Netflix’in İspanyol yapımı dizisini,  bir arkadaşımın önerisiyle izledim,  bu süreçte on beş gün boyunca (film izlemek yerine) günde bir-iki bölüm olarak diziyi seyrettim; gerçi harcadığım zamana üzülmedim değil, en az on film izlerdim düşüncesi ile rahatsız olsam  da benim için  farklı bir  deneyim ve gözlem olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. 

Meğer “La Casa de Papel” dünya fenomeni olmuş, 2017’den beri merakla takip edilen bir diziymiş!

Dizinin hikayesini anlatmayacağım bu kez, zaten ilgili olan herkes izlemiştir.  Diziyi; sosyolojik, psikolojik açıdan ele almaya çalışacağım. 

La Casa de Papel”in post-modern bir dizi olduğunu öncelikle vurgulamak gerekir.

Salvador Dali burma bıyıklı maskelerinin altında parçalanmış kişiliklerin; var olma, bütünleşme çabalarını gösterdiği; İspanyol Devletini karşılarına alan, darphane ve merkez bankası soygunlarıyla gerçekleştirebileceklerine inanan bir grup insanın hikayesi (ki kod adlarının dünya başkentlerinin isimleri ile anılmış olmasının hangi anlamı taşıdığı ayrı bir soru işaretidir) ve bu hikayenin “Çav Bella” (Elveda Güzelim) tüylerimizi diken diken eden şarkısıyla (suyun içinde pirinç toplayan kadınların söylediği anonim türkünün daha sonra İtalya’da diktatör  Mussolini’ye  nasıl bir direniş müziğine dönüştüğünü ve tüm dünyaya yayıldığını biliyoruz.

Elveda Güzelim”, pirinç toplayan bir erkeğin evde bıraktığı karısına ithafen yazdığı ya da söylediği bir folk şarkısıdır) taçlandırılması çelişki yaratsa da; “La Casa de Papel” bana göre tam da böyle bir dizidir  Nedenini açıklayacak olursak; Salvador Dali eserleri ile büyük bir sanatçı olsa da  İspanya’yı inim inim inleten  diktatör Franco hayranıdır. Şimdi, Franco’nun yanında duran birinin sembolüyle, dünyanın  başka bir diktatörü Mussolini’ye karşı söylenmiş olan direniş şarkısı  “Çav Bella”yı bir araya getirmek elbette çok büyük çelişki. Yönetmenin ve senaryo yazarlarının açıkçası çok büyük entellektüel birikimleri olduğunu ve bunu bilinçli yaptıklarını düşünmüyorum. Ancak dizi  içeriği ile tam da böyle bir hikaye! Sistemin defolarına karşı çıkıyorsun, öte yandan çözüm üretmeden birkaç kişinin nitelikli soygunuyla bunu anlatmaya çalışıyorsun….

Çav Bella” şarkısını,  Franco askerleri tarafından öldürülen ünlü şair Federico Garcia Lorca ile bir araya getirirsen anlamlı olur ancak. “ Sezilmemiş Aşka Gazel ” adlı şiirinden bir dörtlükle;

Karnındaki karanlık manolyanın

Kimseler anlamadı kokusunu,

Acıttığını kimseler bilmedi

Dişlerinle sıktığın o aşk kurşunu…

Ya da “Ölü Çocuğa Gazel” şiirinden bir dörtlükle:

Her akşam üzeri bir çocuk ölür

her akşam üzeri Grana’da,

Her akşam üzeri yerleşir de su

dostlarıyla konuşur başbaşa….

Gerçi Salvador Dali’nin Lorca ile dostluğu da varmış ama Dali hep rüzgarın estiği yöne doğru hareket etmiş, Lorca ise hep rüzgarın karşısında bu yüzden zaten sonu ölüm olmuş….

Diziyi birkaç bölüm izledikten sonra aklıma direkt şu soru geldi.

