Victor Hugo’nun sefiller adlı eserinin beyaz perdede ki yansıması olan 2012 yapımlı müzikal filmin yönetmenliğini Tom Hooper, senaristliğini ise William Nicholson üstlenmiştir. Sefiller edebiyat tarihinin en önemli eserlerindendir bu yüzden dünyanın dört bir yanında defalarca kez uyarlaması yapılmıştır. Sadece sinema olarak değil tiyatro sahnesinde de müzikal uyarlamaları yapılmıştır. İlk sinema uyarlaması 1897 yılında çıkmış ve film siyah beyaz olan aynı zamanda sessiz, süresinin ise kısa olduğu bilinmektedir.

Film, 19.yüzyıl Fransa’sında geçmektedir. O dönemin şartlarında ki toplumsal olayları, halkın çekmiş olduğu ekonomik sorunlar ve devrim girişimleri var. 1815’de Fransız Devrimi’nden 26 sene sonrası ile başlıyor ve film süresi boyunca ilk olarak 8 yıl sonrasındaysa 9 yıllık bir zaman atlaması yaşanıyor. Filmin bütün süresi boyunca aslında müzikle geçiyor ve konuşma olarak, replik söylemelerini sadece birkaç defa duyabiliyoruz. Aslında bu durum bütün filmin müzikle geçmesi yönetmenlik açısından büyük risk. Ancak yönetmen son derece başarılı bir şekilde durumu kurtarmış ve bu işin altından
kalkmış diyebilirim. Müzikal olan bu film bazı kişilere yer yer sıkıcı gelebilir ama bazı bölümlerde ki opera bölümleri oldukça heyecan verici ve filmin tamamı kendini izlettiriyor.

Kitap uyarlamasından ancak tabi kitaptaki gibi tam olarak işlenememiş. Belli yerleri filme aktarımında eksik kalmış diyebilirim. Film süre sıkıntısından dolayı haliyle daha yüzeysel işlenmiştir bunda müzikal olmasının da etkeni vardır elbette. Örneğin kitap ile film arasında ki en büyük fark karakter ilişkileridir. Kitapta olan Jean Valjean karakterinin hapishanede geçirdiği zulümler, vicdan azapları, Javert karakterinin hırsı yeterince aktarılamamış. Fransız ihtilaline biraz değinilmiştir filmde. Yine de iki karakterin yani Jean Valjean ve Javert ikilisinin sahneleri güzel işlenmiştir bu noktada çekişmeleri olsun gerek oyunculukta ki beden dilleri gerekse sahnenin geçtiği atmosferin verdiği görüntüyle güzel ele
alınmıştır.

İlk sahneye bakacak olursak oldukça görkemli ve etkili bir açılış yapıyor. Arka plandaki müziğe dikkat edecek olursam mahkumlara karşı ne kadar psikolojik kışkırtmalara tabi tutulduğunu bize anlatan sosyolojik bir şarkıdır. Jean Valjean karakteri suç işlediği için bir halat çekme sahnesine tanık oluyoruz. Bu noktada şarkı söylerken aynı zamanda halat çekmesi oldukça zor. Yer yer halatı çekerken eğik bir pozisyonda kalması ve güç sarf ettiği için sesin rahat çıkmasını da engelliyor. Suçun sebebine ise gelecek olursak kız kardeşinin çocuğuna yardım amaçlı hırsızlık yapmasıdır. Jean Velajean karakterine Hugh Jackman hayat veriyor. Kendisi son derece başarılı bir metod oyuncusu, canlandırdığı karakteri ile
çok başarılı özdeşmiş. Hemen ardından yukarıdan ona bakmakta olan Javert karakterini görüyoruz. Bu karaktere ise Russell Crowe hayat vermiştir. Javert, kurallarına bağlı bir polis müfettişidir. Aralarında bir takım geçen atışmanın ardından Javert, Jean Velajean’den yerde durmakta olan bayrağı kaldırmasını istiyor.


Bu sahnede ikilinin aralında olan gerilim başarılı olarak geçiyor ve devamını merak ettiriyor. Hugh Jackman, Jean Velajean karakterini canlandırırken sahne kullanımı müzikle eş değer olduğu için nefes aralıkları çok iyi verilmiştir ve çok verimli, çok güzel sahneler çıkartılmıştır filmin tamamında. Yaklaşık 19 yıl süren hapsinden sonra Jean Velajean, hapishaneden çıktığında yani kaçtığında kiliseye gider ancak orada ki gümüşleri çalarken yakalanıyor. Ardından yakalanması üzerine kilisenin papazı tarafından gümüşleri kendisinin verdiğini söyleyerek bağışlanıyor. Hatta birkaç parça daha vererek şamdanları unutmuşsun diye ekliyor. Hemen öncesinde aslında yukarıda bahsettiğim gibi kitapta ki çoğu
yer yüzeysel bu yüzden de kaçma sahnesine ilişkin yerleri göremiyoruz hemen kendisini bir dağda görüyoruz. Aslında papaz ile kilisede olan sahnesi Jean Velajean’a değerlerini yani vicdanını hatırlatan bir sahne diyebilirim. Çünkü ilk hırsızlığını da vicdanı yüzünden yapmıştı. Sonrasında ise Jean Velajean’ın yıllar geçtikten sonra belediye başkanı olduğunu görüyoruz.

Bir fabrika sahibidir aynı zamanda. Fabrikasında çalışan kadın yani Fantine işten kovulur. Jean, Javert’i görmesiyle olaya müdahale edememiştir. Fantine işten kovulmasıyla hayatı alt üst olur ve geneleve düşer. Bu şekilde para kazanmaktan başka çaresi yoktur. Fantine karakterini Anne Hathaway canlandırmaktadır. Anne Hathaway için aynı Hugh Jackman gibi yüksek oyunculuk performansına sahip diyebilirim hatta bazı yerlerde daha da yükselmiştir. Gerek fiziki yapısı olarak, gerek yüz mimikleri ve jestleri ile bize çaresizliği en iyi şekilde yansıtmıştır. Fantine karakteri fedakar bir annedir, kızı için katlandığı zorluklara şahit oluyoruz. Genelev sahnesinde ise bir annenin çocuğunun istikbali ve geleceği için yapabileceği son sınırları görüyoruz. Anne Hathaway ses olarak ince ve güzeldir, o sırada da sesini çok iyi bir şekilde titreterek, nefes egzersizlerini yeterli seviyede yaparak ümitsizliği ve çaresizliği tam anlamıyla yansıtıyor.

Jean Vealjean oraya onu kurtarmak için geldiğinde ise ağlarken öfkesini çok doğal gösteriyor. Anne Hathaway’in Hugh Jackman’a göre daha duygusal oynadığını görüyoruz çünkü Hugh Jackman duygusal sahneler oynadığı gibi diğer projelerinde genel olarak öfke ve hırs üzerine oynamıştır. Bu yüzden bir yoğunluk sürecinden bahsedecek olursam ses titretememesi bundan kaynaklanıyor olabilir. Anne Hathaway’in bu sahnede tamamen yeteneğine bakan bir şeydi. Sesini titreterek bize psikolojik olarak üzüntüyü yansıtması, tüylerimizi diken diken yapması, karakterinin bakış açısından bakarak empati yapması gerçekten takdir edilecek seviyede başarılıydı. Aynı şekilde her ikisi de tiyatro kökenli
oyuncular olduklarından belki görünüş olarak değil ancak kimya bakımından ikilinin bu sahne içerisinde uyumu içinde çok başarılı diyebilirim.

Bu sahnede Fantaine, Jean ile konuşup kızı Cosette’yi kurtarmasını ister. Jean, Cosette’yi bulur. Hastane sahnesinde ise Fantaine öldükten sonra duygu durumunu yeterli vermediklerini hemen bir koşturma içine girip sahnenin duygusunu yitirdiklerini düşünüyorum. Oysa bence Fantaine karakterini biraz daha fazla görmeliydik yine burada kitaba göre yüzeysel kalan bir kısmı görüyoruz aslında. Jean, Cosette’yi evlatlık edinir, onu yetiştirir ve babalık eder, tıpkı Fantaine’nın istediği gibi. Yılların geçtiğini anlarız Cosette büyür ve genç bir kız olur, hikayenin sonrasında yeni karakterler dahil oluyor ve Fransa’da bir grubun örgütlenmeleri, halkın yönetime karşı çıktıkları zamanlara gidiyoruz.
Grubun ancak halktan aldığı bir destek yok, ayaklanmaları başarısızlık ile sonuçlanıyor. Jean, kızının sevdiğini öğrendiğini aralarında karşılıklı aşkın olduğunu öğrendiği Marius’u bulup ona destek çıkar. Jean tıpkı Cosette’yi kızı gibi sevdiği gibi Marius’uda oğlu gibi sever, onun hayatını kurtarır. Tabi aynı şekilde Javert’inde hayatını bağışlar bunun karşılığında Javert merhametin ve vicdanın karşılığında köprüden kendini atarak intihar eder, hayatına son verir.

