Sıra dışı bir kişi hakkında alışılagelmiş tarzda bir belgesel

“Margaret Atwood : Sözcüklerin Gücü”

1939 Ottawa doğumlu romancı, öykücü, deneme yazarı, şair, düşünür, eğitmen, feminist, aktivist Margaret Atwood, sadece Kanada’nın değil, tüm dünya edebiyatının yaşayan en önemli yazarlarından biridir. Bol ödüllü 14 şiir kitabı yazmış olmasına karşın çoklukla romancı olarak bilinen Atwood hakkında Nancy Lang ve Peter Raymont’un çektikleri belgeselin özgün adı “A Word After A Word After A Word Is Power” de yazarın bir şiirinden alıntılanmış bir mısradır.

İlginç ötesi çok sayıda eser vermiş olan Margaret Atwood, ilk kez 19852de yazdığı, Türkçe “Damızlık Kızın Öyküsü” adıyla bildiğimiz “The Handmaid’s Tale” ile dünya çapında ün kazanır. Amerika’yı yakın bir gelecekte erkek egemen bir totaliter toplum olarak gösteren bu romanı distopik bir bilimkurgu olarak görenlere Atwood, resmettiği bu farklı geleceğin tüm ayrıntılarının aslında gerçekten var olan, yaşanmış durumlar olduğunu, mutlaka bir sıfat gerekirse romanın “spekülatif kurgu” olarak nitelendirilebileceğini söyler.

Filmin bir sahnesinde, her zamanki hınzır mizah duygusuyla, öğrencilik yıllarında kütüphaneleri “erkekler mahsus” olan, kadınların neredeyse olmadığı Harvard yıllarıyla dalga geçerek, “hiç kimse “Damızlık Kızın Öyküsü”nün Harvard İngilizce Bölümünü anlattığın fark etmedi” der Atwood bu “spekülatif kurgu” tarzını, bilimsel yöntemlerle sevgiyi yok ederek bireyi boyun eğmeye yönelten bir distopyada geçen “The Heart Goes Last / Kalp Gidince”de, “Damızlık Kızın Öyküsü”nün devam romanı 2019 Booker ödüllü, “Testaments / Ahitler”de, ve genetik modifikasyonla madde kullanımı destekli kolektif bir kontrol mekanizmasının giderek insan yapısı bir kıyamete sebep olduğu “Maddadam / DelliAdem Üçlemesi”nde sürdürür.

Ama Margaret Atwood, kadın ağzından anlatılmış bu distopik birkaç kitabın ötesinde, yazar olarak çok daha önemli işler yapmış, her ne kadar filmin tanıtım yazısında yanlışlıkla belirtildiği gibi defalarca aday olduğu Nobel Edebiyat Ödülünü henüz almamışsa da, kazandığı ödüllerin listesi sayfalar dolduran fenomen bir edebiyatçıdır. Ve hem bu sanatçının hem kişinin hakkını veren bir belgesel yapmak için değil 93 dakika,193 dakika bile yetmez.

Bu sebeple, Nancy Lang ve Peter Raymont ikilisi, ön plana Margaret Atwood’u alarak, 80 yaşını kutlayan bu fenomen yazarın olağanüstü kişiliğinin ve mizah duygusunu, yenilerde kaybettiği yarım yüzyıllık büyük aşkı Graeme Gibson ile ilişkisine odaklanan eli yüzü düzgün bir belgeleme ile yetinmişler.

Bu yöntem çok keyifli bir seyirlik ama Atwood’un neredeyse hiç var olmayan Kanada Edebiyatını yaratan, kurumlarının ve tüm altyapısının oluşmasında kilit yol oynayan, öncü kurucularından olduğunu tamamen “es” geçmese de çok kısaca geçiştirmek zorunda kalışı kanımca önemli bir eksik.

Yine de, Atwood’un gündelik yaşamından, neoliberal demokrasilere ve Trump dönemi Amerika’sına dair görüşlerine de uzanan bu yapım, dehası bir yana fenomen bir kişilik olan yazarı varlığı sayesinde müthiş ilgiyle izlenen, bir biyografi olmaktan öteye geçip, kelimelerin kudretini anımsamaya da olanak sağlayan bir çalışma.

Yönetmen : Nancy Lang, Peter Raymond

Senaryo : Nancy Lang

Görüntü Yönetmeni : John Westheuser

Kurgu : Cathy Gulkin, Kathryn Lyons

Müzik : Todor Kobakov

Oyuncular : Margaret Atwood, Margaret Dorothy Atwood, Carl Edmund Atwood, Harold Atwood, Charles Pachter

Kanada / Belgesel / 93 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here