İlişki
SAĞLIKSIZ SEVGİ
Duygusal bir manipülasyon ve toksik bir döngü. Ayrılamama ama mutlu da olmama hali. Günümüzün moda tabiriyle sağlıksız sevgi… Saplantı, zorlantı gibi.. Sanıyorum, salondan çıkarken kimse gerçek yaşamda da insanlar birbirlerini incitiyorlar, bu gerçek aşktan kaynaklanıyor gibi soft düşünceler geçirmeyecekler akıllarından…
Okurlarımızın yaş skalasının geniş olduğunu biliyorum. Ama bu satırların yazarının döneminde, ilişki sözünü bile doğru dürüst telaffuz etmek ayıp karşılanırdı. Bunu bir dipnot olarak baştan düşeyim dedim.
Amerika-Meksika ortak yapımı filmin orijinal adı Dreams. Meksikalı senarist yönetmen Michel Franco imzalı.. Türkiye pazarında modern söylemde ‘ilişki ‘sözünü çok sevdiğimiz için olsa gerek bu isimle pazara sunulmuş… Öyle deyince manifesto yerine oturuyor. Tartışmalı da olsa Amerika kendine hep rüyalar ülkesi demez mi? Hikaye bir kadınla erkek arasında geçiyor gibi görünse de alt yapıda hep göçmenlik üzerinden “Amerika ve diğerleri“ düzleminde mesajlar içeriyor. Çok sevdiğim bir söyleme uyuyor bu. Bazılarının gücü kullanma şekilleri gerçek yüzlerini ortaya çıkarıyor.
Dreams aslında İyiliğin ve kötülüğün ilişki yaşayan iki kişi arasında paylaşıldığı bir film. Ama bu paylaşım o kadar da masum değil. Michel Franco insanların sisli yönlerini deşmeyi seviyor besbelli.
Boşa dememişler aşk nadiren bir peri masalıdır diye.. Dreams de öyle adına güvenmeyin asla bir peri masalı değil. Zengin kadın, fakir delikanlı masalı hiç değil. Olan bitenlerin karakterlerin geçmişlerinde saklı olduğu, acıtan bir film ‘ilişki’. Meksika sinemasının senarist yönetmenleri arasında büyük önemi olan ve sessizce yükselen kimseye ne yapacağımı sormuyorum diyen Michel Franco bu filmde karakter geçmişlerini açıkca görüyoruz ki ‘geçiştirmiş’ .Bunu biraz da reality havası vermiş olmak için yapmış olabilir.
Akademi, Altın Küre, Eleştirmen Seçimleri ödülleri sahibi 60’ dan fazla yapımda yer alan Jessica Chastain’in canlandırdığı Jennifer, “alabildiğine” beyaz Amerikalı, güzel, varlıklı, güçlü, yaşının en alımlı özelliklerine haiz, tutkulu…
Genç adam Fernando rolünde İsaac Hernandez yoksul, hatta bulunduğu ülkede öteki konumunda bir göçmen, yetenekli bir balet. O da tutkulu… Oyunculuk geçmişi olmasa da bu film de rolüyle özdeşleşmiş İsaac Fernandez gerçek yaşamda büyük bir yıldız olana kadar Meksika’da bale bu kadar popüler değildi deniyor.
Ve bu tutku, özellikle sevişme sahnelerinde mimiklerden uzak heykel kusursuzluğunda vücutlar erotik sözlerle romantizmin dışına merdiven sahnesinde iyice taşıyor. Böyle bir an nereye geldim çok samimiler, burada olmasa mıydım diyebilirsiniz.
Yönetmen Michel Franco aşk da bu kadar boyun eğme ve bu kadar baskın olma isteği ne kadar tehlikeli diye düşünerek rahatsız olmamızı istemiş belli ki. Bu konumdaki insanları zahmetsizce, akışına bırakırsanız böyle gelişir demiş. sahneleri yazılmış bir senaryo üzerine çektiklerini bile düşünmüyorum açıkçası..
Göçmenliğin getirdiği” ben de” diyememe sancısını Fernando rolündeki balet İsaac Hernandez, aslında bir oyuncu olmamasına ve çok eleştiri almasına rağmen acıta acıta büyük bir başarıyla izleyiciye de yaşatıyor. Gururlu genç adam baleyi, dansı sevmekte ve rüyalar ülkesi Amerika’da dans edebilmek için, barmenlik, bulaşıkçılık, ağır işler ne varsa vakarla yapacaktır. Hayata dair umutları vardır Fernandez’ in… En çok da bir bale gösterisine bilet parası kazanabilmek için salonun kapısında dans etme sahnesini sevdim.
Olayların akışı içinde karşısında sahiplenme arzusuyla yanıp tutuşan yırtıcı bir kadının taşıyacağı son noktaya kadar gerilimler, diyalogsuz sevişme sahneleri, iki tarafın ailelerinin itirazları, baskın korkuları derken, sosyal eşitsizliğin nasıl da zalim sonuçlar doğurabileceğine tanık oluyoruz. Göçmenleri her zaman değiştirilebilir, vazgeçilebilir parçalar olarak gören Amerikan elitlerinin baskısı özellikle Jennifer’ın baba ve ağabeyinden oluşan güçlü Amerikalı figürlerin altyapısında görülüyor. Jennifer de aslında kendi ailesinin ataerkil yapısında yolunu bulmaya çalışmış bir bakıma.
Netflix deki Fair Play’ i yeni izlediğim için bu yorumu yapıyorum. Birbirini seven ama kasten zarar verenler kategorisinde Dreams, benzerlerinin ötesinde sanatsal, sinema dili kulvarında üst sıralarda yer alabilir mi hep bir soru işareti olarak kalacak.
Birini sevmekle ona tamamen sahip olmak arasındaki ince çizgi nasıl çizilir? Sınırlar nerede başlar? Kaybetme korkusu, daha çok kontrol etmeyi gerektirirse, zalimlik sahneye çıkar mı?
Duygusal bir manipülasyon ve toksik bir döngü. Ayrılamama ama mutlu da olmama hali. Günümüzün moda tabiriyle sağlıksız sevgi… Saplantı, zorlantı gibi.. Sanıyorum, salondan çıkarken kimse gerçek yaşamda da insanlar birbirlerini incitiyorlar, bu gerçek aşktan kaynaklanıyor gibi soft düşünceler geçirmeyecekler akıllarından…
Benim için en çarpıcı sahne filmin sonu oldu. Spoiler yok tabii ama yarısı içime yarısı dışıma çığlığımsı bir ses çıkarmış olabilirim. Zaten hissettiğim kadarıyla birkaç saniyeliğine buz gibi bir hava esti salonda… Amerikan rüyasında masumiyet çoktan unutulmuş besbelli.
Yönetmen / Senaryo : Michel Franco
Görüntü Yönetmeni : Yves Cape
Kurgu : Óscar Figueroa, Michel Franco
Oyuncular : Jessica Chastain, Isaac Hernández, Hugo Costa Ramos
ABD-Meksika / Erotik-Dram-Gerilim / 98 Dk.










