan bu iki yaşlı komşu aslında yıllardır birlikte olan iki sevgilidirler. Aşkları ve beraberlikleri yıllardır sürdüğü halde bu ilişkiyi herkesten gizlemişlerdir. Eski turist rehberi Nina ne kadar özgür ve bağımsızsa, iki çocuk annesi burjuva kökenli Mado, cinsel yönelimi karşısında kompleksli, etrafın açık ya da gizli aşağılamasından çekinen klasik bir açıl(a)mamış eşcinseldir. O kadar ki, ikili geceyi çoklukla Mado’nun yatağında geçirse de Nina sabah kendi evine dönmek zorundadır.

İkili evlerini satıp “kendileri gibi olabilecekleri” İtalya’ya, ilk kez tanıştıkları Roma’ya taşınmaya karar verdiklerinde her şeyden önce Madeleine’in ilişkisini ve kararını yetişkin çocukları Anne ile Frédéric’e açıklaması gerekir. Aşırı zorlanan Mado’nun bir türlü çocuklarına açılamayışı iki kadının arasını bozmaya başlarken, Mado’nun bir kalp krizi ve konuşmasıyla hareket serbestisini engelleyen bir inme geçirmesi tüm dengeleri alt üst eder. Hastaneden döndüğünde, Madeleine’e sağlığını kazandıracak tek kişi olduğuna inanan bakıcısı Muriel, “komşusunun” eve girip çıkmasını engellemeye çalışır. Entrikacı karakterini aşırı nazik ve tatlı davranışıyla ustaca gizleyen Muriel’le başa çıkmayı başaran Nina, bu kez duruma uyanmış olan Mado’nun kızı Anne ile sorun yaşamaya başlar. Annesinin duygusal ilişkisini önce fark etmeyen, belki de fark etmek istemeyen Anne, onun Nina ile romantik ilişkisini engellemeye çalışırken film, gizli manevraların, yalanların işin içine karıştığı, yıllar sonra ilk kez kendini yapayalnız hisseden Nina’nın, konuşamayan Mado’ya ulaşabilmek için gerçek bir savaş vermek zorunda kaldığı bir gerilim öyküsüne dönüşür…

Filippo Meneghetti, senaryosuna da katılmış olduğu “İkimiz”de öyküsünü, aşk ile mücadele arasında etkileyici bir denge kurarak aktarır. İkilinin arasındaki sevecen suç ortaklığını zarif ve edepli bir mahremiyetle gözler önüne sererken, dış dünyadan gelen soğuk ve hesapçı baskıyı, onlara yapılmış zalim bir saldırı olarak yansıtır. Hasta kadının iyiliği ile geleneklerin ne pahasına olursa olsun zedelenmemesi arasında sürdürülen, bilinçaltı bir homofobinin de beslediği çatışma, üst katın daireleri ve iki kadının yaşamını birleştiren dış koridorunu, giderek paranoyak ve röntgenci bir mekâna dönüştürür.

Tabii ki filmi müthiş etkileyici kılan Nina ile Mado’yu iki olağanüstü oyuncunun, Barbara Sukowa ve Martine Chevallier’nin canlandırmış olması.

1980’lerden günümüze sayısız TV ve sinema filminde oynamış olan Fassbinder’in ve Van Trotta’nın tiyatro kökenli fetiş oyuncusu Sukowa, aşkı için savaşmaktan yılmayan Nina’yı benzersiz bir inandırıcılıkla yansıtır. Sinemada pak göremediğimiz, Comédie-Française’in ünlü oyuncularından Chevallier ise, filmin büyük bir bölümünde hiç konuşmasa da, gözleriyle, gülümsemesiyle her bir şeyi söyler. Meneghetti’nin sadece bu muhteşem ikiliyi değil tüm yan rolleri de başarıyla yönettiğini de belirtmek gerek.

Barbara Sukowa ve Martine Chevallier, bu iki kadını, gerçekten de 20 yıldır birlikte yaşıyormuşçasına canlandırırlar. Kerem Ayan’ın Barbara Sukowa ile yaptığı çevrimiçi söyleşide, bir ön çalışma yapıp yapmadıkları sorulduğunda Sukowa aslında birbirlerini hiç tanımadıklarını, yönetmenin onları çekimlerden bir gece önce yemekte tanıştırdığını, ve o gece, özel yaşamlarını, aşklarını birbirlerine uzun uzun anlattıklarını söyledi.

Başta da belirttiğim gibi sinema seyircisi eşcinsellerin sorunlarıyla pek ilgilendirmiyor. Hele hele, lezbiyenlerle hiç. “İki kart sevicinin” aşkı ise bırakın ilgi çekmeyi, çok sayıda izleyiciye itici bile gelir. Ben yine de, 70 yaşlarında iki kadın arasındaki çok özel ve benzersiz aşkı ele alan öyküsüyle 2020 Angers En İyi Fransız Filmi ve 2019 Montpellier İzleyici Ödülü ile En İyi İlk Film ödüllerini kazanan “İkimiz / Deux” filmini kaçırmayın derim. Çünkü karşımızda, hem bir ilk filmden beklenmeyecek olgunlukta sinema dili, hem de olağanüstü oyunculukları için izlenmeye değer çok iyi bir film var.16 Hazirandan itibaren beş gün gösterimde.

Yazar : Erdoğan Mitrani

Yönetmen : Filippo Meneghetti

Senaryo : Malysone Bovorasmy, Filippo Meneghetti

Görüntü Yönetmeni : Aurélien Marra

Müzik : Michele Menini

Oyuncular : Barbara Sukowa, Martine Chavallier, Léa Drucker, Jérôme Varanfrain, Muriel Bénazéraf, Augustin Reynes, Hervé Sogne, Eugénie Anselin

Fransa-Lüksemburg-Belçika / Komedi-Dram / 95 Dk.

ortakoltuk.com
ortakoltuk.com
Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here