‘’BİR İNSAN ÖMRÜNÜ NEYE VERMELİ ?’’

Kafka, Solaris, Side Effects, Traffic, Che, Oceans 11,12,13 filmleriyle tanınan, Altın Palmiye ve Akademi’de (Oscar) En iyi yönetmen ödülü bulunan Steven Soderbergh’in ‘’Contagion( Salgın)’’ filmi, 2011 yılında gösterime girdiğinde büyük bir gişe başarısı elde edememişti ve sinema gündeminde uzun süre kalmamıştı fakat malumunuz koronavirüs salgınıyla taşıdığı güçlü benzerliklerden dolayı şu anda tüm dünyada izlenme oranlarının üst sıralarına yerleşti.

Salgın, hızla yayılan ölümcül bir virüsün (MEV-1) dünyayı sarmasını ve insanlığın virüs karşısında içine düştüğü durumları ele alıyor. Temas ve hava yoluyla yayılan MEV-1 adlı bu virüs adeta domino etkisi yaratarak insanları bir bir ele geçirip onların bağışıklık sistemlerini çökermektedir. Gittikçe etki alanını genişleten bu ölümcül virüs toplumda büyük bir panik havası yaratmaya başlar. Bu panik havası da toplumda her şeyi alt üst eden dehşetengiz bir kaosa sebebiyet verir. Virüsün hızla yayıldığı şehir karantinaya alınır, marketler ve eczaneler yağmalanır, hastaneler yoğunluktan dolayı âdeta çalışamaz hâle gelir.

Virüs hızla yayılırken bilim insanları da bu ölümcül küresel salgına karşı canla başla aşıyı bulmak için çalışmalar yürütürler. Laurence Fishburne, Matt Damon, Kate Winslet, Gwyneth Paltrow, Jude Law, Marion Collitard gibi yıldızların oyuncu kadrosunu oluşturduğu Salgın, karanlık bir ekrandan gelen öksürme sesleri eşliğinde salgının 2. günüyle başlar. 3. , 4. , 5. gün derken dünyanın farklı şehirlerinde yaşananlar ekranda belirir ve şu anda dünyada yaşanan koronavirüs salgının sonuçları gibi günü gününe vaka sayısı ve ölüm oranları, bilim insanlarının aşı oluşturma çabaları izleyiciyle paylaşılır. Salgın bu şekilde akıp gider..

Salgın filminin bu kadar popüler olmasında senarist Scott Z. Burns’ün filmi yazarken senaryoyu bilimsel gerçekliklere dayandırmaya çalışmasının büyük bir payı olduğunu söylersek abartmış olmayız. Senarist Scott Z. Burns, filmin senaryosunu yazarken WHO‘ya danışıp aynı zamanda çeşitli virolog ve epidemiyolojistlerle iletişime geçtiğini belirtiyor. Daha önce pek çok can kaybına neden olan Ebola, SARS, Marburg, Nipah gibi virüslerden de esinlenen Scott Z. Burns, yazdığı senaryoyla ilgili de amacının aslında insanlığın salgınlar karşısında ne kadar savunmasız olabileceğini göstermek olduğunu belirtiyor. Z. Burns’ün bu amacının büyük ölçüde gerçekleştiğini de söyleyebiliriz.

Salgın’ı benzer filmlerden ayırarak üst sırlara taşıyan öge olarak da yine senaryonun gerçekçi, tutarlı ve hayatın olağan akışına uygunluğudur, diyebiliriz. Senaryo demişken, filmde Dünya Sağlık Örgütü’nde çalışan bir doktorun Çin’de kaçırılıp karşılığında aşı talebinde bulunulması olayı inandırıcılıktan uzak gelebilir size fakat bu olay bile ölümcül salgın vb. durumlarında insanların kendisini ve yakınlarını korumak için neler yapabileceğinin somut bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. Salgın’la konu itibariyle büyük büyük benzerlikler taşıyan ‘’Flu (Grip)‘’ adlı film çok sert ve karanlık bir apokaliptik yapıya, kurguya sahip olmasına rağmen senaryosunun büyük kısmında barındırdığı inandırıcılık sorunundan dolayı ‘’Salgın’’ kadar gündeme gelmediği söylenebilir.

