Crist Puiu’dan uzun bir felsefi başyapıt

“Malmkrog”

Cristi Puiu, tartışmasız Romanya Yeni Dalgası’nın en önemli temsilcilerinden biri. Her filminde kendini yenileyen bu yaratıcı “auteur” yönetmenin son filmi “Malmkrog”, esinini 19. yüzyıl Rusya’sında yaşamış şair ve düşünür Vladimir Solovyov’un metinlerinden, adını ise filmin geçtiği Transilvanya’daki köyden alıyor. İKSV tanıtım yazısında belirtildiği gibi “Malmkrog”, Puiu’nun dördüncü uzun metrajı değil. “Marfa si banii” (2001),” Moartea domnului Lãzãrescu / Bay Lazarescu’nun Ölümü” (2005), “Aurora” (2010), “Trois exercices d’interprétation / Üç Yorum Alıştırması” (2013) ve “Sieranevada” (2016) filmlerinin ardından altıncısı. Anlaşılan İKSV ustanın genellikle iki ilâ üç saat süren filmlerini uzun metraj sayıp, 90 dakika süren ilk filmiyle, yaklaşık 50’şer dakikalık üç ayrı bölümden oluşan “Üç Yorum Alıştırması”nı hesaba dâhil etmemiş.

Cristi Puiu, “Malmkrog”un senaryosunu mistik Rus filozof Vladimir Solovyov’un 1899’da yazdığı, “Savaş, İlerleme ve Tarihin Sonu, Kısa bir Deccal Öyküsü de İçeren Üç Sohbet” kitabından uyarlamış. Dostoevsky’nin arkadaşı ve sırdaşı, “Karamazof Kardeşler”in Alyoşa’sının esin kaynağı olan Vladimir Solovyov (1853-1900), gençliğince yokçu/ nihilist akıma katılarak Ortodoks kilisesinin öğretisini reddetmiş, sonrasında ise pozitivist akımın aşırılıklarından dehşete düşerek, Batı etkisine karşı Slav Hıristiyanlığını savunmaya başlamış. Söz konusu kitabı yazdığı ileriki yıllar Roman Katolik ve Doğu Ortodoks kiliselerinin yakınlaşması gerektiğini ifade ettiği bir dönemidir.

Aslında “Malmkrog”, Puiu’nun Solovyov’un “sohbetleriyle” ilgili ilk çalışması değil.. Toulouse kentinde bir oyunculuk atölyesi yönetmeye davet edilen yazar yönetmen, oyuncularla Solovyov’un İncil, Ahlak ve Deccal üzerine sohbetlerinden yola çıkan üç farklı çalışma oluşturup yönetmiş ve bu çalışmaların son derece ilginç sonuçlarını 157 dakikalık üç bölümlü bir filme aktarmış. Aslında ticari gösterim için düşünülmemiş olsa da, “Trois exercices d’interprétation / Üç Yorum Alıştırması” (2013) kısıtlı olarak vizyona da girmiş. Bu az bulunur parlak gösterimi İKSV sayesinde bir film festivalinde izleme şansımız oldu.

Malmkrog”un esin kaynağı olan orijinal metinde beşi de Rus olan, bir General, bir Politikacı, bir Genç Prens, bir Leydi ve Z olarak adlandırılmış gizemli bir kişi, Akdeniz kıyısında bir villada buluşarak kapsamlı bir dini-felsefi tartışmaya girişirler. Puiu, kitabın mekânını, karakterlerini ve biçemini değiştirir ama tartışma konularını aynen korur.

XIX. yüzyılın sonuyla XX.nin başı arasında bir Noel tatilinde geçen, sofistike diyaloglarıya roman derinliği yakalayan filmde, aristokrat Nikolai’nin (Frédéric Schulz-Richard) malikânesinde, siyasetçi Prens Edouard (Ugo Broussot), general karısı Ingrida (Diana Sakalauskaité), Kontes Olga (Marina Palii) ve piyanist arkadaşları Madeleine’den (Agathe Bosch) oluşan seçkin bir grubun din, savaş, aşk, ölüm, ahlak gibi meselelere dair giderek hararetlenen tartışmalarına şahit oluruz. Müthiş etkileyici bir başlangıç çekiminin aracılığıyla, önce Transilvanya’nın karlar altında bir ormanının kenarındaki malikâneye dışarıdan bakar, sonra da sadece iki kez çok kısa süreyle dışına çıkacağımız mekâna gireriz. “Malmkrog”dan söz etmeye başladığımdan beri, izleyici ya da seyirci değil de “biz” ifadesini özellikle kullanıyorum.

Tudor Vladimir ile Panduru’nun olağanüstü görüntü çalışması “bizleri” 200 dakika boyunca, Harry Potter’in görünmezlik pelerinini kuşanıp zamanda yolculuk yapmışçasına, malikânenin içine, filmin kişilerinin arasına sokar. 10-15 dakikalık uzun planlardan oluşan çekimler, Dragos Apetri, Andrei Iancu ve Bogdan Zarnoianu’nun usta işi kurgusunun da desteğiyle, kesintisiz akan bir gerçek zaman izlenimi yaratır. Her sözcük, her tartışma, her hareket gerektiği kadar, ne eksik ne fazla süre kullanır ve her kelimenin, her dakikanın ağırlığı bizim de üzerimize çöker.

Geniş sabit planlarla grubun tamamını ya da diğer odalarda hayalet gibi dolanan hizmetkârları izlediğimiz başlangıç sekanslarında, kişilere bir tiyatronun ilk sırasında otururmuş gibi bakarız. Sonrasında, giderek hareketlenen kamera, su gibi akan dingin planlarla bizi yerimizden kaldırıp salonların ve odaların içine, kişilerin arasına götürür. Gözümüzün tam hizasında çekilen yarım beden ya da, yakın baş planlarıyla birer röntgenciye dönüşür, her bakışı her mimiği yakından görür, fısıldansa bile her sözcüğü duyarız. Böylece, gelecekten gelmiş bir ziyaretçi olarak olayları fiilen yaşadığımız, her karakteri tanıyıp irdelemiş olduğumuz için, kahvaltı sonrasında başlayıp akşam yemeği sonrasına kadar neredeyse olaysız geçen filmi, üç buçuk saat boyunca, gerçek zamandaymış gibi soluğumuzu tutarak izleriz.

Biçem olarak “Malmkrog”, her biri tartışmalarda öne çıkan kişilerle evin baş erkek hizmetkârını adını taşıyan altı bölümden oluşur. Hiç hazırlıksız sokulduğumuz bu zaman ve mekânda ancak konuşulan diller bize Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun Babil kulesinde olduğumuzu hissettirir. Dönemin bütün Rus asilzadeleri gibi tartışmacılar kusursuz bir Paris Fransızcasıyla iyilik, kötülük, savaş, barış, kimlik, İncil ve ahlâkla konularında sohbet ederler, Nikolai baş kahyası İstvan’la Almanca, hizmetkârlar kendi aralarında Rumence konuşurlar, İstvan bir hizmetkârı Macarca azarlar.

General filmin hemen başında gitmiştir ama, Prusya tarzı aşırı militarist karısı İngrida, barbaraca cinayetler işleyen kâfirlerin Hpristiyan askerlerince katledilmesinin erdemi üzerinden heyecanla “iyi bir amaçla” girişilen her türlü savaşın gerekli olduğunu savunur. Her türlü şiddete karşı olan en gençleri Olga bu bakış açısına itiraz ederken Nikolai, Olga’nın tüm savlarını çürütmeye çalışır. Soğukkanlılığını koruyan genç kadının aniden bayılması bu tartışmayı sonlandırır.

Nazik Prens Edouard, Avrupalı olmayı inanç ve kültür altyapıları üzerinden irdeleyen, Rus kimliğini tartışan bir sohbete girişir. Nikolai’nin iyice takip edemediğini söylemesi üzerine, son birkaç cümlesini, ezberlenmiş bir ders okurcasına kelimesi kelimesine tekrarladığı, Madeleine’in araya girmesine rağmen bitmek bilmeyen konuşma, duyulan garip bir müziğin ardından gelen sessizlik, bir türlü ulaşılamayan hizmetkâr ekibinin ani koşuşturması ve kişilerin vurulduğu ya da kendini yere atarak kurtulduğu silâh seslerinin karmaşasıyla kesilir. Bizlere çatışmaları tehlikeden uzak bir yan odadan izleten Puiu, hepimizi dışarıya, beşlinin sapasağlam olduğunu uzaktan izlediğimiz karlı bahçeye bakmaya davet eder.

Din, inanç ve kısa bir bölümde Deccal’dan da söz edilen son sohbette Nikolai, İsa’nın ölümden sonra diriliş kavramını reddeden Olga’nın kesin tutumunu şeytani bir demagojiyle çürütmeye çalışır. Bu durum sadece son sohbet için değil, her mantıklı tezin karşısına aynı derecede mantıklı bir antitezin çıktığı tüm tartışmalar için geçerlidir…

Filmin müthiş heyecan verici bir özelliği de, Puiu’nun “Bay Lazarescu’nun Ölümü” ya da “Sieranevada” gibi ciddi konuları işleyen yapıtlarında bile açığa çıkmış olan o karanlık kara mizah duygusunun bu kez biraz daha alçak sesle de olsa doruklara ulaşarak“Malmkrog”un neredeyse tamamına sızmış olmasıdır.

Evde Albay olarak adlandırılan, uyumadığı zaman epey gevezelik eden, konuştuklarını mantığın mı demansın mı söylettiği pek de belli olmayan bakıma muhtaç yatalak bir yaşlı adam vardır

Puiu, en sert ve katı militarist fikirlerden, her tartışmaya en mantıklı itirazlara çatışmaların tüm gücünü üç kadınına yükler. Özellikle İngrida, bir general karısı gibi davranmanın ötesinde, “biz ordu mensupları” diyerek generalin/ordunun kendisiyle özdeşleşir.

Filmin üç buçuk saat boyunca tartışırken durmaksızın yiyip içen beş başkişisi, Çehov’un ilkesiz işsiz güçsüz, üretimden uzak edilgen soyluları ve toprak zenginleriyle akraba gibidirler. Yaşamın gerçeklerinden neredeyse kopmuşçasına tüketen bu beşli, evlerinin içinde patlayan şiddet olayına bile benzersiz bir tepki gösterir. Oturdukları yerde şaşırır ve şoka girerler ama, sanki gürültülere, çığlıklara, nereden geldiği belli olmayan şarkılardan çok, uşakların minik çıngıraklarının sesine koşturmayışlarına daha çok şaşırmış gibidirler. Yazar yönetmen kara mizahını özellikle ortaya koyup çözmediği bir seri gizemle de pekiştirir..

Silah sesleri ve yere yıkılmaların ardından beşli hiçbir şey olamamışçasına sapasağlam sohbetin devam eder. Onları izlerken, sanki yanımızda hınzır bir gülümsemyle bir onlara bir de bizlere bakan Cristi Puiu varmış gibi bir duyguya kapılırız. Tartıştıkları konu “ölümden sonra diriliş” ve Deccal olduğuna göre, kendimize “acaba bunlar ölüp dirildiler de öylece devam mı ediyorlar” ya da “Deccal mı bunları geri getirdi” gibi sorular sorarken, Puiu’nun alaycı bakışlarını üzerimizde hissederiz.

Sonuç olarak, “Malmkrog”, anlatım tekniklerinden oyunculuklarına zorlayıcı ama bir o kadar da tatmin edici bir sinemasal deneyim, kanımca benzersiz bir başyapıt. Kaçırmayın derim.

Tek kusuru, özellikle frankofon olmayan izleyiciler için altyazılı izlemenin yorucu oluşu. Bu vesileyle İKSV yayınının bu zorluğu Nermin Saatçioğlu’nun akıcı ve usta işi olağanüstü çevirisi sayesinde aştığını rahatlıkla söyleyebilirim. Bu sebeple internette bluray kopyadan çekilmiş, epey düzgün İngilizce alt yazısı olan parlak bir kopyasının var olmasına karşın, filmi 27 Ocak Çarşamba 21.01’e kadar yayında kalacağı İKSV Ocak Seçkisi kapsamında izlemenizi öneririm.

Yönetmen / Senaryo : Cristi Puiu

Görüntü Yönetmeni : Tudor Vladimir Panduru

Kurgu : Dragos Apetri, Andrei Iancu, Bogdan Zarnoianu

Oyuncular : Ugo Broussot, Judith State, Frédéric Schulz-Richard, Ugo Broussot, Diana Sakalauskaité, Marina Pali

Romanya-Sırbistan-İsviçre-İsveç-Bosna-Makedonya / Tarihi-Dram / 200 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here