Şampiyonlar     /    Campeones    

İKİNCİYSEN MUTLULUĞU PAYLAŞIRSIN

Javier Fesser‘in senaryosuna da katkıda bulunduğu ve yönettiği, İspanya’nın bu sene yabancı film dalında oscar adayı ve aynı zamanda Goya ödüllerinin de sahibi olan “Şampiyonlar” filmi bu hafta gösterime giren yabancı filmlerden. En baştan söylemek gerekir ki, filmin Türkiye’deki geliri İstanbul Zihinsel Engelliler Eğitim ve Dayanışma Vakfına (İZEV) aktarılacak. Fesser‘in sinematografisine bakıldığında “Şampiyonlar” filmindeki gibi yine benzer temalar bulunan, “Javi and Lucy” (2001), “Candida” (2006), Goya ödüllerinde bir çok dalda ödüle layık görülen “Camino” (2008) gibi filmler bulunmakta. Fesser‘in bu filmlerinde özetle ve genellikle dayanışma, sevgi, empati, mutluluğun paylaşılması gibi saf duygular yoğun olarak işlenmekte.

Şampiyonlar filminde, Marco Montes (Javier Gutièrrez) İspanya’da önemli bir basketbol takımının yardımcı antrenörü olarak görev yapmaktadır. Filmin ilk sahnelerinde, Marco’nun bazı karakteristik yanlarına kısa bir süre içinde vakıf olmaktayız. Marco; yasa tanımayan, kibirli, baş antrenör ile uyumsuz halleri olan ve tepkilerini yönetmekte sorunlar yaşayan bir kişidir. Bu durum özel hayatına da olumsuz manada sirayet etmektedir. Baş antrenör ile takımının maç yönetimi konusunda anlaşmazlığa düşünce, üstelik de canlı yayında baş antrenöre yumruk atması sonunda takımdan atılır. Polis memurları ile yol verme konusunda kavgaya tutuşunca da bu kez mahkeme kapılarına düşer. Bu durumu eşi olan Sonia’dan (Athenea Mata) saklar. Filmin ilerleyen anlarında ise Sonia’nın çocuk sahibi olmak isteyen, bu nedenle de eşi olan Marco ile sürekli çatışan bir kişilik olduğunu anlarız. Yani Marco yalnızca işinde, toplum içinde başarısız bir tablo sunmamakta, aynı zamanda evliliğinde de ciddi sorunları olan birisi görünümündedir.

Uyumsuz ve çatışmacı halleri ile Marco mahkeme hakimi ile de tartışır ve hakim tarafından antipatik halleri de gözetilerek doksan günlük kamu hizmetinde çalışma cezasına çarptırılır. Ancak bu andan itaberen Marco’yu yeni bir sürpriz beklemektedir. Zira, Marco’nun yükümlülüğü zihinsel engelleri bulunan “Los Amigos” isimli basketbol takımını çalıştırmak üzerinedir. Bu yükümlülük konusunda çekinceleri bulunan Marco’ya hakim, yükümlülüğü kabul etmemesi durumunda iki yıllık cezaya muhatap olabileceği ihtarında bulunur. Marco, istemeyerek de olsa kabul etmek durumunda kalır. Marco’nun önünde şimdi çok daha önemli bir sınav vardır; zira, basketbolla ilgili pek de bilgisi olmayan bu kişiler ile bir basketbol takımı oluşturulacak ve “Los Amigos” isimli özürlü olimpiyatı olan “parilimpik” yarışmasına takımını hazırlayacaktır.

Fesser‘in, 2005 yapımı Thomas Carter‘ın yönettiği “Coach Carter” filmindeki gibi zorlukları bulunan bir basketbol takımında başarı kazanma tasası bulunan bir konu ve kişilik minvalinde filmini ördüğünü görüyoruz. Ancak bu filmin kimi yönleri ile hassasiyet taşıyan ve kesinlikle de işlenmesi kolay olmayan bir konu etrafında yürüdüğünü görüyoruz. Zira kırklı yaşlarında ve çocuk sahibi olmak isteyen Sonia’nın bu isteğini Marco’ya iletirken, ileri yaşta çocuk sahibi olmanın engelli çocuk riskini doğurabileceği şeklindeki konuşmaların iletilme, ele alınma biçimi, peşi sıra özürlülük ve baba şefkati konusunda istismara yanaşmayan yönleri ile kimi mizahi durumun istismar boyutuna varmaması filmin kuşkusuz zoru başaran ve artı hanesine yazılması gereken yönleri. Ancak filmin yine de çok yüksek beklentiyi içermemesi gerekir. Zira, ilk kısımlarda oldukça grotesk ve kaba yönleri ile ele alınan ve hiçbir sempatik öğeyi içinde taşımayan Marco’nun kısa sürede bu kaba yönlerinden duyarlı bir kişiliğe metamorfoz evrimi çok da inandırıcı değil.

Filmde eşinin de dönüşümü, özellikle polis kılığında para temin etme durumları da filmin genel gidişatına olumlu katkıda bulunmamakta. Filmin bence en olumsuz yönü müzikleri. Doksanlı yılların atari oyunları melodilerini anımsatan ve kullanım süresi ve yerinde de sorunlar barındıran müzikleri o kadar kötü ki, filmin bir parçası olup olmadığına bile şüphe duyar hale gelebilirsiniz. Yine de Benito, Luna, Marin, Jesus’un o temiz, kirlenmeyen halleri, başarıyı normal ölçütlerden farklı göstermeleri, herşeyin hırs ve birincilik olmadığı, birinci olmanın da her zaman başarı ölçütü olmayacağını hissettiren yönleri ile izlenebilir.

Son olarak belirtmek isterim ki, film bazı sahneleri ile toplum riyâkarlığını net şekilde sergilemesi bakımından da önemsenmeli. Önemsenmeli çünkü turnuvaya gidiş sahnesinde otobüs şoförünün ve diğer “engelsiz, normal!” kişilerin engellileri ötekileştiren davranışlarını yansıttığı için ve yine daha da önemsenmeli, çünkü tüm toplumda görülecek o ikiyüzlü kötücül halleri bize yine hatırlattığı için.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here