Alabildiğine minimalist bir bakış açısıyla kurgulanan, sinematografisi iyi olan ve bilimsel anlamda kendi içinde tutarlı olmayı başaran Salgın, konusu itibariyle de çok ilgi çekici bir film olmasına rağmen filmdeki oyuncuların karakterlerini -neredeyse tamamına yakını- aynı tonda, monotonlukta canlandırmasından dolayı izleyiciyi sarsacak kadar güçlü bir etkiye sahip olmayı başaramıyor. Oyunculuklara baktığımızda ise olayları yerinde ziyaretlerle takip etmeye çalışan Salgın İstihbarat Servisi’nden Dr. Erin Mears ‘in (Kate Winslet) ve blog yazarı olan Alan Krumwiede’nin (Jude Law) güçlü performanslarıyla ön plana çıktığını görürüz. İnsanlığı derinden sarsan ölümcül bir virüs salgının anlatımı çok güçlü bir dramatik yapıyla desteklenmediği için de Salgın maalesef izleyiciyi güçlü bir biçimde içine çekebilecek, şok edici bir atmosfer yaratmayı başaramıyor fakat sarsıcı bir film olmamasına karşın bizde korku ve endişe duygusunu kısmen de olsa oluşturmayı başarıyor. Salgın’ı izledikten sonra çevrenizde gördüğünüz canlı ve cansız her şeyi potansiyel bir virüs taşıyıcısı olarak algılayıp temizlik hastası olma ihtimaliniz de ortaya çıkabilir çünkü filmde anlatılan virüs gündelik hayatta kullandığımız her yere, her şeye bulaşan bir virüs.

Gündelik hayatta ellerimizi sürekli olarak yüzümüze götürdüğümüz ve başkalarıyla fiziksel temasa geçtiğimiz düşünüldüğünde endişelenmemek mümkün de değil. Salgın’ın başarısı da burada yatıyor. Filmin bugün tekrar gündeme gelmesinde koronavirüs salgının etkisi elbette önemli bir etken olsa da aslında filmin izlenme sırlamalarının üstlerine çıkmasının asıl sebebi ise alakasız ya da absürt birçok salgın filminin aksine geleceği doğru bir şekilde öngörmüş olmasından kaynaklanıyor. Salgın, sadece ölümcül virüsün yayılma hikâyesi değil aynı zamanda vicdan, adalet, açgözlülük, bencillik, fedakarlık ve umut üzerine de bir yapım. Filmde şahit olduğumuz market ve eczane yağmalamaları; sağlık merkezi başkanının, eşine sağlamaya çalıştığı ayrıcalıklar, bir blog yazarının insanların çaresizliğinden faydalanarak para kazanmaya çalışması, peygamber diye anılması ve bunların yanında hastaları tedavi ettiği sırada yaşamı kaybeden doktorlar ya da aşıyı hayvanlar üzerinde denemeden kendi üzerinde deneyen bilim insanları yüreğimizde aynı anda umudu, karamsarlığı ve tiksinti duygusunu ortaya çıkarmayı başarıyor.

Özcesi Salgın, 21.yüzyılda bilim ve teknolojide çok ilerlememize rağmen küresel çapta büyük felaketlerle karşılaştığımızda nasıl da çaresiz kaldığımızı, bir anda nasıl ilkelleşebileceğimizi, birbirimizi yok etmek için ürettiğimiz dehşetengiz silahların bir virüs karşısında beş para etmediğini ve insanlığın geçmişten ders çıkarmadığını didaktik bir yolla anlatmayı başaran bir film. Günümüzde savunma sanayisine ayrılan çok büyük bütçeler tüm insanlık ailesi için beslenme, barınma ve sağlık gibi yaşamsal ihtiyaçlara ayrılsaydı salgından dolayı bu kadar çok insan hayatını kaybetmezdi. Bugün belki de yarasaları virüs kaynağı olarak gördükleri için onları tümden ortadan kaldırmayı bile aklından geçiren insanlar vardır fakat suçun doğada değil aslında bizde olduğu su götürmez bir gerçek.

Kendisini doğanın efendisi gibi gören insanın dünyanın en ücra köşelerine kadar girip oralarda inşa ettiği yapay ortamlar yarasalar gibi birçok yabani hayvanın hayatını tehlikeye atmaya devam ediyor. Aslında biz onların yaşam alanlarını işgal ederek hatta onları yiyerek onların bünyesinde sorun oluşturmayan virüslerin bize bulaşmasına sebep oluyoruz. Salgın vb. salgın filmlerinin ortak noktası da kendisini adeta Tanrı gibi gören insanının bir virüs karşısında aslında ne kadar aciz ve savunmasız olduğunu gözler önüne sermektir, diyebiliriz fakat maalesef bugüne kadar salgınlarda milyonlarca insanın ölmesinin yarattığı dehşetin ve kederin bile bizi sarsmaya ve açgözlülüğümüzü ortadan kaldırmaya yetmediği aşikâr…

Yönetmen / Görüntü Yönetmeni : Steven Soderbergh

Senaryo : Scott Z. Burns

Müzik : Cliff Martinez

Oyuncular : Matt Damon, Jude Law, Marion Cotillard, Laurence Fishburne, Kate Winslet, Gwyneth Paltrow, Jennifer Ehle, Bryan Cranston

ABD / Bilimkurgu-Gerilim-Dram / 106 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here