ARTIK BİZ DE ‘NORMALLEŞELİM!!

John Krasinski’nin hem yönetmenliğini, hem yapımcılığını hem de başrollerden birini üstlendiği ‘A Quiet Place’ (2018) bizce o senenin en parlak korku/gerilim filmlerinden biriydi. Film her ne kadar, son yıllarda sıkça kullanılan ‘Post-apocalyptic’ dünyanın bir versiyonunu sunsa da ve her ne kadar başkarakterlerini yine Hollywood sinemasının çok sevdiği ‘yakışıklı baba/güzel anne/şirin çocuklar’ yumağında şekillenen ‘Model’ ve ‘kutsal’ aile kavramına göre ‘kurmuş’ olsa da ‘ A Quiet…’ bu ‘bilindik’ kullanılmış dünyaya, korkutuculuk ve karamsarlık açısından ‘zirve yaptıracak’ vahşi yaratıklar eklemişti.

Yönetmen, sadece bu ‘ana tehdide’ bel bağlamadan aynı zamanda sağ kalan insanların da bu kör ama sese aşırı derece duyarlı yaratıklara karşı nasıl mücadele ettiğine ve bu durumun ister istemez onlar arasında nasıl bir ‘paranoya’, bir ‘bölünme’ bir ‘çatırdama’ yarattığına da değiniyordu. Bu ‘değinme’ ‘A Quiet …2’de, çok daha görünür bir hale gelmiş durumda ve filmin başında dikkat çeken bir süre kaplayarak bizce ‘ A Quiet..2’nin en başarılı ve ne kritik bölümlerinden birini oluşturuyor.

Filmin oluşturduğu tehlikeli dünyaya, ölüm saçan canavarlara ve yüksek ses çıkarmama ‘yasağına’ ilk filmden aşina olduğumuz için yönetmen bu sefer ‘sürpriz’ etkisini yinelemeye çalışmıyor. Daha çok ilk filmdeki zamanın yakın geçmişine bir bakış atarak ‘dünyanın bu noktaya nasıl geldiğine’ ve hayatta kalan insanların ne kadar bencil, çıkarcı ve acımasız hale dönüşebileceğine eğiliyor ve bir anlamda daha ‘sosyolojik’ temelli ama tabii ki yine de korkutucu bir devam filmi yaratıyor.

Pandemi süreci yüzünden uzunca bir süredir ‘rafta bekleyen epeydir sinema salonlarına uğramasını beklediğimiz ‘ A Quiet Place 2’, bu sefer yanına Michael Bay gibi ‘blockbuster’ uzmanı bir yönetmen/yapımcının desteğini de alıyor. ‘ A Quite…2’, özünü kaybetmeden (Allah’tan!) ve bazı anlarda ‘korkutma katsayısı’ olarak ilk filmin biraz gerisinde kalsa da genel olarak gerilimli atmosferini dengeli bir şekilde ayakta tutan ve ilk filmin (baba dışında) ‘çekirdek’ kadrosundan tekrar üst düzey bir oyunculuk performansı katkısı alan başarılı bir devam filmi, selefini aratmayan bir ikinci ‘halka’ olarak dikkat çekiyor.

Abbott ailesi baba Lee’nin bir anlamda kendini feda etmesiyle geçici olarak dünyayı istila eden canavarların saldırısından kurtulmuştur ama tehlike devam etmektedir ve artık evi tamamen ‘açığa çıkan’ anne Evelyn ve üç çocuğu saklanacak yeni bir yer bulmak zorundadır. Bir süre sonra yolları eski dostları Emmett ile kesişir ve birlikte saklanmaya devam ederler. Ancak canavarlara karşı daha önce ‘sesle’ etkili bir yöntem keşfetmiş olan ailenin kızı Regan, yakaladığı bir radyo sinyali sayesinde dünyada canavarlardan arındırılmış bir ‘saklı bölge’ olduğuna inanır ve kardeşi dışında kimseye haber vermeden bu bölgeyi bulmak için yola koyulur…

HAYATTA KALMAYI DENEMEK!

A Quiet.. 2’ doğal olarak yine asıl tehditkar yönünü, dünyadaki bütün şehirlere yayılmış, her türlü sese duyarlı, son derece vahşi, mutasyona uğramış dev kertenkele/örümcek karışımı, ürpertici yaratıklar üzerinden kuruyor. İlk filmde insanların (beklendik veya değil!) fiziksel acı yaşadıklarında bile bu yaratıkların hedefi olmamak için kendilerini dizginlemek ve acılarını ‘bastırmak’ zorunda kalmaları durumu burada da değişmiyor. Hatta bu sefer aileye yeni katılmış olan bebeğin her an ses çıkarabilecek olması ve ailenin büyük oğlu Marcus’un başlarda ‘takıldığı’ kapan ve sonrasında yaşanan büyük acı bu karakterleri daha savunmasız, daha aciz ve daha kırılgan bir hale sokuyor.

