Ölümcül Labirent  /  Escape Room

Ölümcül Labirent Filmi ve Sonrası

… Filmi …

Orijinal ismi “Escape Room” olan ve ‘dahice bir fikirle’ Türkçeye “Ölümcül Labirent” olarak çevrilen filmimiz, kabul edilebilir bir kalitede ve seyirciye vaat ettiklerini verebiliyor. Korku, gerilim ve heyecan… Kaldı ki ‘Küp’ ve ‘Testere’ filmlerini sevdiyseniz, bu filmi de seveceğinizi düşünüyorum. Küp ve Testere filmleri alanlarında öncü olmuş iki film… Bir odaya veya dar bir alana sıkışmış kişilerin oradan kaçmaya çalışması… Arkalarından belki de onlarca film geldi, bir çoğu vasatı bile geçemedi. Hatta Testere filminin devam filmleri de vasatı pek geçemedi… Fakat bu film en azından vasat sınırını geçti. Filmin yönetmeni Adam Robitel’in yönettiği ilk iki uzun metrajlı film yine korku türünde. Deborah Logan’ın Hikayesi ve Ruhlar Bölgesi: Son AnahtarParanormal Activity: Hayalet Boyutu filminin ise senaryosunu yazmış. Şimdilik hayatını korku sinemasına adamış. Bu ilk iki filmi görece başarısız filmlerdi. “Ölümcül Labirent” filmi ise korku, gerilimin bu türünü sevenler için izlenesi bir film. Buraya kadar tamamsa ‘sonrasına’ doğru yola çıkalım…

… Ve …

Ve kelimesi cümleye kattıkları ile sevdiğim bir bağlaç. Kurduğum cümleyi besliyor, ona daha fazla anlam katıyor. Aslında bu film de korku-gerilimin bu türüne “ve” bağlacı gibi anlam katıyor. Filmimiz bir nevi bağlaç görevi görüyor. Korku filmleri sizi inandırabildikleri kadar başarılı olabilirler. İnandıramazsa en iyi ihtimalle güldürür. Türk korku sinemasının da başına gelen bu… Hangi korku filmini ele alırsanız alın, sizden önce mistik olaylara inanmanızı istiyor. Filmimiz ise sizi inandırmak için korku öğelerini karakterlerin gerçek korkularından, daha doğrusu hayattaki dramlarından alıyor. Bir süre korku-gerilim serüveninde ilerledikten sonra, korkunun doğduğu mistik havadan çıkıp gerçeklik zeminine iniyor ve sırtından korku öğesini atıp gerilim ile tamamlanıyor.

Korku türündeki filmler yıllarca, kötü ruhları ortadan kaldırmaya çalışan karakterlerin hayatlarını işledi ve hatta belki yıllarca daha işleyecek. Birbirini tekrar eden yüzlerce ve hatta binlerce vasat yapım. Ama tür değişiyor. Türün değişimine dair ilk önemli film ise sinema tarihinin nadir kusursuz yönetmenlerinden ”Stanley Kubrick”ten gelmişti. Cinnet / The Shining! Yıllarca kötü ruhu ortadan kaldırmaya çalışan karakterlerimiz, artık sadece kötü ruhtan kaçmaya çalışıyordu. Hem de hapishane tarzı bir ortamdan… Yıllar sonra Küp ve Testere filmleri bu hapishane ortamını küçük bir odaya indirgedi. Tür, kendine bir çıkış yolu arıyor… Ardından benzer konulu bir sürü korku filmi geldi. Filmimizin konusuna benzeyen de bir sürü yapım var. Ama filmimiz sadece -en azından- izlenebilir bir yapım olması ile değil türe kattığı arayış ile de diğerlerinden sıyrılıyor.

Sanat her zaman, var olduğu zamanın ruhunu yansıtır ve bu nedenle iktidar erkleri (Hükümetler değil) sanatın kontrolünü ellerinde bulundururlar, sanatın kontrollerinden çıkmaması için mücadele ederler. Örneğin, mağara resimlerinden dönemin insanlarının yaşayışını anlayabiliriz. Ya da Rönesans ile kilisenin etkisinden kurtulan sanat… Günümüz toplumuna korku filmleri üzerinden baktığımızda ise ilk önceleri kötü ruhu yenmeye çalışan karakterler, ardından kötü ruhtan kaçmaya çalışanlar, şimdi yine kötü ruhu yenmeye çalışanlar ama tek bir fark ile artık kötü ruhun kim olduğu belli…

… Sonrası …

Get Out” filmi, korku-gerilim türüne getirdiği soluk ile yıllar sonra tekrar bu türün kaliteli işler çıkarabileceğini gösterdi. Get Out isimli yapımda filmimiz gibi sonlara doğru korku öğesini sırtından atıp gerilimle tamamlıyor. Benzer bir konuya sahip, Get Out filminde de bir yerden kaçış söz konusu…Kaçarken de başına gelen kötülüğü görece alt ediyor. Ama tamamen ortadan kaldırmıyor. Sonrası ise yok. Filmimiz de ise sonrası var. Karakterimiz başına gelen kötülüğü yaratanları ortadan kaldırmak istiyor ve film burada bitiyor. Şimdi diyeceksiniz ki devam filmi için kapı aralamışlar. Büyük ihtimalle haklısınız. Fakat soruyorum, ne oldu da korku-gerilimin bu kaçış türü tekrar kötülükle mücadele etmeye başladı? Daha doğrusu türün iyi filmleri, bu bakış açısı ile yaklaşan filmler arasından çıkmaya başladı. 70’lerin başlarında kötülükten kaçmaya başlayan karakterler, 2000’lerin ortasına kadar kaçmaya devam etti. Sonra yavaş yavaş tekrar mücadele etmeye başladı. Korku-gerilim türünde yüzlerce kötü film yapıldıktan sonra ne oldu da seyirci Get Out filmine prim verdi ve bu türün yapımcıları bu yola girdi? Get Out filmine göre oldukça sıradan kalan “Ölümcül Labirent” filmi ile neden sonrasının arayışına girdi?

İnsanoğlu yaşamını nasıl yapılmaması gerektiğini öğrenerek sürdürür. O nedenle insan hayatında hep bir acı vardır. Aynı evrim gibi… Binlerce yol vardır ama bir yol sadece yaşamın sürmesini sağlar. İnsanın evrimine “doğa karar” veriyor. Filmlerin evrimine ise seyirci karar veriyor. Bizlere yüz milyon dolarlıktan tutun da yüz bin dolarlık filmlere kadar her yıl binlerce film sunuyorlar. Eğitimsiz bırakılan ve medya ile yozlaştırılan biz yani halk ise korku-gerilimin bu kaçış türünde artık, başına gelen kötülükle mücadele eden filmlere prim veriyoruz.

Ölümcül Labirent filmi türün sevenleri için izlenesi bir film, sevmeyenleri için ise “en azından vakit öldürmelik”… Yalnız şuna değinmeden edemeyeceğim, filmde insanoğlu birilerinin öldürülmesini izlemekten zevk alır diyor. Doğal olarak da biz de o anda birilerinin öldürülmesini izliyoruz… Bunu diyen kişi seyirciyi yönlendirmeye çalışıyor. Çünkü seyircinin gösteri sanatlarını ve neden film ve hatta korku-gerilim filmi izlediğini bilmeden bu sanatı icra etmesi mümkün değil…

Film notum:

1 YORUM

  1. güzel bir inceleme olmuş. testereden örnek vermişsiniz de peki bu filmdeki korku,kanlı sahne öğeleri ne kadar ileri düzeyde? kardeşimle gitmeyi düşünüyorumda.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here