Kırmızı tulumları giyinip, Dali maskelerini takan çetenin soygun hikayelerini,İspanya’nın güneyinde Bask örgütü olan “ETA” gerçekleştirseydi dizi bu denli tutar ve sevilir miydi? Kendime yanıt verdim elbette, izleyenler bir de bu yönüyle yanıt arasınlar. Elbette inkar etmemek gerekir sisteme karşı bir eleştiri var; Profesör;  sonradan çeteye dahil olacak ve Lizbon adını alacak olan polis şefi Raquel Murolli’ye söylediği sözlerle dile getiriyor zaten: “ Sana her şeyi iyi veya kötü olarak öğretmişler; ama eğer bizim yaptığımızı şeyi başkaları da yaparsa bununla bir sorunumuz yok. 2011 yılında Avrupa Merkez Bankası ,171 milyon euro yarattı, karşılıksız…Bizim yaptığımız gibi , 2012 185 milyon euro, 2013’te 145 milyon euro…Tüm bu paraların nereye gittiğini biliyor musun? Bankalara…Darphaneden direkt en zenginlere…Kimse avrupa Merkez Bankasının hırsız olduğunu söyledi mi? Yok, sadece “likidite enjeksiyonu” dediler. Yoktan var ettiler Raquel yoktan! Şu an ben de “likidite enjeksiyon” yapıyorum. Ama bankalar için değil. Burada, gerçek ekonomi için yapıyorum, bizim de arasında bulunduğumuz zavallılar grubu için… 

Bu replik beni direkt Alman şairi,oyun yazarı olan ve kapitalist sisteme karşı olan Bertolt Brecht’e götürdü; “Bir banka soygunu, bir banka kurmanın yanında nedir ki…” der, yani “ asıl soyguncular bankacılardır” demek istemiştir. Profesörün söylediği sözün bir başka versiyon…Ancak profesöre şunu sormak gerekir, asıl hırsızın kapitalist sistem olduğunu söyleyeceksin, Raquel’i de bu sözle tavlayacaksın ve aşkına yanıt alacaksın da bu dünya sistemini 8 kişiyle mi kurtaracaksın?….

Fransız Yazar Honore De Balzac, sanıyorum “Goriot Baba” (müthiş bir romandır) adlı romanında şöyle der. “Çağımızın tek Tanrısı paradır” Dizinin adından anlaşılacağı üzere bu felsefede yapılmış bir dizidir. Alınan paraların küçük bir kısmının halkın sempatisini kazanmak için Madrid meydanına atılmasından  başka yararlı bir işe gittiğini görmedim ben, yani profesörün söylediği gibi Robin Hood’luk bir durum yoktu ortalıkta:

“Biz kimsenin parasını çalmıyoruz; hatta bizi sevecekler. Bu, çok önemli, halkın bizden yana olması şart. İnsanların gözünde kahraman olacağız ama dikkat edin; çünkü bir damla kan aktığında, yani bir tek kurban olduğunda, Robin Hood olamayız…” 

Farklı bir anlatımla, Tokyo’nun dış sesiyle aktarılan dizinin en çekici ve seviyeli karakteri kuşkusuz çetenin lideri olan  Profesördü.  Her türlü ayrıntıyı hesaplayan ve plan yapan müthiş zekasının karşısında hayran olmamak mümkün değil. Onu çekici yapan sadece zekası değil ne kadar gizlemeye çalışırsa çalışsın aynı oranda duygusal oluşu. Bu dizi, geçmişi gizemli olan  profesör  Sergio Marquina (Álvaro Morte) için izlenir. Ayrıca çete içinde de bir sosyal sınıf olduğunu gözlemliyoruz. En üstte Sergio, ortada; Berlin, Rio, liizbon, Stockholm.. altta ise en dağılmışlar; Moskova ve oğlu Denver, Naoiribi, Tokyo…

Yapısı bakımından “La Casa de papel” sürükleyici ve etkileyici, soluksuz izlenebilir. 5. bölümü bekliyorum ben de, Fransız kaynaklarından okuduğuma göre “her şey iyi giderse 2020’ nin sonuna doğru, ekrana yeniden merhaba diyecekler”miş. Her kapandan bir çıkış yolu bulan Profesör bakalım bizzat kendini sıkıştıran kapandan nasıl kurtulacak?…

Yönetmen : Álex Pina

Senaryo : Esther Martinez Lobato, Álex Pina

Oyuncular : Álvaro Morte, Pedro Alonso, Úrsula Corberó, Alba Flores, Miguel Herrán, Jaime Lorente, Enrique Arce, Paco Tous, Itziar Ituño, Maria Pedraza, Darko Peric

İspanya / Gerilim-Suç-Polisiye-Dram / Dizi bölüm : 45 Dk.

ortakoltuk.com

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here