İlk bölümün sonunda elindeki tüfek ve dik duruşuyla özgüveni ve mücadele gücü en üst seviyedeyken bıraktığımız Evelyn, bu ‘kocasız’ hayatında daha temkinli ve ürkek davranmak zorunda kalıyor. Hayatta kalma kurallarına uymaya çalışırken yanında eşinin olmaması onu birçok açıdan zorluyor. İster bir tuzağa kapılmış oğlunun acısını ve bağırışını bastırdığı sekans olsun ister yeni doğmuş bebeğinin ağlamasını kapatmak için oksijen maskeli kutu (!) kullandığı sahneler olsun Eveleyn ‘eksilmiş’ ailesini ayakta tutan temel direk gibi görünüyor.

Filmde dikkatimiz çeken noktalardan biri de bu sefer Kranski’nin ilk filmde kısıtlı bir süre gösterdiği ‘diğer’ insanlara çok daha geniş bir süre ayırması ve derinlikli bir bakış katması oluyor. Kendilerinden, her türlü doğal felaket durumunda dayanışma, yardımlaşma ve paylaşma gibi erdemli davranışlar beklediğimiz ‘sağ kalmış’ insanlar bir kez daha en bencil, en paranoyak hatta bazen en ‘hayvansı’ yönlerini ortaya çıkarıyorlar.

Bu ikinci filmde bir şekilde ‘ailenin babası veya erkeği’ misyonunu üstlenen Emmett karakteri aslında bu ‘tehlikeli’ sürecin, ‘kurtulan insanlar’ üzerindeki etkisinin tehlikenin kendisinden bile daha kötü, daha yıkıcı daha ‘hasar verici’ olduğuna dikkat çekiyor. Evelyn ile ilk karşılaştıklarında Emmett bunu, ‘Dünyada bıraktığın insanlar artık öyle değil!’ sözleriyle dile getiriyor…

ÇARPICI BİR GERİYE DÖNÜŞ…

Filmin başında gördüğümüz, yaklaşık 15-20 dakika süren bölüm, sıradan bir ‘flash-back’ sekansından çok daha önemli ve derin mesajlar taşıyor…

Bu süreçte daha en baştan ters bir şeyler olduğunu hissediyoruz: büyük caddeler bomboş, belli başlı küçük dükkanlar açık, oralarda da insanlar dükkanlarına ‘kapanmışlar’ ve ortalıkta ciddi bir ‘huzursuzluk’ havası hakim! Lee karakterini bu dükkanların birinden biraz yiyecek aldıktan sonra ara sokaklardan çıkılan küçük bir parka varırken görüyoruz. Bu parkta ise nispeten daha hoş bir hava var: Çocuklar ve aileleri eğleniyorlar, değişik açık hava sporları yapılıyor, yemek servisi var hatta çocuklar bir sahada kendi aralarında ‘base-ball’ maçı bile oynuyorlar. Yaklaşık 50-60 kişiden oluşan ve bir açık hava ‘pikniği/panayırı’ havasında geçen bu sekansta, büyük bir tehlikenin söz konusu olduğunu ve bunu sürekli hisseden insanların ise tamamen özgür olmaya değil belli ölçülerde ‘normalleşmeye’ çalıştıklarını anlıyoruz!

Dolayısıyla bu sekansın sadece (ilk filmi izlememiş olanlar dahil) seyirciye olayın başlangıç noktasını açıklamak amacında olmayıp aynı zamanda günümüzde devam eden sancılı sürece de bir göndermede bulunduğunu düşünmek de mümkün! (Belki de filme rafta beklerken bu doğrultuda eklemeler yapılmıştır?)

OYUNCULUKLAR YİNE TAKDİRE ŞAYAN!

Bu arada fazla değişmeyen ana oyuncu kadrosu yine üst düzey performanslar sergiliyor. Ailenin annesi rolünde Emily Blunt hem içindeki direnme gücünü hem de kırılganlığını güzel bir şekilde harmanlayarak ‘sahici’ bir karakter çizmeyi bir kez daha beceriyor. Aynı şekilde çocuklarını canlandıran Millecent Simmonds ve özellikle Noah Jupe aradan geçen birkaç yılın ‘olgunluğunu’ ve ‘travmasını’ karakterlerine başarılı bir şekilde yediriyorlar. Krasinski karakterinin ölümünden sonra doğan boşluğu da usta oyuncu Cillian Murphy tekrara düşmeden güzel bir şekilde dolduruyor.

Son olarak ‘A Quiet Place 2’ ile ilgili şu önemli soruları cevaplamamız gerekir: filme yapımcı olarak Bay isminin katılması devamı ticari bir şekle sokarak sıradanlaştırmış mı?… Hayır. Devam filmi olarak yeni bir şeyler sunuyor mu? ..Evet!. Lee karakterinin yokluğu hikayeye zarar veriyor mu? Bizce hayır hatta yeni kapılar açıyor! Peki. ‘A Quiet …2’ korkutuyor mu?… Evet, hem de çok!

Yönetmen / Senaryo : John Krasinski

Görüntü Yönetmeni : Polly Morgan

Kurgu : Michael P. Shawver

Müzik : Marco Beltrami

Oyuncular : Emily Blunt, Cillian Murphy, Millicent Simmonds, Noah Jupe, Djimon Hounsou

ABD / Korku-Gerilim-Gizem / 97 Dk.

 

 

 

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here