Filmin ana konusundan bahsedecek olursam suçluluk, merhamet, vicdan aynı periyotta ilerliyor. Hugh Jackman’in karakteri olan Jean Vealjean tamamen vicdani psikoloji üzerine yazılmış, çizilmiş ve kurgulanmış bir karakterdir. Jean Vealjean’ın vicdanlı bir karakteri olmasına en iyi örnek Javert’i hayatını bağışlamasıdır. Aynı şekilde Fantaine’yi kurtarması, Cosette’yi evlatlık edinmesi, onun için kilometrelerce yol gitmesi, belediye başkanlığı yaptığı zamanda birini arabanın altından kurtarması bunlara çok iyi örneklerdir. Hatta kilise sahnesinden yeniden bahsedecek olursam Hugh Jackman orada şarkı eşliğinde ben kimim diye ağlaması suçluluk hissetmesi, yardım çağrısında bulunması gerçekten
jest ve mimiklerinde acizliği belirtiyor olması çok başarılı.

Jean ve Javert ikilisi için çekişmeleri uğruna kılıç dövüşleri, hastanede koşturmaları olsun yüzeyselliğine rağmen güzel yansıtılmıştır. Ancak Jean Vealjean’ın şamdan kaçırmaları, belediye başkanı olması, başarısı, halk tarafından dışlanmaları hiçbirine tam olarak değinilmemiştir. Daha çok Cosette üzerine değinilmiştir ve baba kız ilişkilerini güzel bir şekilde görmekteyiz. Cosette rolüne hayat veren Amanda Seyfried oyunculuk anlamında diğerlerine nazaran daha donuk kalmıştır ve tiyatro kökenli değildir.

Filmde Jean ve Javert’e göre Cosette ile olan ilişkisini daha başarılı yansıttıklarını düşünmekteyim. Benim favori sahnem ise Jean Vealjean’ın kiliseye yeniden gitmesi ve peşine kızı Cosette ile Marius’un gelmesi orada yaptıkları duygusal konuşmaların geçtiği sahne oldu. Başka bir büyüleyici sahneden bahsetmem gerekirse devrimcilerin halk tarafından destek bulup büyük bir coşkuyla şarkı söyleyerek son bulduğu sahne benim yine sevdiğim, beğendiğim sahnelerden oldu.
Bu yüzden son görsel olarak da bu sahnenin görseli ile bitirmek istiyorum Les Miserables analizimin son sayfasını.

Film genel olarak son derece başarılı, ben daha çok müzikali sahnede izlemeyi sevmeme rağmen film olarak da keyifle izletti ve bazı yerlerde şarkı söylediklerini unuttuğum tamamen yaptıkları oyunculuklara kapılıp aslında konuşuyorlarmış gibi bile geldi. Dönemi ve kostümlerini, makyajları, yarattıkları sahne atmosferleri, yer yer karanlık havası olan bazense canlı renklere sahip olmasını beğendim. Görüntü yönetmenliğini de beğendim, film için yeterince emek verilmiş. Tüm parçaların canlı seslendirilmesi ayrı emek gerektiren bir şey.

Hugh Jackman’in Jean karakteri için nasıl hazırlandığını merak ettim röportajlarını okudum. Filmde ki rolü için 12 kilo vermiş. Çekimler sırasında kahve ve süt ürünlerini hiç tüketmemiş. Tüm gün limonlu sıcak su içmiş, bazı günler ise sesini dinlendirmek için hiç konuşmamış. Babam olmasaydı belki bu rolü oynamam o kadar kolay olmayacaktı diyerek babasına teşekkür ederek röportajını sonlandırmış. Film bize gerçek anlamda görsel bir şölen sunuyor ve fedakarlığı, merhameti, vicdanı, hırsı, umutların uğruna savaşmayı, kazanmayı ve yeri geldiğinde kaybetmeyi gözler önüne sererek gösteriyor.

Misafir Yazar : BERK ANIL YAVUZ

Yönetmen : Tom Hooper

Senaryo : William Nicholson, Alain Boublil, Claude-Michel Schönberg, Herbert Kretzmer

Görüntü Yönetmeni : Danny Cohen

Kurgu : Chris Dickens, Melanie Oliver

Oyuncular : Hugh Jackman, Russell Crowe, Anne Hathaway, Amanda Seyfried, Sacha Baron Cohen, Helena Bonham Carter, Eddie Redmayne, Aaron Tveit

ABD / Müzik-Dram / 158 Dk.

Film notum:

3 YORUMLAR

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here