Ocean’s 8

Kadınlar da soygun yapar!

Usta Yönetmen Steven Soderbergh’in, 1989 yılında çektiği ilk uzun metrajı ‘Sex, lies and videotapes / Seks yalanları’ çok ses getirmiş ve yönetmene Cannes film festivalinde Altın palmiye kazandırmıştı. Sinema dünyasına bu derece etkili bir giriş yapan Soderbergh sonrasında çok değişik türdeki filmlere el attı ve genelde çoğundan başarılı örnekler çıkardı.

2001’de bize sunduğu ‘Ocean’s Eleven’ ise bayağı bir zaman önce çekilmiş (1960 yılında!) bir eski usul soygun filminin modernize edilmiş remake’i idi. Film özellikle gişe açısından büyük başarı getirdi ve yönetmen, çekirdek oyuncu kadrosunu koruyarak bu filmi bir üçlemeye çevirdi.

Bu hafta vizyona giren Ocean’s 8 filmi ise, bize her zaman soyulacak bir yerlerin olduğunu hatırlatan, ilk Ocean üçlemesi kadar olmasa da yine de kaliteli bir kadroya sahip, bir tür Ocean’nın kadın versiyonu olan sempatik bir soygun filmi. Film büyük ölçüde sorunsuz işlese de, ilk üçlemenin yanında biraz basit, uslu ve gösterişsiz kalıyor.

Bir dolandırıcılık olayı yüzünden bir süredir hapishanede olan Debbie Ocean (kendisi Danny Ocean’nın kız kardeşi) şartlı olarak tahliye edilir. Dışarıya çıkar çıkmaz Debbie sakin bir hayatı seçmek yerine eski ortağı Lou ile yeni bir ekip toplar ve çok değerli olan bir gerdanlığı çalmak için plan kurar. Söz konusu gerdanlık, bir gala gecesinde çok ünlü bir oyuncu olan Daphne Kluger’in boynunda olacaktır ve aktris yakın koruma altındadır. Debbie ve ortakları herkesi şaşırtacak bir plan yapar ve bu büyük soygunu yapmaya koyulurlar.

DANNY VE ORTAKLARI BAŞKAYDI!

Ocean’s 8, tek başına çekilmiş, bağımsız bir soygun filmi olsaydı, belki filme bakışımız daha toleranslı olabilirdi. Ancak filmin ilk Ocean üçlemesinin bir devamı olması hatta baş kadın karakterin Danny Ocean’la organik bir bağı (daha doğrusu kan bağı!) olması, ister istemez filmi ilk üçlemeyle karşılaştırmamızı gerektiriyor. Bizce bu karşılaştırmadan zararlı çıkan da bu film oluyor.

Kuşkusuz bu filmde de dümende Garry Ross gibi deneyimli bir yönetmen var. Filmde belli bir dinamik anlatım, ilginç bir konu ve başarılı oyunculuklar mevcut ancak Ocean’s 8 bizce her yönüyle ilk Ocean’s ları aratıyor.

İlk olarak filmlerin oyuncu kadrolarını karşılaştırmamız gerekirse bu filmde de Sandra Bullock, Cate Blanchett ve Anne Hathaway gibi yıldızlar var ancak bizce hiçbiri Danny ve arkadaşlarının karizmasının yanına bile yaklaşamıyor. Ocean’s Eleven ve devamlarında George Clooney, Brad Pitt, Matt Damon ve başka büyük oyunculardan oluşan kadro, Las Vegas’ın bütün büyük kumarhanelerini soyup soğana çeviriyor, inanılmaz incelikli planlarla bütün rakiplerini alaşağı ediyor ve beyaz perdeyi adeta ateşe veriyorlardı. Bu filmlerdeki yılın hatta belki yüzyılın en büyük soygunlarını görünce, bu kadın soyguncuların sadece bir gerdanlığı çalmaya çalışmaları biraz naif, biraz düşük seviyede kalıyor. Sanki Danny’nin ölümünden sonra (filmde onun öldüğünü anlıyoruz!) kız kardeşi biraz hedefleri küçültmüş ve daha ufak ölçekte soygunların peşinde koşuyor.

FİLMDE KÖTÜ ADAM NEREDE?

Bu tür soygun filmlerinde en önemli noktalardan biri de bizce, kahramanların ağırlığıyla bir denge oluşturacak bir kötü adamın daha doğrusu ‘soyulacak’ kötü adamın olmasıdır. Ocean’s Thirteen’deki acımasız ve hırslı kumarhane sahibi Willy Bank, Danny ve arkadaşlarının en sıkı rakibi, Fransız, profesyonel hırsız Toulour ve özellikle Danny’nin ilk hedefi olan despot ve duygusuz Benedict, filmlerdeki hem gerilimi, hem de heyecanı üst seviyelere taşıyorlardı. Hele Ocean’s Eleven filminde Benedict soyulduğunu anladıktan sonra Danny’nin ortağı Rusty’e telefonda ‘Kaç! Kaç ve saklan!’ dediği bir sahne vardır ki bizce birçok sinemaseverin aklında yer etmiş bir repliktir.

Ocean’s 8’te ise gerçek anlamda bir kötü adam yok. Sadece gerdanlığı pazarlayan adamın bir paragöz olduğunu anlıyoruz dolayısıyla filmdeki hem yakalanma gerilimi, hem de güçlü bir düşmanla çarpışma sahneleri neredeyse yok gibi duruyor.

FİLMİN CAN DAMARI: SOYGUN…

Ocean’s Eleven’da ve devamlarında filmin can alıcı noktasını tabii ki soygun ( veya soygunlar) sekansı oluşturuyordu. Bu filmde Danny ve ortakları her türlü teknolojik imkanları ve hileleri kullanarak, bozma, aksatma veya patlatma gibi eylemlerle hedeflerine ulaşıyorlardı. Gerektiğinde aralarında akrobat olan inanılmaz hareketler yapıyor, ağzı iyi laf yapanlar kumarhane işçilerini greve sürüklüyor veya teknoloji uzmanı olanlar betonu bile havaya uçuracak bombalar patlatıyordu.

Bu filmde soygun sahnesi biraz basit ve ‘Oldu da bitti!’ şeklinde verilmiş. Asıl hedef olan bir gerdanlığın, birisini kusturup nerdeyse sadece el çabukluğuyla alınması bir soygundan ziyade bir yankesicilik sahnesini anımsatıyor.

Oyunculuklar belli bir seviyede ve zaten bu isimleri jenerikte görünce bu konuda pek şüphe etmiyorduk. Sandra Bulllock rolünü layığıyla oynuyor. Cate Blanchett de ona ayak uydurmuş bir şekilde ancak bizce yaşayan en büyük aktrislerden biri olan Blanchett kariyerindeki en hafif rollerinden birini kapmış gibi duruyor.

Ocean’s 8, daha önce de değindiğimiz gibi dinamik, tatlı ve ilgiyi ayakta tutan, sevimli bir soygun filmi. Ancak filmi izledikten sonra içimizden ‘Danny! Aramıza geri dön!… Kız kardeşin bu işi batırmasa da yeterince beceremiyor !’ demek geliyor.

Yönetmen: Gary Ross

Oyuncular: Sandra Bullock, Cate Blanchett, Anne Hathaway, Mindy Kaling, Awkwafina, Sarah Paulson, Rihanna, Helena Bonham Carter

Ülke: ABD

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here