TEFLON!

Bilmeyenimiz yok, piyasaya çıktığında ne muhteşem yanmaz tavalar olduğunu, artık mutfağımızda güvenle kızartma yapacağımız; çocuklarımıza, eşimize-dostumuza lezzetli güzel patlıcan ve biber kızartmaları sunacağımız sihirli bir mutfak eşyası bulmanın mutluluğu içindeydik.Sistem; mutluluğumuzu eşyalar üzerine kurduğu için, yeni buluş içeren nesneler bizleri memnun etmeye yetiyordu. Piyasaya çıkan eşya evde olmadığı zaman adeta komplekse kapılıyor, niye bundan bende yok diye bir eksiklik hissi ile yaşıyorduk, başka nesneler üzerinden hala yaşamaya da devam ediyoruz….

“Karanlık Sular” filmi teflonun nasıl zehir saçtığını anlatıyor.

“Zehirleniyoruz”

“Dupont bizi zehirliyor” 

“İnsan yapımı bir kimyasal madde var, Manhattan Projesi esnasında(Nükleer silah üretmek üzere; Dünya Savaşı sırasında ABBD, Kanada ve İngiltere tarafından başlatılan proje) icat oldu. Elementleri itiyor.  Yani savaş için üretilen kimyasal mutfağımıza kadar sokulmuş: PFOA denilen kimyasalı alıp C8 yapmışlar, kendi yok edilmez kaplamalarını yapmışlar. Ama tanklar için değil, tavalar için, ona TEFLON adını vermişler. Amerikan pratik zekasının parlayan sembolü!   ama teflonu yapan işçiler baş dönmesi ve ateşten ölüyorlarmış, Dupont da (teflonu üreten şirket sahibi) nedenini öğrenmek istemiş. Bu yüzden sigaraları teflonla kaplamışlar çalışanlarına içirmişler, o adamlar da hastanelik olmuş.  (1962 yılı) 

Üretim sırasında duman doğruca havaya gitmiş, kalan atık ve çöpleri ise çukurlar kazıp toprağa gömmüşler. Maymunlar ölmüş, fareler üzerinde deneyler yapılmış, sonuç farklı değilmiş. Dupont her şeyi bile bile insanları zehirlemeye devam etmiş….

Yukarıdaki alıntılardan da anlaşılacağı üzere; gerçek olaylardan yola çıkılarak yapılan biyografik filmin yönetmen koltuğuna Todd Haynes oturuyor. Başrollerini   Mark Ruffalo, Anne Hathaway, Bill Pullman ve Tim Robbins’in paylaşıyor. Ruffalo‘nun avukat Robert Billott’a hayat verdiği  filmde avukatın karısını ise Anne Hathaway canlandırıyor. Film bir biyografi eseri olduğu için Robert Billot’un oyunculuğu öne çıkıyor. Kimya şirketlerini savunan bir avukatlık firmasında işe başlayan Robert’in insanlığına ve vicdanına rahatsızlık verdiği için DuPont kimyasal şirketine açtığı savaşın uzun ve çetin yolunda nasıl adım adım ilerlediğine şahit oluyorsunuz…

Bireysel mücadelenin önemine ve başarısına çok inanmayız, gücün karşısında bireyin iradesinin yok sayılacağına inanırız. oysa seyrettiğim biyografik filmlerde( En son seyrettiğim  “Resmi Sırlar” filminde olduğu gibi)bireyin kararlı ve korkusuz iradesinin nelere kadir olduğunu görüyoruz. Zaten biyografik olmasının temelinde yatan da bu azim mücadelesi değil mi? Evet tek bir kişi bile bu hayat ve toplum için çok şey yapabilir. Kaç tane biyografi filmi seyrettiysem hemen hepsinde bu mücadeleyi gördüm…

Kapitalizmin kar uğruna insan sağlığını hiçe saydığının bir göstergesi bu film aynı zamanda. 190 sığırını; toprağa ve havaya karışmış C8 adını verdikleri kimyasal nedeniyle kaybeden çiftçi, dişleri çürümüş ve siyahlaşmış bisikletli genç kız, ağzı-gözü yamulmuş şekilde doğan bebekler, kansere yakalanan yaşlı insanlar kapitalizmin vahşiliğini bir bir sergileyen semboller. Uzaklara gitmeyelim; günümüzde devam eden altın ve maden arama nedeniyle hayatımızı zehirleyen dev firmaların   nasıl vahşice çevrecilere karşı mücadele ettiklerine hepimiz şahit oluyoruz. Sanki bu topraklar üzerine kendi torunları ve gelecek kuşakları yaşamayacak gibi davranan gözü hırstan dönmüş bu devler, siyanürü yalnız toprağa ve havaya verip zehirlemiyorlar; kendi vicdan, akıl ve geleceklerini de zehirliyorlar aslında ama hırs öyle bir bela ki gezegeni yok etme pahasını bile göze alıyorlar…

Meselelere dialektik baktığımız zaman her şeyin karşıtını nasıl doğurduğunu da birebir gözlemliyoruz. Artık bu hunharca doğayı katletme girişimlerine karşı insanlar büyük mücadeleler veriyorlar. Çoğu zaman başarılı da oluyorlar. Yakın çevremden henüz duyduğum  bir örneği bu yazı aracılığı ile ileteyim. Kemaliye, Erzincan’ın ilçesi, bizim ilçeye komşu sayılır, aylardır orada altın arama faaliyetlerini durdurmak için Kemaliye çevrecileri büyük mücadele verdi ve sonunda durdurmayı başardılar. Bu arada firma da boş durmayıp altın arama esnasında suya çok ihtiyaç olduğundan halkın içme suyunu gizli bir güzergahtan borularla madenlerine çekmişler. İşte filmdeki birebir olay. İçme suyunu zehirlemek!….

Rob Billot karekterini canlandıran Mark Ruffalo da (okuduğum bilgilere göre) gerçek bir  aktivist. Çevre, ekoloji ve insan yaşamıyla ilgili birçok eylemlere katılmış. Hollywood’un bu tanınmış aktivisti, filmde ölüm korkusuyla yaşamasına rağmen sakin, çalışkan ve inatçı mücadele tarzıyla içinde taşıdığı aktivistin ruhunu ortaya çıkarmış ve Rob’un hakkını fazlasıyla vermiş….

Rob’un deli gibi çalışarak vardığı sonuçlar tüyler ürpertici olduğu için söylediği savunma sözleri de o denli insan tüylerini diken diken ediyor…

Sistem hileli!

Dupont bir enstri devi, istedikleri herşeyi yaparlar!

Kendilerine karşı verilen mücadelenin anlamsız ve yararsız olduğunu yaymak istiyorlar.

Yapmak istedikleri şey bu!

Dünyaya savaşmanın faydasız olduğunu göstermek istiyorlar!

Şirketler, hükümet, bilim adamları bizi koruyacağını düşünmeyelim.

Bizi bizden başka koruyacak kurum yok.

Sadece biz bizi koruruz!…

………..

HALA BURADAYIM…

Yönetmen : Todd Haynes

Senaryo : Matthew Carnahan, Mario Correo

Görüntü Yönetmeni : Edward Lachman

Oyuncular : Anne Hathaway, Bill Camp, Mare Winningham, Mark Ruffalo

ABD / Biyografi-Dram / 127 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here