Olga

UKRAYNA O ZAMAN DA ‘ALEV ALEV’!

Olga’ filmiyle ilgili değerlendirmemize geçmeden önce belirmekte yarar var: filmin günümüzde yaşanan Rusya işgalinden çok önce çekildiğini göz önüne alırsak hikayenin bir kısmının yine çok hassas ve kriz halindeki bir Ukrayna’da geçmesi acı bir tesadüf gibi duruyor. Her ne kadar 2013’te ülkede şu anda olduğu gibi ‘dışarıya’ karşı bir savaş sürmese de iktidardaki ‘çürümüş’ sisteme ve eski başkan Viktor Yanukoviç’e karşı ciddi bir isyan bayrağı açılmıştı ve Ukrayna yine en azından politik açıdan ‘alev alevdi’!

Dolayısıyla filmin ana konusu her ne kadar Olga ve onun olimpiyatlardaki başarısı gibi dursa da, film aslında sık sık ve arada çok yoğun bir biçimde ülkenin o anki durumuna da parmak basıyor. Hatta filmin isminin ‘Olga’ yerine ‘Ukraynalı Olga’ olması belki daha hakkaniyetli olabilirdi!

Filmin konusuna değinecek olursak: Olga, 15 yaşında, Kiev’de, annesiyle yaşayan, ‘asimetrik bar’ sporunda iyi dereceleri olan genç bir kızdır. Ancak ülkesindeki kriz ve annesinin aktivist ve muhalif bir gazeteci olmasından dolayı hayatı tehlikeye girer ve annesi tarafından İsveçre’ye akrabalarının (görmediğimiz babası İsviçrelidir) yanına gönderilir. Buranın milli takımıyla çalışmaya başlayan Olga, hem buradaki yeni hayatına alışmaya hem de geldiği ülkesiyle bağını koparmamaya çalışacaktır.

ATLET Mİ YOKSA OYUNCU MU?

Olga’da olduğu gibi bir filmde baş karakter ‘asimetrik bar’ gibi çok teknik bir spor yapıyorsa ve film bu spor sekanslarına bolca yer veriyorsa yönetmenin seçebileceği, riskler taşıyan iki seçeneği vardır: ya profesyonel oyuncular seçer ve spor sahneleri için atlet dublörler kullanır ya da oyuncular aynı zamanda profesyonel atlettirler ve her sahnede sadece onları görürüz.

Yönetmen filminde (bizce cesur sayılabilecek) ikinci yolu seçiyor ve başarılı bir sonuç elde ediyor. Çünkü başta Olga’yı canlandıran Anastasia Budiashkina olmak üzere genç atletleri canlandıran oyuncular daha doğrusu oyunculuk yapan atletler, filmin psikolojik boyutuna da büyük bir katkı yapıyorlar, sadece sportif kariyerlerine yaslanmıyorlar.

Filmdeki politik ve sportif olarak iki yönden akan hikaye aslında ayrılmaz tek bir omurgaya oturuyor. Bu ‘omurga’ sportif pratiklerin katı kuralları ile ‘uzaklaşmayla’ oluşan yalnızlık arasında süren dengesizliğin üzerine kuruluyor.

Bir yandan yeni bir dile, yeni bir ‘eve’, yeni bir çevreye alışmaya çalışan bir genç atletin ‘Sovyetler Birliği’ döneminin sıkı kurallarıyla şekillenmiş, çok teknik bir sporda tekrar ‘parlamaya’ çabalamasını bir yandan da ülkesinden ‘uzakta’ olmanın getirdiği tedirginlik ve tereddütle karakterini oturmaya çalışmasını izliyoruz.

Aslında ‘Olga’ aynı zamanda da bir ‘büyüme’ öyküsü… Yani henüz zamanı gelmemişken, dış etkenlerden dolayı erken bir ‘yetişkinlik’ dönemine geçmek zorunda kalan ve bunu ‘kaldırmakta’ zorlanan bir genç kızın hikayesi… Bu ‘zorunlu’ geçiş tabii ki sancısız olmuyor. Olga ne kadar bütün konsantrasyonunu yaklaşan Olimpiyat oyunlarına vermeye çalışsa da adeta ülkesindeki siyasal kriz de o derece büyüyor.

NEO-İŞVİÇRELİ OLMAK…

Ukrayna’daki olayların tam göbeğinde olan annesiyle ‘Skype’ üzerinden kısıtlı bir iletişimi olan Olga aynı zamanda ciddi bir ‘kimlik’ problemi de yaşıyor. Baba tarafı İsviçreli olduğu halde kendini ilk kez Ukraynalı bir atlet olarak tanıtan Olga bir süre sonra İsviçre vatandaşlığına geçmek zorunda kalıyor. Burada da eski takım arkadaşı Sasha ile yaşadığı önemli bir çatışma var. Olga gibi ülkesinde yaşanan olayların dışında duramayan Sasha neredeyse politik duruşunu sportif yanının önüne koyuyor ve bu da belki de Olga’nın içten içe hissettiği ‘suçluluk’ ve ihanet duygusunu daha da güçlendiriyor.

Yönetmen zaman zaman gerçek arşiv görüntülerinden yararlanarak kanlı ‘Maiden’ olayına kadar varan ayaklanmaları kararlı ve gerçekçi bir tavırla bize gösteriyor. Çoğu zaman hareketli olan kamerası hem her an ‘kırılacak’ bir biblo gibi duran genç atletlerin nefes alışlarında hem de Olga’nın giderek daha da gömüldüğü yalnız dünyasında aynı hassasiyeti sergiliyor.

Hikayenin bizce can alıcı ve kendisini daha da esrarengiz bir hale büründüren bir noktası var: Bilindiği gibi ciddi sakatlıklar özellikle profesyonel atletlerin korkulu rüyasıdır ve tabii ki hiç biri böyle bir şey yaşamak istemez. Henüz reşit olmayan Olga, acaba Kiev’deki olaylarda ağır bir şekilde yaralanan annesinin yanına gidebilmek için mi kritik (ve o an için hafif) sakatlığını ağırlaştırmak pahasına spor yapmaya devam ediyor? Yoksa aksine umutsuzluk enerjisiyle beslenip, nerdeyse iki kat daha fazla çalışarak Olimpiyat oyunlarında bir şansı olsun diye mi uğraşıyor? Bu soru asla net bir cevap bulmuyor. Peki, bir açıklama gerekli miydi? Bizce filmin yumuşak karnı, bu örnekte olduğu gibi bazı sorgulamaların ve ikilemlerin sonuna kadar gidememesi….

Bütün bunlara rağmen ‘Olga’ görülmesi gereken bir film… Sadece başarılı yönetmenliği, oyunculukları ve sinema dilinden dolayı değil belki de her zamankinden daha büyük bir kriz yaşayan bir ülkeyi tekrar düşünmek için…

Yönetmen : Elie Grappe

Senaryo : Elie Grappe, Raphaëlle Desplechin

Görüntü Yönetmeni : Lucie Baudinaud

Kurgu : Suzana Pedro

Müzik : Pierre Desprats

Oyuncular : Anastasiia Budiashkina, Sabrina Rubtsova, Caterina Barloggio, Thea Brogli, Tanya Mikhina, Jérôme Martin, Alicia Onomor, Lou Steffen

Fransa-İsviçre-Ukrayna / Spor-Biyografi-Dram / 87 Dk.

Film notum:
İLEOlga
KAYNAKOlga
Önceki yazıSilverton Kuşatması
Sonraki yazıDoktor Strange : Çoklu Evren Çılgınlığında

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz